Hasan Boz’dan şiir kitabı: Mülteci Yalnızlığı

Londra’da toplumsal çalışmalarıyla tanınan Hasan Boz’un, “Mülteci Yalnızlığı” başlıklı şiir kitabı Türkiye’de “Gece Kitaplığı” yayınlarından piyasaya çıktı.

Uzun süre Türkiye ve Londra’da gazetecilik de yapan Boz, şiirlerinde bir döneme damgasını vuran 78’lilerin mücadelesi ve Londra’daki mülteci yaşamını konu ediyor…

“Mülteci Yalnızlığı” Londra’da Türkçe kitap satan kitapçılardan da satın alınabilecek.

HASAN BOZ KİMDİR?

1960’da Maraş Afşin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Maraş’ta tamamladı. Kan ve katliamlarla dolu Türkiye tarihinin kara sayfalarından biri olan Maraş Katliamını, katliamın yaşandığı mahallelerin başında gelen Yörükselim mahallesinde yaşadı. Bir çok komşusunu, arkadaşını, akrabasını kaybettiği katliamdan sonra ailesiyle beraber Mersin’e taşındı.

Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, ekonomi bölümünü bitirdikten sonra Ankara’ya yerleşip, Ankara Ulus gazetesinde çalıştı. Adana’ya döndü ve 1989’da İngiltere’ye gidinceye kadar, Dünya, Çukurova Ekspres gazetelerinde muhabirlik yaptı. İngiltere’de Hürriyet, Sabah gazetelerinin Londra bürolarında çalıştı. Halen Londra’da yaşıyor.

HASAN BOZ’UN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

İŞTE MAYIS

İste Mayıs
Aşkın buluşma evi
Kim kalbini gizleyebilir Mayısʼtan
Zaptiyeleri kelebekler ve kırlangıçlar
Falisyalarıyla, sardunyalarıyla,
Hercai menekşeleriyle
Pusu kurar,
Müge çiçeğiyle avlar seni

İstersen al,
Sibiryaʼya kaçır
Buzulların arasına sakla
Dondur sevmelerini
Orda da bir kardelen çiçeğiyle bulur
Isıtır yüreğini

Mayıs, avaş alanlarına da iner
Kekik kokusuyla bastırır barut kokusunu
Taze çimenlerle sarar yaraları
İpek bir şal gibi örter üstünü ölülerin
Bir, kanlı apoletleri temizleyemez Mayıs
Bir de kararmış ruhlarını

Haydi kalk, Mayısʼla yıka yüzünü
Erguvanlarla arkadaş ol
Dağ gülleriyle paylaş sırlarını
Yüreğin dingin bir ırmakta aksın
Mavi bir kuşun kanadında salınırken dişlerin

GÜLÜŞÜNDEN ÖPERİM BEN SENİ
Kızım Erinʼe

Baharda açmış portakal bahçesidir kokun
Dudakların tomurcuklanmış narçiçekleri
Gülüşünün ucundan öperim ben seni

Koşman kırlangıç süzülüşü
Ceylan sekişidir yürüyüşün
Kumsalda bıraktığın
Ayak izlerinden öperim ben seni

Ilık bir esintiyle savrulur saçların
Denizin mavilikleri kucaklar seni
İnciler dökülür omuzlarına
Saçlarından süzülen damlalardan öperim ben seni

Erinʼim, kızım, çağla çiçeğim
Ömrümün verilmiş en güzel hediyesi
Tropikal balıklar oynaşır gözlerinde
Kirpiklerinin ucundan öperim ben seni

ÖMRÜMÜZ NE KADAR KISA MARJOLİJN

Ömrümüz ne kadar kısa Marjolijn
Daha yeni öğreniyorduk
Bir elmanın kokusuna karışmayı

Tüylerinde parıldayan ay ışığı
Bir kuğu geçiyor
İkiye yarararak
Kederle akan bir ırmağı

Hadi bir kez daha öp beni
Göçmeni değil miyiz şu hayatın
Sarı bir akşam iniyor şehre

Ömrümüz ne kadar kısa Marjolijn
Bir de şairliği tuttu Cemal Süreyaʼnın
Yüklü bir bahşiş bıraktı tanrıya

Fırtınadan geçen ateşli yüreklerimizle
Kucaklasak ve öpsek dünyayı
Durdurabilir miyiz değişen iklimleri

Haydi, öperek bir cumhuriyet yap
Bastığımız toprağı
Göğsüm, sabahlarla delik deşik bir tarla

Hayat ne kadar güzel Marjolijn
Terden ve fısıltılardan anladık bunu
Yazık ki ölüm, hepimizin çaresizliği

AKDENİZ YURDUM BENİM

Akdeniz, yurdum benim
Her an aşka aralı ıslak dudak
Ilık ve yumuşak karnı kadınların

İspanyaʼda bir güzeli öpsem
Cesedim İskenderun körfezinde karaya vuruyor
Dudaklarımda hâlâ o esmer öpücüğün sıcaklığı

Hatırlıyor musun Akdeniz 1985 Haziran başlarıydı Timur, Fazlı, Toruş ve Sami
Koynuna girmiştik senin
Rahmin sıcak bir elmas gibi avuçlarımızda

Akdeniz, sevgilimsin unutma
Yeniden, yeniden döneceğim koynuna her yaz
Nişanımı tazelemek için memelerinle

SAÇLARINDA AKDENİZ’LE KUŞATTIN BENİ

Bir çağıltıyla geldi kokun
Sonra sesinin tedhişçi güzelliği

Saçlarında Akdenizʼle kuşattın beni
Çaresiz tutsağım ikinize

Yuvarlandığım uçurumlardan
Üçünüze tutunarak çıkıyorum
Şiire, sana, bir de Akdenizʼe

Bırakıp gitmen imkansız artık
Şiirin ağırlığını bağladım
Yüreğime hapsettim seni

Ya apansız çekilsen ufkumdan bir yana
Geriye ne kalır
Bir İskoç alkoliği gibi yığılırım kaldırımlara

MÜLTECİ YALNIZLIĞI

Karadut tadında bir esmer kız
Gitar çaldı, şarkılar söyledi Latin dillerinden biriyle
Sesinde ılık bahar buğusu
Yalnızlığı sildi içimizden, çiçekler serpti üzerimize

Eski kilise caddesi o gün
Tüm renklerin buluşma eviydi
Dudaklarında kırlangıçlar süzülen iki lezbiyen
Boyunlarında gökkuşağı

Mayıs dinginliği, şarap, mavi gökyüzü
İpek sessizliğinde dökülse de üzerimize
Mülteci yalnızlığımız kanar durur
Bir kelebek kanadı dokunsa da

HER DEFERİNDE YENİ BİR DAĞLA ÇARPIŞTIRIRIM YÜREĞİMİ

Her seferinde yeni bir dağla çarpıştırırım yüreğimi
Irmaklar ve şelaleler şahittir buna

Dağların arasına sıkışmış ayna kırıkları mı
Sonsuz bir mavilikte akan bulut mu ruhum

Bir gün sevmekten yorulacağımı sananlar, yanıldılar
Dünyanın bütün kadınları şahittir buna

Aşkın rengi mavidir
Esmer de olsa sevgilin
Kumral da olsa, sarışın da

Yeniden başlamak için bir şiire
Ya yeni bir sevdaya batırırım yüreğimi
Ya da yeni bir acıya

Gittiğim her ülkede ilk baktığım
Kadınlar ve çocuklardır
Çünkü dünyayı ve hayatı kavrarım onlarda

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.