‘Hatırla Sevgili’nin hatırlattıkları

‘Hatırla Sevgili’nin hatırlattıkları

0
PAYLAŞ

Kişilerin özel hayatlarıyla ilgilenmeyi seviyorum. Bu durumumun gazetecilikle, magazinle hiç alakası yok. Mahremiyet sınırlarını zorlayan, özel hayatı deşifre eden bir merak değil benimkisi.


Benim bu merakım çocukluk yıllarıma dayanıyor. Bu magazinel tutkumu belki de, annemin genç kızlık döneminde alıp okuduğu ve atmaya kıyamadığı için benim de çocukluk yıllarımda okuma fırsatı bulduğum “Hayat” dergilerine borçluyum.     


Örneğin, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Prenses Süreyya’dan ayrılıp Farah Diba ile evlendikleri günlere dair o kadar çok yazı okumuştum ki, Humeyni ile gelen devrimin ardından İran’ın yakın tarihini öğrenmeye beni iten nedenlerin ardında, bu okuduklarımın etkisi olduğunu biliyordum.


Müzeyyen Senar’ı, Safiye Ayla’yı, Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Atadan’ı Kraliçe Elizabeth’in gençliğini, Prens Charles’ın yaramazlıklarını, Marlyn Monreo’nun bir daha hiçbir yerde göremediğim fotoğraflarını, dünyanın en güzel dudaklı kadını Simone Signoret’i, Fellini’nin “Dolce Vita”sındaki Anita Ekberg’i, Metin Oktay’ı hep çocukluk yıllarımda tanıdım.


Özel hayatlara duyduğum ilgi daha sonraki yıllarda okumak için seçtiğim kitaplara da yansıdı. Kemal Tahir’in kitapları, Fatma İrfan’a yazdığı mektuplarını okumamış olsaydım ilgimi çeker miydi, bilemiyorum? Nazım Hikmet’in cezaevinden karısı Piraye’ye, Kafka’nın hasta yatağından Milena’ya yazdığı mektuplar hep birer ipuçları olarak onların eserlerini anlamamda bana yardımcı oldu.


Son olarak “Hatırla Sevgili” adlı dizi özel hayatlara olan ilgimi kamçılıyor. Adnan Menderes’i, Londra’ya giderken geçirdiği uçak kazasını ve kazadan kurtuluşunu, Demokrat Parti’nin sonunu hazırlayan olayları, basına uygulanan sansürleri, gazetecilerin tutuklanıp cezaevlerine konulmasını, muhalefetin tutumunu, halkın ve öğrencilerin gösteri yürüyüşlerini, 3 idamla sonuçlanan Anayasayı ihlal davasını, bu davada yaşananları bu diziyi seyredince daha çok merak etmeye başladım. Dizide bunlara ait bilgiler az da olsa var ama, açıkçası bunlar benim merakımı daha da kamçılıyor.


Dizide çok güzel bir aşk anlatılıyor. Üç kuşağa mal olan siyasi kargaşanın gölgesinde yaşanan bir aşk bu. O yüzden tıpkı Türkiye’nin siyasi çalkalanmalarını barındırıyor bünyesinde. Yıllarca komşu ve dost olan biri CHP’li, diğeri DP’li iki ailenin 27 Mayıs askeri müdahalesiyle ayrılan yollarını ve kuşaklara yayılan öyküsünü izlerken, döneme dair belgesel niteliğindeki sahneler insanın içini hem ısıtıyor hem de acıtıyor.


“Hatırla Sevgili” o dönemi yaşayan yaşamayan herkesi etkiliyor. Her bölümden sonra buruk bir tat bırakıyor arkasında. O günleri yaşamayanlar, halkın CHP ve DP’yi tıpkı takım tutar gibi paylaşmasını anlayamıyor. Bugünün gençlerinin anlayacağı bir şey değil bu. Bugünün gençlerinin anlayamayacağı bir başka nokta da, 27 Mayıs ihtilali ve Yassıada’da yaşananlar. Adnan Menderes’in idam edildiği sahneyi unutabileceklerini de sanmıyorum.


Ben bu sahneyi yıllar önce okuduğum Necip Fazıl Kısakürek’in “Cinnet Mustatili” adlı kitabından hatırlıyordum. Yazar, o kitabında uzun yıllar yattığı cezaevindeki, o birkaç adımla sona eren dikdörtgendeki cinnet günlerini anlatıyordu. Kitapta sadece yazarın cezaevi anıları yoktu, yakın tarihimizin canlı anlatımı da vardı.


Kitabın sonunda yer alan Adnan Menderes’in idam anını okuduğumda uzun süre kendime gelememiştim. “Hatırla Sevgili”deki infaz sahnesi bana o günkü duygularımı hatırlattı. “Ben bu sahneyi görmüştüm” dedim. Tek fark vardı, idama tanık olan hava eri bayılmamıştı.


Necip Fazıl Kısakürek’in kitabında yakın tarihimizin en büyük ayıplarından biri olan bu olay, tanıklarının ağzından şöyle anlatılıyordu.


“…Motordan elleri kelepçeli çıkarılıyor ve doğru maruf başsavcısının bulunduğu, idare binalarından birindeki odaya götürülüyor. Burada 45 dakika kadar elleri daima kelepçeli, bir koltukta bekleyiş veya bekletiliş. (Bu bekleyiş sırasındaki resmi neşredilmiştir.)
…Orada kendisine beyaz gömleği giydiriyorlar, ellerini arkasından kelepçeliyorlar ve yürütüyorlar.
…O sırada biri, kendisini sürükler gibi bir hareket yapıyor…
Kelimesi kelimesi duyulan sözü
– Dokunmayın! Ben kendim giderim!
…Sehpa; Üsküdarlı Kemal adlı cellad, hazır, tarihi avını kovalamakta. Masaya ve oradan masanın üzerindeki iskemleye çıkış.
…Ismarlama hocaların, göstermelik şiveleriyle din telkinleri…
Aynen duyulan sözü:
– Dur!
Cellad devam ediyor…
Tekrarlanan söz:
– Sana dur diyorum! Bir dakika!
Ve Menderes’in dudakları, yalnız kendi gönül kulağına ve Allah’a hitap ederek kıpırdamaya başlıyor.
… Tamam…
Havada sallanmakta…
Fena takılmış ipin tesiriyle biraz uzunca süren can çekişme…
Hava erlerinden birkaçı bayılıyor”


“Hatırla Sevgili” bana sadece bu sahneyi değil, özel hayatlara olan ilgimi yeniden hatırlattı.  Evet, ben özel hayatlarla ilgiliyim. Günceleri, biyografileri, mektupları, anıları okumayı, bu tür filmleri izlemeyi seviyorum. Çünkü onlar kurgu değil, hayatın taa kendisi…


 

BİR CEVAP BIRAK