Hava kurşun gibi ağır ülkemde…

Hava kurşun gibi ağır ülkemde…

0
PAYLAŞ

Son günlerde hava kurşun gibi ağır ülkemde…

Henüz çevresinde olup bitenleri tam algılayamayan ve lay lay lom yaşantısına devam edenlerin dışında, yaşama dair, insanca yaşamaya dair talepleri olan ve bunun için mücadele eden hemen herkesin çok net hissettiği bir baskı ortamı; dozu, şiddetti, kapsamı her geçen gün artan müdahaleler ve kısıtlamalarla karşı karşıyayız…

Bir insanın bir şeyin kısıtlandığını, eksildiğini, ondan yoksunlaştığını anlaması için onu araması, ona ihtiyaç duyması gerekir… Hiç bir zaman yasakların dışına taşmayan, sistemin dışında düşünmeyen ve dayatılan yaşamdan farklı bir yaşam olabileceğini sorgulamayan insanlar özgürlüğün, özellikle düşünce ve ifade özgüğrlüğünün anlamını kavrayamazlar…

Özgürlüğün sınırlarını zorlamayanlar özgürlüğün önemini, su gibi elzem bir ihtiyaç olduğunu algılayamazlar.

Sürü psikolojisi ile yaşayan insanlar kendilerine tanınan sınırların dışına çıkacak, mevcut sistemin taleplerini aşacak herhangi bir düşünce veya üretimleri olmadığı için yasaklanma, kısıtlanma, suskunluğa zorlanma duygusunu tanımazlar;

Bu insanlar, insanlığı geliştiren, insanlığa daha iyi yaşama koşulları sağlayan, dünden bu güne insanlık adına tüm kazanımları hayatlarına katan şeyin düşünce ve ifade özgürlüğünden geçtiğini bilmezler.

Eğer bazı cesur insanlar kendi çağlarının ve sistemlerinin dışında bir dünya hayal etmeseydiler, bu hayallerini hayata geçirmeseydiler bugün hala kölelik döneminde yaşıyor olabilirdik; kız çocukları hala doğar doğmaz toprağa diri diri gömülüyor, kadınlar ya erkeklerin haremi ya da avradı oluıyor, taht kavgaları yüzünden evlatlar, kardeşler, anneler, babalar hunharca katlediliyor olabilirdi…

Bu sistemleri, çağının ötesinde, kendi dönemlerindeki tüm kısıtlamalara ve yasaklara rağmen yaşadıkları düzeni sorgulayan, ölümü göze alarak insanca yaşamayı savunan ve gerektiğinde bu uğurda ölen insanlar sona erdirmişlerdir…

Eğer insanlık en başından içinde bulunduğu koşulları zorlamasaydı, zorbalık, zulüm ve yasaklar yüzünden dayatılan yaşamları olduğu gibi kabul etseydi bugün ne insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ne de sahip olduğumuz diğer hak ve özgürlükler söz konusu olabilirdi…

Egemenler, mevcut sistem sayesinde başkalarına göre ayrıcalıklı yaşamayı garantileyebilenler, o sistemin ve statü-konun değişmesini asla istemezler; değiştirmeye çalışanları da kendilerine ve çıkarlarına düşman olarak görerek yok etmek isterler…

Bilirler ki bu insanların düşünceleri ve talepleri halk tarafından da anlaşılır ve kabul görürse, egemenlikleri sona erecektir; zenginlik ve refah içinde yaşamayı, sadece kendilerine hak gördükleri, ülkenin tüm kaynak ve olanaklarını halka rağmen sadece kendi çıkarları için kullandıkları sistemleri, düzenleri yıkılacaktır…

Bu yüzden halka sorgulamayı öğreten bir eğitim sistemini istemezler; halkı bilinçlendirecek, gerçekleri gösterecek aydınları akademisyenleri, bilim insanlarını sevmezler, kendi üniversitelerinde, kurumlarında barındırmazlar…

Onları yok etmeye, sindirmeye, pasifize etmeye çalışırlar. Halkın onlara güvenini sarsmak ve onlardan etkilenmesini önlemek için bu insanları itibarsızlaştıracak, değersizleştirecek vatan haini, anarşişt, terörist, bir avuç marjinal, aykırı insan söylemlerini kullanarak sadece gözden düşürmekle kalmaz bir de hedef haline getirirler…

İRONİK bir şekilde halkı özgürleştirecek, sömürüden kurtaracak, daha iyi yaşamasını sağalayacak insanları halk düşmanıymış gibi gösterirler ve onları hedef haline getirerek halka kendi elleriyle yok ettirirler…

Evet ülkemde hava kurşun gibi ağır…

Yaşam koşulları kötüleştikçe ve yaşam savunucuları arttıkça sistemdeki şiddet ve baskının dozu artıyor…

Ülkede ne kadar yaşam ve hak savunucusu varsa; gelecek için, insanca yaşamak için mücadele veren insan varsa hepsi marjinalleştirilmek isteniyor; bir kısım teröristler,, anarşistler, sistem dışı gruplar, devlet düşmanları gibi tabirler kullanılarak itibarsızlaştırılmak, halkın gözünden düşürülmek, hedef haline getirilmek isteniyor.

Bu gerçeği 1 Mayıs’ta açıkça yaşadık… Nerede bir hak savunucusu varsa, evini, ekmeğini, emeğini, deresini, suyunu, yaşam alanlarını, çalışma hakkını, iş güvencesini, kadın haklarını, insan haklarını, öğrenci haklarını, özgürlüğü, özgürleşmeyi, insanca yaşamayı savunan insan varsa hepsi devlet yetkilileri tarafından sistem dışı marjinal insanlar olarak ilan edildi ve devlet düşmanı olarak halka hedef olarak gösterildi… Ana muhalefet partisi bile bundan nasibini aldı…

1 Mayısı kutlamaya gelenlere, hatta orada tesadüfen bulunanlara, yoldan geçenlere, esnafa, turistlere bile aşırı derecede orantısız güç kullanıldı ve ana akım medyanın da sayesinde “biz bunlara ne kadar zülmetsek azdır, çünkü bunlar sizin, halkın düşmanlarıdır” algısı yaratılarak orada yapılanlar, kullandıkları şiddet, vahşet, gaddarlık meşulaştırılmaya çalışıldı.

Evet bizler sistem karşıtıyız; bize layık görülen bu muameleye, ülkemizin bu şekilde yönetilmesine, baskılara, zülme, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşıyız ama asla halk düşmanı değiliz! Bizzat halkız…

Biz hiç bir şeye düşman olamayacak kadar halkımızı, insanları, doğayı, yaşamı seviyoruz ve bu yüzden onları savunmak uğruna sistemin şiddetini, nefretini, bizi yok etme tehdidini göze alıyoruz.

Onlar için normal olanlar bizler için anormal olduğu için bizler sistem karşıtıyız, aykırıyız, marjinaliz….

Onlar rant uğruna doğayı, çevreyi tahrip etmeyi, dereleri kurutmayı, ormanları kesmeyi, insan yaşamını tehdit edecek atıklarla suları zehirlemeyi, halkların, emekçilerin mahallelerini, evlerini yıkıp yaşamlarını alt üst etmeyi normal görürken, bizler buna karşı direndiğimiz, bunu kabullenemediğimiz için sistem karşıtıyız, aykırıyız, marjinaliz…

Onlar için biri yerken diğerinin bakması, adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, kendileri bolluk içinde yaşıyorken milyonların aç olması, işsiz olması normalken, bizler bunu kabullenmediğimiz için, buna karşı mücadele ettiğimiz için anormaliz, aykırıyız, marjinaliz…

Onlar için İnsan canının hiç değer taşımaması; iş kazasında, cephede, kendi devleti, askeri tarafından sınırlarda, trafik kazalarında, madenlerde, inşaatlarda, kadın cinayetleri veya geçim sıkıntısı yüzünden cinnet geçiren babaların, kocaların elinde bir sürü insanın hayatını kaybetmesi normalken, ‘olur böyle kazalar’ diye hafife alınıp geçiştirilebilecek bir konuyken, bizler insan hayatını çok ciddiye aldığımız, bu şekilde ölmeyi, öldürülmeyi insan onuruna yakıştıramadığımız için normal değiliz, aykırıyız, marjinaliz…

Evet kabul ediyoruz; biz bu düzeni sevmiyoruz; adaletsiz, eşitsiz, baskıcı, zalim, halka karşı bir sistem olarak görüyor ve değiştirmek istiyoruz…

Bu marjinallikse, aykırılıksa, sistem karşıtlığı ise evet biz marjinaliz, aykırıyız, sistem karşıtıyız…

Onlar kendilerine karşı olmayı halka da karşı olmak olarak gösteriyorlar, halkı buna inandırmaya çalışıyorlar…

böyle olması için onların çıkarları ile halkın çıkarlarının uyuşması gerekmez mi? Onlar kazanırken halkın da kazanması…

Bu kadar çok yoksul varken, evsiz varken, işsiz varken, yoksun varken bir avuç azınlığın aşırı bir lüks içinde yaşaması, bolluk içinde yüzmesi, asıl anormal olan bu değil mi? Aykırı olması gereken, marjinal olması gereken, halk düşmanı olarak nitelendirilmesi gereken bunlar değil mi?

Emeğimizi, ekmeğimizi sömürenler; evimizi, mahallelerimizi yıkanlar; deremizi, toprağımızı kurutan, çoraklaştıranlar; biz yoksullaştıkça varlığı artan, zenginleşenler; biz eksildikçe çoğalan, gücüne güç katanlar; bizim kaybettiklerimiz, hakkımız olduğu halde alamadıklarımız sayesinde cüzdanları dolan, malı mülkü artanlar, asıl halk düşmanları bunlar değil mi?…

Halkına bu şekilde silah doğrultan, biber gazıyla, plastik mermilerle, gaz bombalarıyla, copla, tayzikli suyla, tuzak kurarak, pusuya düşürerek, avını kovalayan avcının kurbanını köşeye kıstırıp üzerine çullanması gibi planla, stratejiyle, hesaplı, kitaplı, gadarca, hunharca halkına saldıranlar, zarar verenler asıl halk düşmanları bunlar değil mi?…

Amaç Taksim’e girişi engellemek, girenleri durdurmak değildi, bu 1 Mayıs’ta…

Önlerine çıkan herkesten hınç aldılar adeta; savunmasız, yerinde duranlara, gazdan kaçıp bir yere sığınmaya çalışanlara, esnafa, turistlere, helikopterle tepeden takip ederek sokak aralarında kıstırdıkları gruplara herkese acımasızca, hınçla gaz püskürttüler; sıktıkları gazlar evlerin içlerine kadar girdi, sıktıkları gazlı sular etraftaki mağazaları sular altında bırakarak esnafa büyük zarar verdi; ambulansların içindeki hemşirelere, yaralılara zarar verdi; ne kadar püskürtseler hınçları geçmedi; insanları geçici bir süre rahat bırakarak toparlanmalarını sağladılar; tam toparlanıp bayram havasıyla halay çekmeye başladıklarında bir daha, bir daha gaz sıktılar….

İnsanların canının yanmasından, acı çekmelerinden zevk alır gibiydiler; bizzat nişan alıp ateşledikleri insanlara hedef tuttuğunda zafer işaretleri yapıyorlardı…

Radikal gazetesinde EMNİYET SEN mensubu bir polisin itirafları bu yazdıklarımı tamamen doğrular niteliktedir. Ben bu noktada yazımı bitirerek onun itirafları ile sizleri baş başa bırakıyorum.

“Özellikle ‘savaş stratejisi’ kullanılıyordu. Örneğin Şişli’de bazı grupların özellikle bir yere toplanıp etraflarına demir parmaklık çekildikten sonra gazlandıklarını, Beşiktaş’ta bir saatten sonra polisin çekilerek kalan tüm grupların toplanmasına izin verdiğini, 10 dakika sonra da su ve gazla müdahale ettiğini gördüm. Karşınızdakinin, ‘düşmanın’ başka türlü düşünmesini sağlayacak hamleler yapmak ve gafil avlamayı planlamak savaş stratejisidir. Caydırmak değil”.

“Bir meslek mensubu olarak bu gibi olaylara gerek olmadığını düşünüyorum”…

“Söz ettiğim Beşiktaş’taki son ‘tuzağın’, gazetecilerin kulağına gelen şöyle bir arka planı var: Düzenleme komitesinden temsilciler alandaki yetkiliyle görüşüp son bir açıklama yaparak kendileri dağılmak istediğini söylüyor. Kabul ediliyor, polis geri çekiliyor, binlerce insan toplanıyor. O an yılgınlığın üzerine gerçekten coşkuyla marşların, şarkıların yükseldiği bir an, fakat helikopterle gezen valinin bu toplaşmadan mutlu olmayıp anında dağıtılması talimatı verdiği söyleniyor. Anlaşma bozuluyor, birden çok yoğun su ve gaz başlıyor. Öyle bir izdihamdı ki yaşanan… “

Bitireceğimi söylemiştim ama şunları söylemeden geçemeyeceğim…

Evet ülkemde hava kurşun gibi ağır…

Özgürlüğün, özgürleşmenin önemini bilenler için soluk almak her geçen gün zorlaşıyor; Baskı ve şiddetin dozu ve kapsamı her geçen gün artıyor…

Tüm yaşam ve hak savunucuları ana akım medyanın da ustaca kullnılmasıyla marjinalleştirilmeye, sistem dışı, aykırı gösterilmeye çalışılıyor…

Ey uyan halkım senden seni koruyanlardan, çıkarlarını savunanlardan nefret etmen isteniyor…

Çünkü ne zorbalığın, ne gaddarlığın, ne silahların, halkın nefretinin aydınlara, ilericilere, devrimcilere yapacağını, verebileceği zararı kimsenin veremeyeceğini çok iyi biliyorlar…

NOT: İsteyenler Pınar Öğünç’ün Radikal için yaptığı ‘EMNİYET SEN gözüyle 1 Mayıs yazısına ulşarak roportajın tamamını okuyabi,lirler.

BİR CEVAP BIRAK