Hayvanlar vicdan dersi veriyor

PAYLAŞ

Bugün bir hayvan dostu arkadaşımdan bir video görüntüsü aldım… Bir köpeğe otobanda bir minibüs çarpıyordu. Çarpan minibüs yaralı köpeğin yaşayıp yaşamadığına bile bakmadan olay yerinden hızla ayrılıyordu. Ardından gelen diğer araçlar da aynı şekilde yaralı köpeğe tepkisiz kalıyor ve olay yerinden hemen uzaklaşıyorlardı.

Derken bir mucize gerçekleşiyordu; otobanın bir ucundan, başka bir köpek, üzerine gelen araçlara hiç aldırmadan, delicesine hayatını ortaya koyarak yaralı köpeğin yanına geliyor, onu boynundan kavrıyor,  yine etrafından vızır vızır geçen araçları hiçe sayarak onu otobanın dışına sürüklemeye çalışıyordu…

Yaralı köpeğin kurtulup kurtulamadığını videodan anlayamadım ama bir köpeğin başka bir köpeğin hayatını kurtarmak için verdiği bu insanüstü çaba karşısında gözyaşlarımı tutamadım, ağladım…  Bu videoyu aşağıda verdiğim linkten siz de tıklayıp seyredin, gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız,  feci şekilde dokunacak inanlığınıza…

Siz de benim gibi belki de insanlığınızdan utanacaksınız…

http://www.liveleak.com/view?i=774_1228266264

Biz insanlar her geçen gün duyarlılıklarımızı yitirirken, hatta bazen bir vicdanımız olduğunu bile unuturken, hayvanlar bize ders verircesine inanılmaz dostluk, sevgi ve sadakat örnekleri sergiliyorlar hayatlarından…

Örneğin bir kedi,  annesi zehirlenerek öldürülmüş bir köpek yavrusunu kendi yavrusu gibi benimseyip emzirebiliyor, koynunda uyumasına izin verebiliyor, yavrusuymuşçasına yalayıp temizleyebiliyor onu…

Bu haberin, Sabah gazetesinde ‘zehirlenerek ölen köpeğin yavrularına bir kedi baktı’ başlığıyla yayınlanmış şeklini, Google’dan tıklayarak ayrıntıları ile okuyabilir siniz. 

***

Zehirlenen köpeğin yavrularına bir kedi baktı

Büyükçekmece’de zehirlenen 10 yavrulu bir köpek sağlığına kavuşana kadar yavrularına semt sakinleri ve Van kedisi Cimcime annelik etti.

İnsanların ‘köpekle kedi düşmandır, bir arada bulunamazlar’ ezberini bozarcasına sevgiyle, şefkatle yapıyordu bunu Cimcime üstelik…

Yine bir kedi, insanların zehirlediği ve yerde kaskatı yatan bir annenin koynundan meme emmeye çalışıp, süt gelmediği için ciyak ciyak miyavlayan yavruları görüyor; onların miyavlamalarına duyarsız kalamıyor, oracıkta emziriyor onları, sonra da yuvasına, yavrularının yanına taşıyor;  Bu olay, kedi ve köpeklerin İstanbul’da Kartal belediyesi tarafından zehirlenerek öldürüldüğü olayın ardından oraya gelen hayvan dostları tarafından bizzat tecrübe edilmiştir. Anne kedi yavruları emzirdikten sonra, önce birini almış kaybolmuştur ortadan; sonra gelmiş diğerini almış yine kaybolmuştur; böylece annesi zehirlendiği için öksüz kalan dört yavrunun hepsini tek tek kendi yuvasına taşımıştır. Sonradan takip edildiğinde anne kedinin kendisinin de beş yavrusunun olduğu görülmüştür; düşünün sekiz memesi olan bir anne dokuz yavruyu nasıl besleyeceğinin hesabını bile yapmamaktadır; sırf annelik içgüdüsüyle tereddütsüz sahiplenmektedir o öksüz yavruları

Kartal’daki katliam olayını isteyenler internetten detaylı okuyabilir, o dehşet resimlerine de arzu ederlerse bakabilirler; ibret almak için bakmak da gerekir  aslında ama yine de yürek ister o görüntülere bakmak… Kartal katliamı ile ilgili, olayı bizzat yerine giderek görmüş bir arkadaştan gelen maildeki ifadeleri  kullanarak aktarmak istiyorum:

“YÜREK DAYANMIYOR BU VAHŞETLERE

Kartalda 1 hafta arayla katliamlar tüm hızıyla devam ediyor. Bu akşam 7.30 sularında Yağmur’un beni aramasıyla öğrenmiş bulunduğum katliama üzerine her zaman olduğu gibi Gül’ü aradım ve hemen olay yerine gittik. Gördüğümüz dehşet manzarası yine aynıydı, zehirleme türü yine zehirli etlerdi; ortalık et kaynıyordu. Toplanabilenler toplandı, gece olduğu için yarın yine toplama işine devam edilecek. Geçen hafta kurtulanlar bu hafta öldürüldüler, gözleri aydın kurtuldular. Can çekişen 1 tanesi için gelen Veteriner Hekim olaya hemen müdahale edip serum taktı; daha sonrada Tülay Hanım tarafından Hastaneye kaldırıldı; şu anda hastanede onun için dua edelim demekten başka bir çaremiz yok ama bunu yapanların ardına kalmayacağını da bilmesi gerekiyor. Bu sefer ölenlerin arasında kuşlar da var, tam anlamıyla tabiattaki tüm canlıları hedef almışlar anlaşılan… Geçen hafta kedi, köpek, kirpi bu haftada buna saksağan kuşları eklendi… O etler ortalıkta duruyor, oraya piknik için bir çocuk gelse onları tutsa bakın o zaman yer yerinden oynar mı, oynamaz mı ? Diyecek hiç bir şey bulamıyorum, hani burası MÜSLÜMAN bir Ülke o halde niye Bayram günü bu katliam soruyorum!!! Zehirli etten nasibini almış yavrulu bir anne, yakalayamadık onu, yavrularını emzirdiğinde yavrularına ne olacak, onu düşünüyorum…”
 
Bu yazıyı okuduğunuzda sonra bir de otobandaki o köpek olayını düşünüyorsunuz; o inanılmaz olayı; bir köpeğin kendi hayatını tehlikeye atarak, otoban trafiğinin hızına aldırmadan, yerde yaralı yatan belki eşi, belki grup arkadaşı (sokak köpekleri arasında bu tür dayanışmalar, gruplar halinde yaşayarak birbirini koruma içgüdüsü olduğu bilinmektedir) ya da herhangi bir köpeği kurtarmak için sarf ettiği insan üstü çabayı, insanlığınızdan utanıyorsunuz… insan üstü çaba demek gerekiyor çünkü artık insanlar bırakın diğer canlılar için, birbirleri için bile çok fazla çaba harcamıyorlar;  Oysa köpekler hesapsız, kitapsız, canlarını tehlikeye atarak çabalamaya devam ediyorlar; Yukarıdaki örnekte bir başka köpek için, alıştığımız bir çok örnekte ise sahipleri ya da çevrelerindeki insanlar için, vefayla, sadakatle, cefakarca canlarını tehlikeye atıyorlar…

İnsanlar ise onları zehirleyerek, öldürerek ödüyorlar vefalarını!!!

Bize ne oluyor böyle?
Ne hale geldik biz?

Vicdanlarımıza ne oldu?
İnsanlığımıza ne oldu?

Neden bu kadar katılaştık?
Neden bu kadar duyarsızlaştık?

Belki bir çoğumuz kötü değiliz, yani kendimiz bir kötülük yapmıyoruz; ama yapanları seyrediyoruz, bu da bir kötülük değil mi?… Yaralı bir canlıyı yüz üstü bırakıp gidebilmek, ona biz çarpmasak da onu ölüme tek etmek, bu bir kötülük değil mi? Sırf bizi havlamalarıyla rahatsız ettiklerine kızdığımız için, ya da çocuklarımız korkudan sokağa çıkamıyor diye, belediyelerin sokak köpeklerini zehirleyerek patır patır öldürmesine hiç tepki göstermemek, hatta azaldılar diye içten içe sevinmek, bu bir kötülük değil mi?

Böyle davranarak, yaptıklarına tepkisiz kalarak,  o belediyeleri biraz da biz cesaretlendirmiş olmuyor muyuz?

Oysa hangi belediye olursa olsun, halkın buna tepkisini bilse, bunun sadece hayvan derneklerinin tepkisiyle kalmayacağını bilse, bu katliamların böyle kolay yapılamayacağı kesin; hala bir yerlerde rahatça hayvanlar zehirlenerek öldürülmeye devam ediyorsa, bu halk sustuğu içindir, bu hepimiz sustuğu içindir, kesin!!!

Çünkü belediyelerin vicdanı olmasa da oy kaygıları var; hele de belediye seçimlerinin bu kadar yaklaştığı dönemlerde…

Bu yüzden Kartal’daki hayvan katliamından sizler de sorumlusunuz Kartal halkı… Türkiye’deki bütün hayvan katliamından hepimiz sorumluyuz… Biz sustukça çevremizdeki hayvanların sinsice zehirlenerek öldürülmesi hep devam edecektir; bunu yapan vicdansızlar her zaman olacaktır çevremizde…

Niyetinizi salkıyabilirsiniz belki ama içinizden geçen duyguları kendinizden saklayamazsınız ki… O hayvanların sokaklardan eksildiğine, azaldıklarına sevinirken bir de onların nasıl eksildiklerini, nasıl azaldıklarını, azaltıldıklarını düşünseniz; onların belediyelerce zehirlendikten sonra kaskatı kalmış cesetlerini bir görseydiniz!!! Aslında ‘Kartal’da köpek katliamı’  diye Google’dan gerekli linkleri bulabilir ve tıklayabilirsiniz. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız… O dehşet manzarasına, o korkunç görüntülere baktığınızda,  bunu yapmanın hiçbir vicdana sığamayacağını o zaman siz de anlayacaksınız….

Bu görüntüleri bulup bakın gerçekten, bakın ki, bir dahaki sefer mahallenizdeki köpekler azaldığında ya da yok olduğunda başlarına neler gelmiş olabileceğini tahmin edin ve onları sevmeseniz bile acıyın; bir daha öyle kolay sevinmeyin kaybolduklarına…

Aslında hayvan haklarının kabul edildiği ülkelerde bu tür olaylar saptandığında, yani bir hayvana eziyet edildiği ya da kasıtlı olarak öldürüldüğü belirlendiğinde hapis suçu da dahil bir çok cezai yaptırımlar uygulanmaktadır.

Örneğin Amerika’da Animal Cop (hayvan polisi) denen bir polis teşkilatı vardır. Bunlar eziyet edilen, zulüm gören hayvanlarla ilgili şikayetleri değerlendirirler; olay yerine gider, gerçekten şikayet edildiği gibi bir duruma rastlarlarsa ve bunu darp izleri, yaralar v.b. gibi kanıtlarla da saptarlarsa, olayın faillerini derhal tutuklarlar ve hapse gönderirler. İşkenceye maruz kalmış hayvan da derhal bulunduğu yerden alınarak önce rehabilitasyon merkezine tedaviye, daha sonra da sahiplendirilmek üzere barınaklara gönderilir…

Amerika’da yaşadığım dönemde, bu programları çok sık izlerdim; bir keresinde sahibi tarafından gözü matkapla delinen bir köpek vakası izlemiştim, günlerce aklımdan çıkmamıştı o görüntüler…

Diyeceksiniz ki Amerika’da hayvanları uyutan merkezler var… Doğru ama buna karşı ciddi mücadeleler de var… Bu tür uygulamalar mümkün olduğunca azaltılmış durumda…  Avrupa ülkelerinde ise çoğunluğunda bu tür uygulamalar, hayvanların uyutulması v.b. olaylar  bir suç;  Doğu Avrupa ülkelerinin içinde bulunduğu azınlık bir bölümde hala kötü uygulamalar, uyutma olayı görülüyor ama bu ülkeler  bile hala  hayvan hakları konusunda Türkiye’den ileri durumda…

Artık dünyanın bir çok ülkesinde insan hakları gibi hayvan hakları da, özellikle de hayvanları yaşam hakkı önemli bir hak olarak görülmekte ve yasal güvence altına alınmış bulunmaktadır.

Umarım Türkiye de bir gün o ülkelerden biri haline  gelebilir; Asında Türkiye’de de hayvan haklarına ilişkin bir çok madde anayasamızda yer alıyor fakat diğer bütün anayasal haklarda olduğu gibi sorunlar uygulamalarda çıkıyor… En büyük temennimiz uygulamalarda durumların düzelmesi; Türkiye’nin hayvanlar için bir cehennem değil cennet olamazsa bile, yaşanılabilir bir yer haline gelmesi…

Ama bunun için bizlerin de bir şeyler yapması gerekiyor mutlaka, bir yerden başlamamız gerekiyor…  Örneğin Kartal’daki katliam henüz çok yeni olmuştur.
Kurban bayramı süresince de devam etmiştir; düşünebiliyor musunuz,  Müslüman alemi için dargınların barıştığı, yoksulların görüldüğü, açların doyurulduğu bu günde katliamlar devam etmiştir; hatta belki de Kurban etleriyle yapılmıştır o katliamlar; bu hayvanlara iddia edildiği gibi belki de zehirli kurban etleri yedirilmiştir…  Hayvanların kaskatı kesilmiş cesetlerinin toplanılmasına bile gerek duyulmamıştır!!! Hayvan severler göz yaşları içinde, içleri sızlayarak toplamışlardır o cesetleri; hala yaşayan birkaç canlı köpeği de son anda şans eseri kurtarabilmişlerdir…

Bu yazıyı okuyan herkes kartal belediyesine bir şikayet telefonu veya şikayet dilekçesi göndererek başlayabilir aslında işe… Ve bu akşam bu masum hayvanlar için iyi bir şey yaptıklarını düşünerek huzurla uyuyabilirler…

Doğa, tabiat sadece bize ait değildir ki…  Evren sadece bizim için yaratılmış değildir ki… Bütün dünya bize aitmiş gibi sahip çıktık her yere, hayvanların yaşam alanlarını yok ettik; gördüğümüz her alana binalar diktik ve betondan  mezarlığa çevirdik çevremizi; sonra su bulamadıklarında, aç kaldıklarında çöpe geliyorlar, pislik saçıyorlar diye onlardan şikayet etmeye, onlardan kurtulmaya çalıştık…

Peki çöpten beslenmeyecek de betonları mı yiyecekler bu hayvanlar…

Su diye kaç kere deterjanlı, kimyasal atık içerikli suları kana kana içtiklerini gördüm onların; düşünün susuzluktan kavrulan içlerini zehirle bastırıyorlar, ama başka çareleri yok ki; su bulamayınca suya benzeyen her şeyi içiyorlar…

Soğuklarda, beton kaldırımlarda uyumaktan, hastalanıp ölüyorlar…

Ne olur hepimiz mahallemizin uygun yerlerine, olmadı çöp konteynırlarının yanına bir kapla su bıraksak; kuru mama bırakmak en temizi
ama bu masraflı diyorsanız, evdeki yenebilecek atıklarımızı bir gazete kağıdına ya da  bir poşete koyarak çöpün içine değil, kenarına bıraksak; çöpe gelen hayvanlar bu su ve mamaları içseler, yeseler; çöpteki çürümüş, mikroplu yiyeceklerle beslenip zehirlenmeseler, hastalanmasalar… 

Bu ilkel bir çözüm olarak göründüyse size bulunduğumuz yerel yönetim ve belediyelerle işbirliği ile bu konuda ortak projeler üretebiliriz. Mesela hayvan dostlarının başlattığı beslenme noktaları, hayvan parkları hali hazırda geliştirilmekte olan projelerden bazıları… Bu konuda kötü uygulamaları olan belediyeler olmakla birlikte gerçekten çözüm üretmekte samimi belediyeler de bulunmakta…  Onları destekleyebiliriz mesela, bu projelerin hayata geçirilmesi için onları teşvik edebiliriz…

Hayvanlardan kurtulmaya değil onlarla birlikte daha iyi koşullarda nasıl yaşayabileceğimiz konusunda fikir üretmeye çalışalım… Türkiye’ye sokak hayvanları için cehennem olan bir ülke gözüyle bakılıyor, bu kara lekeden kurtulalım artık; biz de hayvan dostu ülkeler arasında yerimizi alalım…Bu hayvanlar kısırlaştırılarak çoğalmaları önlense,  mevcut olanların da yine belediye veterinerleri tarafından düzenli aşılaması, bakımı yapılsa; korkmadan, mikrop kaparlar diye çekinmeden çocuklarımızın sokak hayvanlarına sokulmalarına izin verebilsek ve hayvan düşmanı değil hayvan dostu nesiller yetiştirsek daha iyi olmaz mı…

Buradan, Kartal belediyesi gibi, sokakları hayvanlardan temizlemeye kalkan zihniyeti şiddetle kınıyorum ve her zamanki sloganımla ‘SOKAKLAR
HAYVANLARLA DAHA GÜZELDİR’ sloganıyla yazımı noktalıyorum…

 Not: Hayvanlarla ilgili dilekçe veya diğer girişimler için şimdilik çekimser kalıyorsanız bile, en azından bu yazıya yorum yazarak, protestonuzu ve tepkilerinizi iletin; emin olun mesajlarınız gerekli yerlere ulaşacaktır…

____________________

* İÜ’de Yrd. Doç. Dr.

CEVAP VER