Hazır mıyız?

Hazır mıyız?

0
PAYLAŞ

Her katliamın ideolojik bir temeli, siyasi, askeri, ekonomik kodları vardır. Bu kodlar sizi hızla “düşman” kapsamına alır ve adım adım yok edilmeniz gerekenler algısı içine sokarak, birilerinin de eline taş, sopa, bıçak, silah, benzin bidonu verir. Faşizm kendisine toplumsal bir taban yarattıkça büyür, güçlenir. Suçu ortaklaştırdıkça, tüm toplum onun parçası haline gelir. Suç büyür, katliamlar meşrulaşır, linç ve tahammülsüzlük bir kültür haline dönüşür ve artık tüm insanlık değerleri, ayaklar altına alınması gereken tehditler olarak içimize yerleştirilir.

Bugün, birbirimize dair tüm tahammülsüzlüklerimiz, sözlü, fiziki linç reflekslerimizin hemen hepsi bu ideolojik şekillenişin bir tür yansımasıdır.

Entelektüel alan zehirlendi, kavramların içi boşaltıldı, sanat, edebiyat, aydın kimse gerçeğin değil, yalanın bir parçası haline geldi. Hal böyle olunca, elbette ki eski devletin halkın malı olduğunu sanan ve tekrar eskinin halka verilmesi gerektiğini savunan cümleler garip karşılanmaz. Tabi ki, MHP’nin duygulara tercüman olacak, hesap soracak bir araç olarak görülmesi yargılanmaz. HDP’nin, MHP ile yan yana gelmesini savunmaktan rahatsız olunmaz da, Hüda Kaya’nın HDP içindeki varlığından şikâyetçi olunur. Neden?

Roboski’de bir katliam yapıldı. Katliamı, katır eşek çiftleşmesi ile anlatan zatın yazıları düştü önümüze. O kendisini laik, özgürlükçü olarak tanımlıyor. Alt alta dizdiği ucuz nefret propagandifliğini “vay be ne vurucu yazıyor” diyerek selamlayan geniş bir kesim var. Amiral’in gemisinden çıkarılıp, Albay’ın gemisine geçtiğinde onu sahiplenenler, “iktidarın sansür uyguladığı” genel kabulü içine sokup sarıldılar. “Özdil yalnız değil-dir.” Evet değildi. Onun ideolojik duygu dünyası ile kurulan ortaklık, faşizmin içimizle kurduğu bağı temsil ediyordu. Olsun, o “yetmez ama evet“ dememişti, bu yeterli bir kabuldü ve askerler, katliamdan geriye kalan katırları katletmek için sahnedeydi. Özdil’in kalemi, onların elinde birer G3 mermisi olarak geri dönmüştü. Çocuklar direndi, gözaltına alındı, kafalarına asker copları indi. Bedenlerinde plastik mermi izleri ve ölü katırların başında bir küçük çocuk, elleriyle okşuyordu başını hayvanın.

Bir kenara biriktirilmiş, boş mermi kovanları, gaz kapsülleri ve katledilen katırın başını okşayan çocuğun bir karede toplanmış o hali, Türkiye’yi anlatıyordu.

Kabül sınırlarımızı, iktidar nefreti üzerine kurduğumuzu fark etmedik bile. Sistemin ve onun ideolojik araçlarının, dilinin aslında bir olduğunu atlamamız isteniyordu ve bunu başardılar. Faşizmi “dinci, İslamcı faşizm” diyerek, onun tekelci burjuvazinin en gerici en şoven kesiminin yönetim biçimi olduğunun üzerinden atlayıp, asıl düşmanın dinci, İslamcı kesimler olduğu algısına düşürülmek gibi. Laik olduğumuzda, faşizm ortadan kalkacak-mış gibi bir algının üzerine oturttular siyaseti. Bunun önüne engel olanları ise, Emperyalizmin uşakları, ajanları, yan yana gelinmeyecek düşmanlar olarak işaretlediler. Dernek dernek gezdirilen “Aydınlar”ı Vatan partisini işaret ediyordu, bundan hiç gocunmadılar.

Sivas’da Alevileri, aydınları diri diri yakanlarla devlet birdi. Hepsi oradaydı.

IŞİD’in yaptığı katliamların lojistikçisi de aynıydı. Onları besleyen devlet aynı devletti, ideoloji aynı ideolojiydi. “Ne yapalım, sokaklarda Ermeni avına mı çıkalım” diyerek seslenen o sesin sahibi de aynıydı, Hrant’ı arkasından vurduran da. Diyarbakır’da kitlenin içerisinde bombayı patlatanlar ile 6-7 Eylül’ü örgütleyenler de aynıydı. Dersim katliamını yapan devletle, Kobane düştü düşecek diyen aynı devletti. Dünün devleti ile bugünün devleti arasında hiçbir fark yok.

Yaktılar yine yakacaklar, katlettiler yine katledecekler, öldürdüler yine öldürecekler. AKP-MHP ve Ulusalcı ortaklığı, dünün bugüne yansımasından ibaret sadece. Hepimizi, devletin bölünmez bütünlüğü altında kuracakları ikna odalarına çekmek için ellerini ovuşturuyorlar, hepsi bu…

MHP’ye şaşıran, Nasyonal sosyalistleri “aydın” sanan ve aralarındaki geniş ortak ilişkileri normal zannederek vardığımız yer, kendi katillerimizi yine kendi ellerimizle temizlediğimizdir. Net olmayan, daha net olanların ideolojik çekim alanına girer ve onları içimize taşıyan Truva atları haline getirir. AKP-HDP anlaştı diyerek ortalıkta dolananlar kimlerdi ve kimin değirmenine su taşıdılar dönüp bir bakın.
İçimizdeki devleti öldürmedikçe, tüm katliamların ortakları olmaya devam edeceğiz. Yakanları lanetleyecek ama yaktıranları görmeyeceğiz. Katledenleri lanetleyecek ama katletmeyi organize edenleri görmeyeceğiz. Görmedikçe, hiçbir zaman ne içimizdeki, ne tepemizdeki devletle hesaplaşabileceğiz.

Siyaseten arınmadıkça, hak ve özgürlükleri herkes için ortaklaştıramadıkça, tekrarını yaşayacağız her şeyin.

Tekrar ki yorar insanı. Yoruldukça, alanları terk eder, kitleleri devletle baş başa bırakırsınız.

Gezi’den bugüne, geldiğimiz yer, AKP-MHP-Ulusalcı ortaklığı ise, nerede netleşemediğimize bakmak zorundayız. Gezi ile Kobane arasına girerek iradi müdahale geliştirenlerin neden bu kadar etkili olduklarının sebebi, örgütsüz lük değil, ideolojik sağlam bir duruşun ve hattın olmayışıdır.

Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Savaş çığırtkanlığı sallanıyor üstümüzde.

Yükselen sol muhalefete ve halkların birlikte yaşama iradesini ortaya koyan HDP ve ittifaklarına dönük büyük bir hamle organize ediliyor. Seçim dönemi boyunca HDP’ye dönük saldırılar ve seçim sonrası hiç yokmuşlar gibi davranan devlet politikası hızla kurumlaştırılıyor. Kobane ve Gezi arasında kurulan bağ, sistemde oluşan kırılmaları birleştiriyor. Rojava ve sınır hattı boyunca IŞİD’in bölgeden temizlenip, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını kendi elleriyle var etmeleri, büyük bir tehdit olarak lanse ediliyor ama asıl korku, toplumun gözünün önüne çekilen şovenizm perdesinin kalkmasıdır. Bunun sonucunu Gezi’de gördüler. Bu perdeyi yeniden kitlelerin gözünün önüne çekmek için milliyetçi politikaları adım adım tırmandıracaklar.

Her gün asker ve gerilla cenazesinin geldiği bir ülkede gündemi oluşturacak tek şey yeniden “terör ve bölücülük” olacaktır. 90’lı yıllarda doğan yeni kuşağın yaşamadığı bir atmosferdir bu. Bu kuşak Gezi ile tanıştı ilk önce, sonra Kobane ve HDP ile… İşte devlet için asıl tehdit bu tanışıklığın ve yakınlaşmanın kendisidir. Bu bağı koparmak için devreye girenlerin, yaptıkları, söyledikleri ve yazdıkları iyi okunmalıdır.

Eğer doğru ve en geniş demokrasi ittifakı ile bir karşı koyuş örgütlenemezse, milliyetçi, şoven politikaların kirliliği ile, yaratılan birlik havası hızla kararacaktır.

Milliyetçi, şoven politikaların panzehri, Gezi ve Kobane arasında kurulmuş olan hak ve özgürlükler birlikteliğinin, en geniş kesimleri içine alacak şekilde yeniden örgütlenmesi olacaktır.

Özetle;

Hazır mıyız?

BİR CEVAP BIRAK

five × 3 =