Hepimizi temsil eden mesih

Hepimizi temsil eden mesih

0
PAYLAŞ
İbrahim Sirkeci
PROF. DR. İBRAHİM SİRKECİ – Basının ekseriyetle büyük patronların emrinde olması, haber alma ve ifade özgürlüğünün sonunu işaret ediyor. Devletin en büyük iş veren ve patron olduğu düzende, sürekli tehdit altında olan bir kaç mecra dışında soluk alacak yer de kalmadı.
Bugün iktidarı sonsuz ve sınırsız şekilde öven ve destekleyen, gerektiğinde fütursuzca yalan da söyleyen, en hafifinden haberi gizleyen bir basın söz konusu. Geçen yüzyılın sonuna doğru ‘muazzam bir özgürlük alanı’ olma umuduyla hayatımıza giren internetin de aynı muazzamlıkta bir baskı aracına dönüştüğü ve devletin binlerce memur ile vatandaşların sosyal medya etkinliklerini sürekli gözetlediği ve bu yolla altı ay içinde binlerce insanı yargılayıp tutukladığı bir 2016 geride kaldı. Leonard Cohen gibi müzik devlerinin topluca aramızdan ayrıldığı, milyonlarca insanın evsiz bırakıldığı ve göçe zorlandığı, binlercesinin bu kaç göç esnasında hayatını kaybettiği, yüz milyonlarca insanın yoksulluk ve açlıkla boğuştuğu 2016 bitti. Yılın son günlerinde pek çoğumuzun ‘yeter, bitsin artık 2016’ dediği bir yıl yerini benzer bir başka yıla bıraktı. Umutlanmak için az karamsarlık için çok nedenle başbaşayız.
Donald Trump’ın icraatları başlamak üzere ve Suriye’de dünyanın bütün anti-demokratları birleşmiş ve anlaşmış görünüyor. Rusya düzeyli ilişkisinin bir diplomatın öldürülmesiyle zedelenmeyeceğinin garantisini verirken, Trump’ı Obama’dan daha çok sevdiğini ilan ediyor. Türkiye’nin de bir kısım medyası Trump’ı seviyor.
Trump büyük oranda elitlere karşı bir söylemle seçildi. Wall Street zenginlerine kafa tutacağına inanan milyonların oyunu aldı. Demokrasinin ne kadar manipüle edilebilir bir şey olduğunu bundan daha iyi gösteremezdik herhalde. Trump’ın kabinesinde süper zenginler, ırkçılar ve ailesi var. Trump ve adamları kendilerine oy veren çoğunluktan kimseyi muhtemelen tanımıyor bile. Trump tek örnek değil dünyanın pek çok yerinde sağ popülizmin iktidarda ya da iktidara yakın olduğunu görebiliyoruz.
John Broich geçen hafta bu kritik soruyu sormuş: halkın iradesiyle seçilmiş diye basın açıkça ırkçı, anti demokratik bir lideri ‘normal’ mi kabul etmeliyiz? Mussolini 1925’te kendini İtalya’nın ‘hayat boyu lideri’ ilan etmiş. Gölgesinde kalmasına karşın Mussolini, Hitler’in başarısının arkasındaki nedenlerden biriydi; en azından yol açıcı ‘lider’ olarak. Amerikan basını için komünistlerdense ‘yöntemleri biraz sert’ olan bu ekipler tercih edilmeliydi.
Hitler 1932’de parlamentoda çoğunluğu kazandı ve 1933’de cumhurbaşkanı seçildi. Broich basından Hitler’i ve Mussolini’yi normalleştiren ve işlerin normalleşmesini bekleyen bakışları aktarıyor. Benzer ifadeleri hem Trump için hem başka ülkelerdeki hevesli başkanlar için bugün de bulmak mümkün. Bu biraz da devlet bürokrasisine güvenle ilgili bir algı. Meydanlardan toplantı odalarına ve Beyaz Saray’ın uzun koridorlarına geçince o sert ifadelerin kaybolacağı beklentisi var. Tarih ise akıldışı olanın yol açtığı felaketlerin sayısız örnekleriyle dolu.
AHakan ne oldu da El Bab’ta bu duruma geldik diye sormalıyız demiş geçen yazısında. Asıl soru, bundan daha büyük ve derin olabilir ve sorduğunuzda iş işten çoktan geçmiş olabilir. Amerikalı gazeteci Dorothy  Thompson** New York Post için 1931’de Hitler’le yaptığı röportajda, onun tecrübeli devlet adamları içinde normalleşeceğini, onu diktatör sanmanın yanıltıcı olacağını yazmış.
Thompson, Hitler’in cumhurbaşkanı oluşundan hemen sonra 1934’te Almanya’dan sınırdışı ettiği ilk gazeteci olacaktı. Marion K. Sanders’ın 1973 tarihli biyografisinde Thompson bunu şöyle aktarıyor: “Almanya’dan sınırdışı edilmemin tek nedeni Hitler’in sıradan bir adam olduğunu düşünmemdi. Bu Hitler’in Alman halkını kurtarmak üzere Allah’ın gönderdiği bir mesih olduğu inanışına karşı bir suçtu.”
Helen Thomas’ın 2006’da aktardığına göre, Thompson 1935’te şöyle yazar: “hiçbir halk kendi diktatörünü önceden tanıyamaz. Diktatörler asla diktatör olma vaadiyle seçime girmezler; kendilerini her zaman milli iradenin emrindeki bir araç olarak sunarlar.” Amerikan halkına da der ki: “birgün bizim diktatörümüz de karşımıza içimizden biri gibi çıkacak ve geleneksel olarak Amerikan değerlerinin hepsini temsil ettiğini söyleyecek.”
İyi haftalar ve bol şanslar. 
 
_________________

BİR CEVAP BIRAK

twenty − sixteen =