‘Hepsi gelsin ama bizi kovmasınlar’

Türkiye’nin son yirmi yılının “kara kutusu” diyebileceğimiz metinler, onlarca kitap, binlerce sayfa yazı ve bu topraklara adanmış bir yaşam…


Yazar Nihat Genç; köylüleri, hamalları, hemşireleri, dönercileri ve garson çocukları, medyanın “sarışına kesmiş” gündeminin arasında yirmi yıldır kendisine dert edinmiş bir yazar. Türk edebiyatının son on yılına damgasını vurmuş bir kalem. Kitapları 17-18 baskıyı devirmiş; Köpekleşmenin Tarihi, Modern Çağın Canileri, Amerikan Köpekleri, Memleket Hikayeleri, Edebiyat Deslerine Giriş ve son olarak Cadde yayınlarından çıkan Hattı Müdafa…


Türk aydınları, Nihat Genç’le tanışmanın şaşkınlığını yaşarken, onun, Akşam Gazetesinde ve SKYTÜRK  Tv’de kurduğu cümleler çoğumuzun ezberini bozdu. Yabancılara mülk satışının hızlandığı, geleneksel üretim ilişkilerinin şekil değiştirdiği ve uzun yıllardır bu bölgenin lokomotif sektörü olan turizmin hızla kan kaybettiği bir dönemde, Nihat Genç’e teybimizi uzattık. O anlattı, biz kaydettik. Ortaya samimi, sıcak ve hararetli bir şöyleşi çıktı…


– Bundan bir kaç yıl önce  bir yazı yazmıştınız. Yazıda, Güneybatı Anadolu’da yaptığınız bir tekne yolculuğu ve bu yolculukta gördüğünüz manzaraları yazmıştınız. Bu yazının üzerinden neredeyse dört yıl geçti ve sizin anlattıklarınız bu bölgelerde katmerlenerek çoğaldı. Güney batı sahillerimize yeniden bakmak gerekir mi?


– O yazının adı, Türkmen Kızı’ydı. Sanırım “Edebiyat Derslerine Giriş” adlı kitabımın ilk makalesi/ hikayesi. Gizli olarak şunu söylemek istemiştim orada; asker olan, ülkenin cefasını, yoksulluğunu bölüşenler, burada oluşan refahtan hiç pay alamıyorlar.


Aksine, köylerini, koylarını koruyamıyorlar. Köylerini, koylarını yabancılar ele geçiriyor. Yani, burada oluşan refahın sadece hizmetçisi, tezgahtarı oluyorlar. Oysa bu koyların/ köylerin sahibi olmalılar. Bu folklör onların. Bu türküleri onlar söyledi. Bu ülke için onlar kan döktü. O halde, ülkemizin her köşesinden gelenler burada mutlu olabilmeli ev alabilmeli.


– Başta Kalkan, Fethiye ve Kaş olmak üzere, bölgede yoğun bir yabancı yerleşimi gözleniyor. Çoğunluğunu İngilizlerin oluşturduğu yabancı yerleşimciler, bölgenin sosyo-ekonomik yaşamında derin dönüşümlere yol açıyor. Bu konuda, geçtiğimiz günlerde ODTÜ’den bir heyet bölgede bilimsel bir çalışma yaptı ve bu çalışma rapora dönüştü. Raporda, özetle; bölgenin dokusunun olumsuz yönde değiştiğinin altı çizildi. Konu ulusal basında geniş biçimde tartışılmasına rağmen, hala bu konuda bir adım atılmış değil. Sizce bu durum iyice karmaşıklaşmadan ne yapılmalı?


– Yabancı turizmciler, girişimciler şüphesiz gelsin, hep gelsin. Ama bizi toprağımızdan kovmasınlar. Çünkü onlar bizim türkülerimizi söylemez. Yabancı bizim türkümüzü niçin söylesin? Kendi türküsünü  adetini getirecek. Getirsin, buna itirazımız olamaz. Gelsinler, karışalım, birbirimizin içine bir daha girelim, kaynaşalım ve eriyelim. Ancak gelenler “karışan” bir kültürden gelmiyorlar. Refah kültüründen geliyorlar. Bunlar burjuva değerlerinin özentisi içindedirler. Bunun anlamı şudur: onlar başkalarını dışlar, aşağılar, yani sevmez. Batılılar, her yerde “koloni” gibi oturur, başkalarıyla karışmaz. Tadına bakar, uzaktan bakar, ama karışmaz.


– Karışma üzerine söyledikleriniz çok dikkat çekiciydi. Karışma konusunu başka yerlerde de dile getirdiniz. Oysa, sizin de söylediğiniz gibi, bu bölgede “karışma- karışamama” gibi bir ayrışma yaşanıyor. Bunu biraz daha açar mısınız?


Tabii ki karışacağız. Anadolu toprakları, dünyanın en çok karışmış coğrafyasıdır. İşte Anadolu’nun dünyanın harikası olması bundandır. Binlerce kavim İpek Yoluyla buralara geldi, karıştı, karışıyor. Bu gün dahi Bosna’dan, Kırım’dan, Kafkasya’dan, Azerbaycan’dan, Irak’tan, İran’dan ve Suriye’den yoğun göç alıyoruz. Ve hızla, yeniden kardeşleşiyoruz. Asırlarca bu böyleydi.


Bizim herhangi bir köyümüzde etnik kökenler üzerine araştırma yapanlar hayretler içinde kalıyor. Çünkü, tek bir köy içinde dahi otuzun üstünde kavme, uygarlığa dair izler bulunuyor. Diyelim, dile sızmış, adetlere sızmış, kültüre sızmış gelenekler bulunuyor. Biz karışmaya hazır bir toplumuz. Kültürümüz karışmaktır. Ancak, şimdi gelenler karışmamak için direniyor. Avrupalı, öteki, yukarıdan bakan, dışlayan kültürleriyle geliyorlar. Halkın deyimiyle, aşağılayan, küçümseyen bakışları var ve bunları yenemezler.  Batılılar böyle insanlar. Bu da olsun, burada fikirleri değişebilir… Buna da itirazımız olamaz. Ama, ülke topraklarını müsaade edin, önce ülkemiz insanlarıyla bölüşelim. Mardin’den yirmi yıl önce gelip, yirmi yıl midye satan bir insan buradan ev alamayacak ama İngiliz alacak. İşte buna üzülmeliyiz…


– Son iki aydır “kardeşleme” üzerinde duruyorsunuz. Batılılaşma, AB, medeniyet treni gibi kavramların tartışıldığı bir dönemde nedir bu kardeşleme dediğiniz kavram. Buna da biraz değinebilir miyiz?


– Ben öteden beri geleneksel kurumlarımızın bu toprağın geleneğine ve   şimdi ruhlarımıza kattığı değerleri konuşan, tartışan, araştıran ve okuyucularına anlatan bir yazarım. Bizim tasavvuf edebiyatımız kabaca bilinir. Tasavvufumuzun “kardeşlik” ya da “kardeşleme” için nasıl  binlerce yıl bin çeşit insanı kaynaştırıp, birbirilerine runundan lehimlediğini insanlarımıza anlatamadık. Ama en önemlisi, tarihin en büyük, en eski, en yaygın sivil kurumlarımız olan Esnaf Loncaları’nın adetlerine, geleneklerine iyice bakamadık. Çünkü holdingleşme karşısında, kapitalizm karşısında bu meslek ustalarının hukuki incelikleri hala insanlık için bir şanstır. Ayrıntıları yazılarımdadır. Ama şimdi burada bizi ilgilendiren tarafı, esnaf teşkilatımızın da “kardeşleme”  geleneği olması. Törenlerle bütün esnafı kardeşliyordu. Bayağı kardeşleme töreni vardı. Siz, çok sevdiğiniz bir komşunuzla kardeşleniyorsunuz. Ve o saatten sonra ruhta, malda, kaderde ortak bir aile oluyorsunuz. Biriniz öldüğünde çocuklar diğerine kalıyor. Biri Laz, biri Çerkez, biri Tatar, ama Esnaf Loncaları hepsini birbirine kardeşliyor. Toplumumuzda, kardeşlemenin çok başka gelenekleri, tarihi vardır. Mevlevilik’e, Bektaşi törenlerine inersek, çok şey buluruz. Kardeşlemede ve ortaklaşmada ve bir beden bir ruh olmada Anadolu toprakları  üstüne yoktur. Biz kardeşleştik. Artık çözülmeyiz. Bakın yeri gelmişken söyleyeyim, Anadolu toprakları bir çok siyasi trajediler, zulümler görmüştür. Ama hiç birinin sebabi din ya da ırk olmamıştır. Bu topraklardaki iç kavgaların sebebi hep “siyasal iktidar” kavgasıdır.  Asla, dini ve mezhebi ve ırki değildir. Ama bu gün batıdan gelen hukuk, insan hakları, bu ülkede  başka şeyleri kodluyor. Çünkü, çözmek, dağıtmak istiyor. Batıdan gelen  bu sivil kurumların özü bize aykırıdır. Bizi tanımaz. Bizim çözülmemiz, ayrışmamız mümkün değildir. Çünkü biz, derinden ve dipten karıştık. Kardeş kanı derseniz o da oldu, yanardağın lavları gibi oldu ama din farklılığı, bölge farklılığı, mezhep farklılığı, ırk farklılığı yüzünden hiç olmadı. Yani biz, dışarıdan, içeriden hızla karışan, kaynaşan bir toplumuz. Yabancılar bu yüzden bizi tanıyamaz. Onların bize karışması uzun sürecek..


– Bunu yabancılara nasıl anlatacağız?


– Şimdilik onlara şunu söylemek istiyoruz; bizde refah şövenizmi yoktur. Bizim en yoksulumuz gelecek ve tam da burada  ev sahibi olacak ve onun çocuklarıyla sizinkiler karışacak. Buna hazırsanız, buraya gelin. Çitler çevirecek, kapalı duvarlar oluşturacak ve bu topraklarda bize burnu büyük, havadan bakacaksanız, işiniz zordur. Kendinizi üzer, çekip gidersiniz…


Yani yabancılar önce şunu bilmeli, buraya, ‘biz insanlığın en yüksek değerlerinin oluştuğu batıdan geliyoruz’ havasıyla geliyor. Sonra insanlarla aralarına duvarlar koyuyorlar. Değil, şunu öğrensinler; insanlığın en yüksek değeri ‘karışma’ değeridir. Birbirinin içinde erime… İşte geldikleri topraklar bu yüksek soylu insanlık kültürüyle binlerce yıldır karışan toprakların adıdır. Yani, insanlık meşalesi buralarda binlerce yıl karışarak yanıyor. Herkes herkesin kızıyla, oğluyla; din, ırk, mezhep, zengin, fakir demeden evlenir, komşu olur, süt kardeş, ahiretlik, kankardeş, sevgili, yani insanlık burada ‘aşık’ olur!…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.