Her şeye rağmen İstanbul…

Bu kez İstanbul’un kötü görüntüsünü anlatacağım. Daha doğrusu iş bilmez yöneticilerin elinde kötü görüntü sergileyen tarafını. Ama peşinen söyleyeyim ki, İstanbul öyle büyülü, öyle çekici, öyle egzotik ve iç gıcıklayıcı bir şehirdir ki, onu sevmekten sizi ne kötü görüntüsü, ne gürültüsü, ne trafiği, ne de cefası vazgeçiremez.


Dünyanın başka hiçbir yerinde iki kıtaya yayılmış bir şehir bulamazsınız. Avrupa ve Amerika’daki büyük şehirlerin içinden çamur renginde nehir geçer. İstanbul’un içinden ise masmavi rengiyle deniz geçer. İçinden deniz geçen tek şehirdir İstanbul. Üzerinde üç büyük imparatorluğun yaşadığı, üç büyük kültürün izlerinin olduğu bir dünya şehri. Bu şehrin büyüsü işte bu zenginlikten ve güzellikten gelir. O yüzden ne yaparsanız yapın onu çirkinleştirmek imkansızdır. Onu sevmemek de öyle…


Fakat ne yazık ki bu güzel ve zengin şehirde cambaz olmayanların yaşaması zordur. Çünkü bu şehrin tamiratı ve tadilatı hiç bitmez. Nereye baksanız açılan kapanan bir delik ya da yenilenen bir yol çalışması görürsünüz. Durmadan büyüyen ve gelişen bir şehirde olağan şeyler bunlar belki ama, onarım işleri usulüyle yapılmadığında normal olan şeyler eziyete dönüşebiliyor.


Her nedense sokaklarımız asfalttan yapılıyor. Asfalt ucuz bir malzeme olduğu için tercih ediliyor olabilir. Bu kabullenebilir bir neden ama, su, elektrik, doğalgaz, telefon, kablo tv için farklı zamanlarda tekrar tekrar bu asfalt yolların deliniyor olması kabullenebilecek bir şey değil. Hele hele bu alt yapı hizmetlerinin en azından ana arterlerinin üst kısımlarının daha prefabrike ya da modüler yapılmamasının mazereti ne olabilir. Hiçbir şey… Neyse ki son zamanlarda kilitli parke taşları kullanmayı akıl eden belediyeler de yok değil çok şükür…


Asfalt sevdası yüzünden sadece şehrin dokusunu değil, tarihini de gömüyoruz. Tarihi dokunun yoğun olduğu semtlerde yıllardır üst üste dökülen asfaltlar yüzünden birçok yapı yol kodunun altında kaldı. Bazı semtlerde bu asfaltlar sökülerek yollar granit parke taşlarla döşendi ama birkaç yıl sonra bu taşların sökülüp yerine asfalt dökülmeyeceğini kim söyleyebilir?


Peki ya kaldırımlar… İki yılda bir değişen kaldırımlara ne demeli? Bazen renkleri değişiyor, bazen genişlikleri ama her değişime bir kılıf bulunuyor. Aslında bence sadece kaldırımlar değil, bu ihaleleri alan müteahhitlerin atladığı sınıf da değişiyor.


İstanbul’un kaldırımları kadar kavşakları da sorundur. Zaten İstanbul’da kavşak görmek de zordur. Olanlar da çoğunlukla onarımdadır. Örneğin E-5’deki Bostancı kavşağı hizmet verdiği günden daha çok onarımda kalmıştır desek yalan olmaz.


Bu şehirde ne kavşak düzenleme çalışmaları hakkıyla yapılır ne de kaldırımlar tam anlamıyla döşenir. Kaldırımlara araçlar için cepler, tretuvarlar boyunca ışıklandırma yapılmasını beklemek İstanbul’da yaşayan için lükstür.


Bu şehrin turizm şehri olduğu da hesaba katılmaz. Zaten turizmden gelen gelir devede kulak gibidir. İstanbul?daki tarihin ve güzelliğin onda birine sahip olan diğer dünya şehirlerinin turizm gelirleri kat kat fazladır.


İstanbul’un sorunları bu kadar değil elbette. Zaten saymaya kalkarsam sonunu getiremem. Örneğin ulaşım sorunu çözülmüş değil. İstanbul?un ulaşım sorununun ancak raylı sistemle çözülebileceği bilinmesine rağmen metro ağı yeterince genişletilemedi. Deniz ulaşımından da tam kapasite yararlanmak mümkün olmadı. Ulaşım sorununu çözmek için üçüncü köprünün yapılması düşünülüyor ama birçok insan doğal güzellikleri yok edeceği için bunu istenmiyor.


İstanbul’un çarpık kentleşmesi yıllardır kanayan bir yara. Gecekondulaşmanın önü alınamıyor. Şehir merkezindeki yapıların, bakımı, onarımı ve korunması sağlanamıyor. Toplu konut projeleri yaygınlaştırılamıyor. Oysa İstanbul hızlı bir şekilde her yöne doğru sağlıksız bir şekilde büyüyor. Göç alan bir şehir olduğu için nüfus planlaması yapılamıyor.


İstanbul’da otoparklar da sorundur. Çünkü otoparklar mafyanın rant kapısıdır. Bu öyle bir güçlü rant kapısıdır ki, bunun için tarihi konakların yakılması, arsaların, yolların ve kaldırımların işgal edilmesi sorun değildir.


Gelelim İstanbul’da her geçen gün kaybolan güven ve huzur ortamına. Asayiş ve güven İstanbul’da yaşayanların unutmaya başladıkları kelimeler. Sükunet de öyle… Sokaklar yankesicilerin kapkaççıların işgali altında. Sokaklar kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocuklarla, haklarını koruyamayan hayvanlarla dolu.


Yine de İstanbul güzeldir. Plansız programsız atılan her adım onun güzelliğinden, tarihinden, kültüründen bir şeyler götürse de, yine de güzeldir. Eğer İstanbul’dan ayrılmak içinizi acıtıyor ve ona döndüğünüzde huzur bulup kendinizi evinizde hissediyorsanız, işte bu İstanbul tutkusu demektir. Her şeye rağmen İstanbul’da yaşamak güzeldir…


 


* Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.