Her şeye maydanoz olan banka

Her şeye maydanoz olan banka

0
PAYLAŞ
Sinan Olcayto
Sinan Olcayto

Uygarlık tarihi boyunca her kültürde ve her çağda  dolandırıcılık hikayeleri vardır. İlk dolandırıcı olan İblis yüzünden Adem cennetten kovulmuştur. Tarihte hiç iletişime geçmemiş uygarlıklarda bile birbirinin kopyası benzer dolandırıcılık örnekleri vardır. Kimileri otları karıştırıp, içine biraz tatlandırıcı katarak sağlık iksiri diye satarken, kimileri de sahte malları gerçekmiş gibi pazarlamıştır. Yakayı ele verenlerse genellikle ağaçta sallandırılmış, hikayeleri ise dilden dile anlatılmıştır.

Dolandırıcıların asıl hedefi cahil halktır. Eğitimsiz oldukları için her söylenene, her vaat’e inanırlar. Cahil insanların muhakeme yetenekleri de bilgi birikimleriyle doğru orantılıdır. Hiç bir şey bilmeyen bir insanı her şeye ikna edebilirsiniz. Bunun için yetenekli bile olmanıza gerek yoktur. Çünkü cahil inanmaya şartlanmıştır. Adi dolandırıcıların yanında bir de yasal dolandırıcılar vardır. Buna en güzel örnek olarak bankaları verebiliriz.

Yasal dolandırıcılığın çıkışı

Haçlı seferleri boyunca Ortadoğu’da ciddi bir güç elde etmiş olan Templar’lar (tapınak şövalyeleri) kendi ideallerini ve araştırmalarını sürdürmek için ciddi bir paraya ihtiyaç duymaya başlamıştı. İşte o yıllarda bu şövalyeler, tarihin akışını değiştirecek bir sistem geliştirdiler. Bilindiği gibi haçlı seferleri sırasında bölge yağmacı, haydut ve korsanlarla dolmuştu. Eğer paranız varsa canınız da ciddi tehlike altındaydı. Hele bir de bir şehirden diğerine gidecekseniz bu oldukça riskliydi.

Tapınak Şövalyeleri de bunu fırsat bilerek yeni bir servis başlattı. A şehrinden  B şehrine gidecek bir yolcu elindeki her türlü mal varlığını  bu şövalyelere teslim ediyordu. Karşılığında da ellerine, sadece B şehrinde yaşayan şövalyelerin anlayabileceği şifreli bir not veriliyordu. Yolcu B şehrine ulaştığında notu iade ederek parasını ve altının geri alıyordu. Tabii “küçük” bir faiz karşılığında. Böylece seyahat edenler ödedikleri  bu ücretle mal varlıklarını haydutlara kaptırmadan güvenle teslim alıyordu. İşte bu yöntemle Templar’lar ilk bankacılık, ilk faiz ve Western Union tarzı bir sistemi geliştirmiş oluyordu. Kendi yarattıkları kaos sayesinde para kazanmanın yolunu bulan ve hakkında hep efsaneler yaratılan Templar’lar, aslında bugünkü bankaların asıl sahiplerinin de büyük büyük babalarından başkaları değildi.

Daha sonraları cumhuriyet sistemine geçilince milli bakalar kurulup bu karlı iş sürdürüldü. Devlet bankaları da faiz ve tefecilikle güzel paralar kazanmaya başladı. Serbest piyasa ekonomisiyle bu bankaları zamanla özel teşebbüslerin eline geçince yeni bir düzen  başlamış oldu. Herkese kredi kartı dağıtıldı. Yasal tefecilik kapitalizmin lokomotifi haline geldi. Bu faiz sistemi batılı sistemlerde çok güzel yürürken dinsel sebeplerden dolayı Müslüman ülkelerde geçerli olamadı. Çünkü ticaretin kutsal sayıldığı Müslümanlıkta faiz haramdı.

Her şeyin bir çözümü var

Müslüman ülkeler bu yağlı gelir kapısını imrenerek izlerken ulemalardan bir çıkış yolu bulmalarını istediler. En büyük sorun Bakara suresi 275. ayetiydi : “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar” diyordu ayette. Bu yüzden bırakın faiz veren bankaya para yatırmayı, bir eleman olarak bile orada çalışmak günah anlamına geliyor. Sonuçta ulemalar Kuran’ı manipüle edilerek bir çıkış buldu, adını da  “Faizsiz kazanç” koydu. Aslında bu, her ne kadar  “ticaretin kutsallığı” temeline dayandırılarak üretilmiş bir sistem olmuş olsa da Kuran’a göre bu tür bir alış veriş ancak İsrailoğullarıya gerçekleştirilebilinirdi.

Sonuçta Müslümanları da içine alacak bir “ticari formül” bulunarak kar-zarar ortaklığına dayanan katılım bankacılığı sistemi geliştirildi. Son yıllarda popüler olmaya başlayan Müslüman tarzı bankacılığın adı da “katılım” olarak değişmeye başladı. Yani bir vakıf ya da şirket sermaye koyarak ticarete başlıyor ve siz faize karşı olan bir Müslüman olarak elinizdekileri oraya yatırıyorsunuz. Yatırım yaptığınız yer ticarette başarılı olursa siz de kazanıyorsunuz batarsa ya da hortumlanırsa elinizdekiler buhar oluyor.

Devlet neden tekrar bankacı olmaya başladı?

Sırtımızdaki kambur denilerek yıllarca ölü eşek fiyatına özel sermaye’ye peşkeş çekilen devlet bankaları son yıllarda “faizsiz kazanç” formülüyle tekrar popüler hale geldi. Öyle ki ülkemizde son 5 yılda 5 adet katılım bankası açıldı. Bu özel sermayenin global sömürüsüne karşı İslami bir baş kaldırı gibi gözükse de aslında yutulup gitmemek için yapılabilecek son refleks olduğu söylenebilir. Bir başka bakışla, ekonomilerinin güçsüzlüğünden dolayı, büyük sermaye’ye teslim olmamak için 3. Dünya islam ülkelerinin birleşerek gerçekleştirebileceği yeni bir sistemin arayışı gibi de görülebilir. Aslında yapılmaya çalışılan paradan para kazanmak yerine mal ve ya hizmet satışından gelir etmeye çalışmaktır. Bu da “çok fazla” haram değildir.

Panik ortamı yaratmamak için fazlaca dillendirilmese de ekonomisi tamamen dibe vurmuş Türkiye’nin de çıkışı katılım bankacılığında aradığı görüyoruz. Milli sermaye ve milli parayı değerli hale getirebilmek için icat edilen bu sistem aslında tek yol olarak görülüyor. Bu yüzden AKP tüm planlarını Arap ülkelerine ve onların sermayesine odaklamış durumda.

İşin en ilginç tarafı ise İngilterenin bu faizsiz, katılım bankacılığının en büyük sermayesine sahip ülke olması. Britanya’nın katılım bankacılığına 2 trilyon Dolar civarında bir Müslüman paranın yatırıldığı ve ülkenin dünyadaki en büyük katılım bankalarına sahip olduğu düşünülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP de son yıllarda gözünü bu büyük pastaya dikmiş durumda. Bulunduğu stratejik önemin dışında manevi olarak hala Müslümanlığın lideri gibi görülen Türkiye, bu işte de öncü olmaya çalışıyor.

Bu amaçla türkiye’ye davet edilen, Arap sermayesiyle kurulmuş bankalar üzerinden bir yoklama yapan AKP,  sistemin yürüyeceğine ikna olarak hızlı bir çalışmaya girişti. Vakıf ve derneklerin mal varlıkları araştırıldı. Ortak katılım bankaları kurulması konusunda sermaye toplandı ve ortaklık ihtimalleri gözden geçirildi. Bu yatırım tarzı sadece bir banka kurmaktan çok tüm ekonomi sistemimizi değiştirecek devrimsel ve çok riskli bir yolun da başlangıcıydı.

Tuhaf bir banka Vakıf Katılım

17 Şubat 2016’da oldukça tuhaf isimli vakıflar bir araya gelerek “Vakıf Katılım” isimli faizsiz bir banka kurdu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan önderliğinde başbakanlık sermeyesi de konularak Bayezid han-ı sanı (ıı. bayezit) vakfı, Mahmud han-ı evvel bin Mustafa han (i. mahmut) vakfı, Mahmud han-ı sanı bin Abdülhamid han-ı evvel (ıı. mahmut) vakfı ,Murad Paşa Bin Abdüsselam (murat paşa) vakfı birleşerek artık Katılım Bankası olduklarını duyurdular. Amaç faizsiz, helal bankacılıktı. Hatta çalışan tüm kadın personelinin bile baş örtülü olma şartı aranmıştı. Kuveyt Türk ve Albaraka Türk’ten önemli sayıda personel vakıfa katıldı. Ana sermayesi ise 805 milyon Lira olduğu belirtilen bankanın bu kadar parayı nereden bulduğu ise tam olarak belli değil. Verilen kaynaklar oldukça çelişkili olduğu için tam bir şey söylemek mümkün olamıyor.

Vakıf Katılım iş hayatına hiç de mütevazi bir başlangıç yapmadı. Başta Cumhurbaşkanı, başbakan ve sayısız bakanın katılımıyla büyük bir gövde gösterisi yapıldı. Cumhurbaşkanı açılış konuşmasında bankanın agresif bir büyüme göstereceğinin sinyallerini verirken Vakıf katılım 1 yıl içinde şimdiden 30 şubeye ulaşmış durumda. Hiç şüphe yok ki İslami paranın merkezi olmayı hedefleyen Türkiyenin en büyük bankası da Vakıf Katılım olacak gibi duruyor.

Bankadan fazlası

Vakıf Katılım bir bankadan daha fazla misyonları da üslenmiş gibi duruyor. İlk amacı islami sermayenin merkez bankası olma hedefi gibi görülse de yapı itibariyle değişik amaçlara da hizmet ediyor. Vakıf katılım da diğer bankalar gibi kendini tanıtmak için reklam filmleri hazırlayıp yayınlıyor. Sonuçta bir banka hedef kitlesine “şu kadar kredi, bu kadar faiz, şu kadar ay öde, ödeme” falan gibi tanıtıcı bilgiler verir. Müşteriyi kendisine çekmeye çalışır. Bankalar arasındaki rekabete göre en iyi şartları sunmayı hedefler.

Vakıf Katılım’ın reklam filmini izleyenler ise ilk başta bir parti propagandasını izler gibi bir hisse kapılıyor. Reklam filmi size bankacılık adına hiç bir şey söylemezken görüntüler ve alt başlıklar sizlere çok ama çok şey anlatıyor. Son derece profesyonelce hazırlanmış reklam filminin alt metnini okumak bizlere çok önemli ip uçları veriyor.

Sadece bir reklam filmi mi?

Vakıf katılımın reklam filmini izleyenler şu ana başlıkları görüyor

1) Anadolu insanı, yıllardır biriktirdiğin paranı helal kazanca yatır

2) İhtiyar kadın, yastık altındaki o paralarını bize yatır (Nasıl olsa yakında öleceksin o yanında duran küçük torununu düşün)

3) Yeni evli çift, o elinde tuttuğun bilezikleri ve düğünden kalanları bize yatır. (yanındaki kocana öyle yalvarırcasına bakmana gerek yok)

4) Balıkçı kardeş, senin paran yoktur ama hiç değilse faturalarını buradan öde. Bir şeye katkın olsun

5) Kahveci arkadaşlar, vaktiniz bol. O yüzden bari biraz helal kazancın nimetlerinden bahsedin. Kulaktan kulağa yayılsın.

6) Kobi’ci muhafazakar genç gel yatırım yapacaksan biz sana yardımcı olalım

7) Narenciyeci kardeşler verim bu sene iyiydi ama seneye ne olur bilinmez gel katil bize

8) Tarım insanı, ziraat bankasını falan bırak bize gel. Biz sana bakarız

…Ve bu tuhaf reklam filmi “Biz bu coğrafyanın nimetiyiz(!)” diyerek sona eriyor.

Reklamın niyeti nedir?

Yukarıdaki hedef kitlenin dışında Vakıf Katılım’ın reklam metni gibi karelerinde de çok önemli şifreler mevcut.

1) Bankanın sloganı “Ortak geçmiş, ortak gelecek”: Bu slogan fikri belki de dünya üzerinde iş hayatını sürdürmüş ve sürdüren hiç bir bankanın aklına gelmiş olamaz. Ne bankayla  ve ne de hedef kitlesiyle hiç bir alakası olmayan bu sloganın seçiliş amacı ne olabilir? Ortak geçmiş derken ülkede yaşayan azınlıklardan bahsedildiği açıkken, ortak gelecek diyerek yeni bir dizayn’in müjdesi mi veriliyor?  Bir banka neden bu çeşit derin konulara girer diye sormamak elde değil?

2) Filmin en ilginç karesi tam 1:01’de başlıyor. Tasavvuf ağırlıklı akan müzik birden bire gayda(tulum) eşliğinde Rum Pontus müziği havalarına dönüşüyor ve tam o anda Karadeniz’de bir genç kızımız, çay ekilen tarlada, yöresel aksanı yerine Rum aksanıyla şarkıyı söylüyor. Niye diye sorularınız varsa reklam veren firma dışında kimse sizlere yardımcı olamayacaktır. Banka yine ciddi konulara giriyor.

3) Reklamdaki imaj ve mesaj yağmuru devam ediyor. Yine bu Karadenizli kızımız uyuşturucu almış gibi şarkısı söylerken göğüsünde sallanan büyük bir kolye dikkat çekiyor. Pazardan alınıp takılan bir kolye olmadığı apaçık olan bu obje ise VaV’i simgeliyor. VaV, birliği ve dirliği temsil eden ve şu aralar oldukça rağbetteki bir simge. Aynı zamanda VaV, İbranı alfabesi’nin (ı) ve Ebced hesabına göre Arap alfabesinin 6. Harfini ( و ) temsil eder. Bu iki harf bir araya geldiğinde ise çeşitli anlamlar yüklenir. Gücü de de temsil eden VaV simgesini taşıyanların dokundukları her işte bolluk ve bereket bulacaklarına inanılır.

4) Kilimci nine teması da reklamın bir diğer ilgi çekici karakteri. Muhafazakar görünüşlü, ahşap evde yaşayan bu nine aslında yastık altında gizlice bir dünya para biriktirmiştir. Ekonomiye hiçbir faydası olmayan nine’nin tek hobisi ise torunuyla beraber Vakıf Katılım bankasının logosunu kilim olarak dokumaktır. Bu arada yönetmen gözümüze soka soka ninemizin yastık altı paralarını gösteriyor.

5) Bankanın logosu da (şirket açıklamasına göre) VaV’i örnek olarak hazırlandı. Monarşi’nin renklerini simgeleyen mavi ve eflatun renklerinin seçilmesi de tamamen bir tesadüf olabilir.

6) Reklamda hedef kitle olarak çok küçük işletme ve muhafazakar halk kimliği seçilmesi banka’nın varlık amacı doğrultusunda gayet doğal karşılanırken alt metinlerdeki kültürel mozaik vurgusu ise akıl karıştırıcı. Bir bankanın neden kültür mozağini kendine vazife edindiği reklamın bir diğer ilginç öğesi. Yeniden birbirimize bağlanma, bizi biz yapan duygular ve özellikle de “biz” kelimelerinin sıkça geçtiği metinde yazar baklayı ağzından son cümlede çıkarıyor “Yepyeni bir motif doğar”. Anlaşılan bu Banka Laz, Kürt derken “yeni Türkiye” kurma vazifesini de kendine iş edinmiş gibi görünüyor. ”Ortak değerlerimize vakıf olan herkese selam olsun” diyerek sona eren bu reklam ne demek istiyor, neyin misyonunu kendi kendine vazife edinmiş yeni reklamlarda daha çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır. Yine de siz siz olun federasyonlara ayrılmış bir Türkiye’de mutlu yaşayan mozaiklerin olduğu bir fantezi Aktif Katılım Bankası reklamı görürseniz şaşırmayın.

7) Sosyal medya’da yoğun ilgi gören bu reklam filmi her nedense “Başbakanlık Tanıtma Fonu” tarafından paylaşılmış. Bu da aklımıza tabii ki şu soruları getiriyor: Bu kadar yüksek maliyete mal olmuş “özel” bir bankanın reklam filminin parasını kim ödedi? Eğer tanıtma fonu ödediyse görünüşe göre bu filim sizin vergilerinizle yapıldı. Yani özel bir bankanın reklam filmi sokakta yürüyen vatandaşın cebinden çıktı. Beğenin ya da beğenmeyin ödediniz o faturayı.

8) Baştan sona “niye” diye bunca soru sorduğumuz reklam filminde yine bir tuhaflık karşımıza çıkıyor. Başbakanlık tanıtım Fonu’nun paylaştığı  Vakıf Katılım YOUTUBE videosunda yabancı dil seceneği konmuş. Yani yabancıların da anlayabilmesi için alt yazı konmuş. Buradaki gariplik ise dil seçeneği olarak İtalyanca seçilmiş. Uluslararası bir iletişim dili olan İngilizce ya da hedef kitle olan Arapça’nın yerine neden İtalyanca’nın seçildiği de mutlaka ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktır.

Vakıf Katılım’ın derdi ne?

Bankalar da her ürün gibi reklamlarında hedef kitlesini kullanmaya gayret eder. Vakıf Katılım reklamında tek oturan taş hedef kitle kullanılımındaki titizlik olarak görülüyor. Banka çok net bir şekilde şunu diyor: Bak muhafazakar vatandaş, milliyetçi müslüman kardeş al sana fırsat! Haram yemeden bankacılık hizmetinden faydalan, arada helal paradan nasibini de alırsın. Bak genç girişimci kardeşim karının bileziklerini bozdur, sen zaten doğuştan yatırımcısın, git bir kobi kur, arkandayız. Global ekonomi kobileri yutacak diyorlar, korkma. Batarsan vatan sağ olsun dersin, ne yapalım. İhtiyarlar, siz de ölmeden vatana, millete faydası dokunacak bir iş yapın ve yastık altındaki paraları ekonomiye kazandırın. Zaten ülkeye yük olmaktan başka bir işleviniz yok. Haydi hep birlikte bu sinerjiyi yükseltelim. Birlik olup muhafazakar, yeni Türkiye’nin ekonomi temellerini beraber atalım. Çünkü merkez bankası battı. Borç 500 milyar Dolar eşiğinde.

__________________

www.sinanolcayto.com

 

dir.

BİR CEVAP BIRAK