Her yer Taksim, her yer direniş (II)

Her yer Taksim, her yer direniş (II)

0
PAYLAŞ

28.06.2012 tarihine Taksim Projesi Kuruldan geçtiğinde, ilk Taksim nöbetini bir avuç insan başlatmıştık; o gece nöbette sabahlayansa sadece üç kişiydik, Cem Tüzün, Ömer Kiriş ve Ben. O gün nöbetin sabahında duygularımı facebook’tan paylaşmıştım. Şimdi o gün hayal ettiğim şeye bakıyorum da BUGÜN O HAYAL GERÇEKLEŞTĞİ İÇİN ÇOK MUTLUYUM…

Nöbetimizin sabahında facebook’tan paylaştığım mesaj söyleydi:

Merhaba Arkadaşlar…

Taksim Dayanışması olarak dün gece Taksim’de nöbetteydik… Oldukça ilginç şeyler yaşadık, ilginç ziyaretçilerimiz de oldu… Ama bu deneyimden benim asıl çıkardığım ders aslında bu nöbeti çok daha uzun süre yapabileceğimiz ve Kentsel dönüşüm projelerine karşı çok daha kapsamlı, Tekel direnişine benzer gerçek bir direniş hareketini planlı bir organizasyonla çok kolay gerçekleştirebileceğimiz…

Gece orada kalmak, hiç tanımadığınız insanların gelip size destek olması, gelip sizinle sohpet etmesi, daha da güzeli gerçekten bildiğiniz, özellikle sizi destekleyen arkadaşlarınızın, dostlarınızın, dava arkadaşlarınızın ellerinde termos, yiyeceklerle size güç vermeye gelmesi, gecenin üçünde, dördünde tam kaybolduk derken gülümseyen ışıltılı bir yüzün karanlığın arasından süzülerek biz geldik dediğini duymak, küçük ama etkisi büyük o desteğin birlikte hala bir çıkışınızın olduğunu size göstermesi, bunlar yaşanmaya değer duygular…

Ve inanın insan asıl böyle zamanlarda bir şey için mücadele ettiğini anlayabiliyor… Bir bedeli olduğunda ve birileri ile omuz omuza bu bedeli paylaştığında yapılan işin ne kadar anlamlı olduğunun farkına varabiliyor…

Bizim en büyük mutsuzluğumuz yanlızlığımız, yalnızlaştırılmamız, kolliktif bilinçten, dayanışmadan, birlikte üretmekten ve birlikte bir şeylere göğüs germekten kopuk kendi dünyalarımızda, bireysel sorunlarımızla boğuşup durmamız…

Dün gece bunları düşündüm hep… Birbirine sahip çıkmanın, tam yanlız kaldık derken birilerinin, bir sesin, buradayım, biz buradayız, birlikteyiz demesi… Bu ‘biz’ ler, benlikleri unutturacak kadar çoğaldığında içimizdeki umutların bir çığ gibi büyümesi, mücadelenin çığ gibi büyümesi… Şu an yorgunum, daha uzun yazıp sizlerle paylaşacağım…

Nöbet hala sürüyor. Saat 17.00’ye kadar sürecek… Gece taşıdığı anlamı taşımasa da yine de gidin derim Taksime… Varlığınızla nöbeti devralan arkadaşlarımıza güç verin, umut verin… Onların umudu büyüdükçe HEPİMİZİN ORTAK UMUDU olacak çünkü…

Evet dostlar o nöbet büyüdü ve şimdi HEPİMİZİN ORTAK UMUDU OLDU…

HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ ARTIK…

O gün hayal ettiğim insanların birbirleriyle el ele vermesi, dayanışması, kollektif bir bilinçle birlikte bir şeyleri başarmanın mutluluğuyla hareket etmesi, tüm bu hayallerim gerçek oldu artık… Şu an öyle paylaşımlara, öyle daynışma örneklerine tanık oluyoruz ki, bu halk sanki bambaşka bir şeye dönüştü; kapitalizmin bencilleştirdiği, birbirinin acılarını kederlerini umursamayan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek yere düşene sırtını dönen, birbirini iten kakan, birbirine hoş görü göstermeyen, tahammül edemeyen, kendi çıkarı için komşusunun kuyusunu kazan, iş arkadaşının hatasını kollayıp, üzerine basarak yükselmeye çalışan insan tipleri sanki bir anda yok oldu, bambaşka insanlar doldurdu meydanları; sokakları, mahalleleri…

İnanılmaz dayanışma deneyimlerine tanık oluyoruz saldırıların olduğu her yerde… Meydanda toplanan insanlara parasız sandviçler, yiyecekler, su dağıtıldı esnaf tarafından, Gaz maskesi üreten firma bedava gaz maskesi gönderdi göstericilere, oteller, restoranlar, camiler gazdan, polisin saldırısından kaçan insanlara kucak açtı; halk tereddüt etmeden, kimdir, nedir demeden göstericilere evlerini açtı, yaralılara ilk müdahaleyi yaptı, yaralarını sarmaya çalıştı; pencerelerden, balkonlardan battaniyeler attı, limon, su, yiyecek verdi…

Hangi görüşten, hangi taraftan, hangi dinden, hangi ırktan olduğuna bakmadan insanlar birbirlerine yardıma koştu, ayaktakiler düşenleri kaldırdı; Gaz yiyen hiç tanımadığı insanların gözlerindeki yanmaya çare olacak elindeki limonu, solüsyonu biraz sonra kendisi gaza maruz kaldığında çaresiz kalacağını bile bile hiç tereddütsüz paylaştı; polisin sokak aralarında ya da meydanlarda kıstırdığı azınlıktaki gruplara, birbirini hiç tanımayan insanlar kendileri de zarar görebileceklerini, yaralanabileceklerini bile bile hiç tereddütsüz yardıma koştu…

Tıp öğrencileri, doktorlar, revirlere dönüştürülen camilerde, otel salonlarında gecelerini gündüzlerine katarak, uyumadan, dinlenmeden, kendilerinin de tehlike altında olduklarına aldırmadan, canlarını dişlerine takarak yaralananlara müdahale etti, yaralarını sardı… Avukatlar gruplar halinde göz altına alınan vatandaşlarımıza işkence edilmesin, daha çocuk yaşta olan göstericiler içerde gereğinden fazla tutulup ürkütülmesin diye sabahlara kadar karakollarda nöbet bekledi… İçerde haksız yere tutulan, şiddet gören vatandaşlarımızı koruyabilmek için tehdit altında, tacizler altında yılmadan polislerle cebelleşti, hukuki destek vermeye çalıştı…

Dayanışma masaları kuruldu; acil yardıma ihtiyaç duyulduğunda derhal gerekli çağrılar, koordinasyonlar sağlandı; sağlık malzemeleri, gerekli araç, gereç ve ihtiyaçların giderilmesi için seferber olundu, kurumlardan, firmalardan yardım sağlandı… El birliği ile park temizlendi, kırılan fidanların yerine yenisi dikildi, müzisyenler parasız konser verdi, sanatçılar motive edici konuşmalarla dayanışmaya destek sağladı… Herkes bir işe yaramak, bir şeyler yapabilmek için adeta çırpındı, birbiriyle yarıştı…

Alanlarda, meydanlarda, sokaklarda insanlarımız hiçbir ayrım gözetmeksizin, yanındakilerin kim olduğunu sorgulamadan, yadırgamadan yan yana, omuz omuza yürüdü… Genç yaşlı, kadın, erkek, çoluk, çocuk, Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzon sporlu; ülkücü, solcu, sosyalist, anarşist, Kürt, Türk, Laz, Hemşinli, Çerkez, eşcinsel, transeksuel, hayat kadını, işçi, emekçi, hoca, öğrenci, iş adamı, iş kadını, herkes bir arada olmaya, Taksim’e dayanışmaya koştu… Taksim’e gelemeyenler kendi mahallelerinde kendi kentlerinde, kasabalarında, ellerinde tencere tava, başbakanın ‘tencere tava hep aynı hava’ deyimine inat inançla, coşkuyla, kararlılıkla, birlikteliğin, dayanışmanın verdiği güven ve inançla sokakları, meydanları doldurdu.

AKP iktidarı ve özellikle başbakan bu insanları nasıl canından bezdirmiştir ki bütün insanlar hep bir ağızdan aynı şeyi haykırdı: Hükümet istifa… AKP istifa… Tayyip istifa…

Evet bugün Türkiye’de bir devrim gerçekleşiyor… Bu ne Arap baharına benziyor, ne Tahrir’e ne de Wall Street işgaline… Toplumun her kesiminden insan, her gruptan her görüşten insan hiç bir kurum ya da siyasi parti güdümlemesi olmadan, kendiliğinden, kendi bağımsız iradesiyle sokaklara dökülüyor, alanlara koşuyor, meydanlarda buluşuyor!

Taksim Gezi parkında tutuşturulan bu kıvılcım bütün yurdu saran büyük bir yangına dönüşmüştür artık… Bütün Türkiye bir yangın alanı olmuştur…

Özellikle polisin yarattığı vahşet, halka orantısız, hatta öldüresiye güç kullanması; kendi insanlarımıza karşısında düşman varmışçasına kinle, nefretle, gaddarca saldırması; sokak aralarında kıstırılan insanlarımızın ölesiye dövülmesi, ağır yaralılar yanı sıra bazı ölüm vakalarının gerçekleşmesi; karakollardan işkence haberlerini gelmesi; adeta Nazi toplama kamplarını anımsatırcasına insanların toplu halde bir yerlere hapsedilip dövülmesi, şiddet görmesi, bütün bu insanlık dışı muameleler vicdanlarımızı aşırı yaraladı, tepkileri çığ gibi büyüttü, toplumun biriken öfkesi açığa çıktıkça kalabalıklar daha çoğaldı, protestolar daha büyüdü, kontrol edilemez hal aldı… Trajedi, dram, mutluluk, coşku hepsi bir aradaydı…

Sosyal medyada artık Taksim direnişinden başka bir şey konuşulmuyordu…’Bütün paylaşımlar, yorumlar ülkenin her yanında gerçekleşen yürüyüş ve eylemler, polis müdahalesi ve vahşeti üzerineydi… Müdahalelerin şiddeti, yarattığı kötü sonuçlar mesajlarla, videolarla paylaşılıyor, eylem alanlarından taze haberler, görüntüler binlerce insan tarafından aynı anda paylaşılıyordu. Polisin gaddarca tutumu, hiddeti, gaz bombalarının insanın soluğunu kesen acı ve keskin tadı adeta evlerin içinde hissediliyor, tepkiler kulaktan kulağa, yürekten yüreğe çığ gibi büyüdükçe sokaklara dökülen insanların, alanlara akan grupların sayısı artıyordu…

Ülke seferberlik halindeydi, bu direniş bir ağaç kesimine yönelik protestodan çıkmış gerçek bir halk hareketine dönüşmüştü artık…

Türkiye dün olduğu yerde değildi bu andan itibaren… Yeni bir dönem başlamıştı Türkiye’de… Halk kendisine layık görülen yazgıyı kabul etmemiş kendi tarihini kendisi yazmaya karar vermişti.…

MÜCADELE BİTENE KADAR HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ YERİYDİ ARTIK…

BİR CEVAP BIRAK