Herkes kendi işini yapsın…

Böbürlenmek, kibirlilik, açgözlülük.
Sınırsız ihtiras.
Biraz da şımarıklık.
“Benden büyük kimse yok” cakası da cabası.
Tekelcilik değil, tröst sahibi olmaya soyunmak.
Bütün bu tartışılabilir duygular, hedefler ve ilkeler insanların başına dert olabilirmiş meğer.

Son 25-30 yıl içinde Türkiye’de medya imparatoru olmaktan bahsediyorum.
Aydın Doğan Medya grubuna göz atmak istiyorum.
Hemen bir bakalım geçmişine ve kısa dönemde yaptığı ataklara, elde ettiği servete.
Kesinlikle başarı öyküleriyle doludur bu yükseliş.
Medyada tekel olmak her babayiğidin harcı değil çünkü.
Kazanırsın, vergini verirsin ve da fazla kazanmak için yeni mevzilere yönelirsin.

Son 30 yılda, gazeteciliğin (G) sinden habersiz, otomobil bayiliği yapan bir ticaret adamının medya dünyasındaki yüksek yoğunluklu yükelişine göz atalım.
Isterseniz.

Milliyet Gazetesi ve Milliyet Sanat Dergisi’yle gazeteciliğe soyunuyor.
Meydan, sonra Gözcü.
Daha sonra Hürriyet.
Hürriyet ve 30’dan fazla dergi.
Hürriyet’in dev tesisleri.
Yurt içi yurt dışı matbaalar.
Sonra ver elini televizyonlar.
Star TV, CNN, Kanal D.
Bunlar ana damarlar ve ana kanallar.
Kılcal TV kanalları ise 20’den fazla.
Her TV’nin bir radyosu.
Yine yazılı basın.
Posta’nın Doğan grubuna katılması.
En az çalışanı, en az yazarı olanı, en az vergi vereni, en az etkili olanı, en az dikkate alınanı olarak bilinen bir yayın organı Posta. Ama Türkiye’nin en çok satan gazetesi de.
Eşi menendi görülmüş değil.
Örneğine rastlanmayan bir gazete.

Gelelim diğerlerine.
Radikal Gazetesi..
Dengeleri kurmak için biraz solumsu, biraz tarafsız bir gazete türü.

Referans Gazetesi. Ekonomi dünyasına yönelik.
Ve en son Vatan Gazetesi..
Daha ne olsun.
Yaz yaz bitmiyor.

Yine de bitmedi.
Medya dışı işler var.
Bankacılık (Dış Bank), sigortacılık (Ray Sigorta-Hür Sigorta), petrol işleri (PO), İletişim-Bilişim (E-Kolay)…
Ajansı da var.. Doğan Haber Ajansı.
Aklınıza hangi mecra geliyorsa orada Doğan damgası var.
Ve dev enerji ihaleleri.
İşte sonun başlangıcı…

İktidarın değiştiği ve Doğan Holding’de büyümenin durduğu günler geliyor.

AKP’nin iktidara gelişi, Doğan Grubu için Milat’ın başlangıcı demek.

Demirel, Çiller, Ecevit, Mesut Yılmaz ve daha sonraki koalisyon dönemlerinde yaşanan Lale devri sona eriyor.

Sabah kahvaltısına evine gelen bir başbakanı kapıda pjjama ile karşılama görgüsüzlüğü ise Aydın Doğan’ın başındaki taçın yere düştüğü andır.

Ve yıllar sonra medya imparatorluğundaki kurumlar vergi denetimine alınıyor.
Nedense hem Petrol Ofisinde, hem yayın organlarında ve en sonunda bir çok kurumunda vergi kaçakcılığı ve usulsüzlük iddiaları ortaya çıkarılıyor.
Son üç yıl içinde milyarlarca liralık vergi kaçağı iddiaları.
Bu ne demek?
Türkiye vergi rekortmeni Doğan grubunun serveti üstüne gölge düşmesi demek.

Şimdi Avrupa Topluluğu dahil tüm dünya ayağa kaldırılmaya çalışılıyor.
Deniyor ki, basın özgürlüğü elden gidiyormuş.
Deniyor ki “Vergi salınarak, göz korkutularak, patron sıkıştırması yapılarak, tasfiye listeleri hazırlayarak, herkes hizaya sokulmak isteniyor”.

Bir başka iddiada şu:
“Zaman, Yeni Şafak, Star, Bugün, Vakit… Hepsi ellerinde… Yetmedi Sabah’ı aldılar… İrili ufaklı bir ton televizyon kanalları oldu… Yetmedi ATV’yi aldılar…”

İyi de Aydın Doğan’ın gücü ve dev medya kuruluşları yanında, hükümeti destekleyenlerin gaxzete ve tv’lerin sayısı iki elin parmakları kadar değil.

Baştan da söyledim.
Yine tekrarlıyorum.

Böbürlenmek, kibirlilik, açgözlülük.
Biraz da şımarıklık.
Sınırsız ihtiras…
“Benden büyük kimse yok” cakası da cabası.
Tekelcilik değil, tröst sahibi olmaya soyunmak.
Bütün bu tartışılabilir duygular, hedefler ve ilkeler insanların başına dert olabilirmiş meğer.

Burada bir gerçeği daha görmek gerekir.
Demokrasilerde medyanın gücü inkar edilemez .
Onun için dördüncü kuvvet adı yakıştırılır medyaya…

Ancak.
Demokrasilerdeki güçler ayrımı prensibinde TBMM, hükümet ve yargı gücü ilk üç sırayı işgal eder..
Sıranın zaman zaman yer değiştirdiği görülür.
Zayıf ve kötü yönetimlerde medya birinci güç etkisi yaratabilir.
İktidarları devirmeye yardımcı olabilir.
Ama işi sadece gazetecilik ise.
İşini doğru yapıyorsa.
Tarafsız yayın yapıyorsa.
Devcletten ihale beklemiyorsa.
Herkes işini iyi yapıyorsa.
Biraz da hamurunda gazetecilik unu-suyu-tuzu varsa…
Gazetecilik ruhundan vazgeçtik…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.