Hermitage ve Kuğu Gölü

Hermitage ve Kuğu Gölü

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
İSMAİL BAYER – Kuğu Gölü balesi. P.Tchaikovsky’nin bu balesi, dünyanın bir çok sahnesinde yıllardır sergileniyor. Adeta bitmeyen bir aşk. Yeniden yeniden, değişik bakış açıları ile sahnede. Sahnede balerin ile baletler ve orkestrada ki sanatçılar değişiyor.
Değişmeyen tek şey müzik. P.Tchaikovsky.
St.Petersburg deyince siyaset, çarlar, çariçeler, Lenin ya da Putin değil aklıma ilk gelen. İlk gelen iki isim hemen, Dostoyevsky ve Tchaikovsky. Ve iki eser, Beyaz Geceler ve Kuğu Gölü.
70’li yıllarda, Ankara’da Mithatpaşa Tiyatrosu’nda, rahmetli Mehmet Keskinoğlu ve Filiz Onaran ikilisinden izlemiştim, Beyaz Geceler oyununu. Başta, Ataol Behramoğlu çevirisi olmak üzere, değişik çevirilerini zaman zaman okumayı da sürdürüyorum.
İkibin’li yılların başında, St.Petersburg’a kış ayında karlar içinde gittiğimde, buz tutan nehrin köprülerinde hep Dostoyevsky’nin kahramanlarını aramıştım adeta. İki yıl önce yine beyaz geceler de, St.Petersburg’a gittiğimde de ise hangi köprüyü düşünerek yazdı diye arayışım sürmüştü. Dönüşte kitabı yeniden okuduğum da ise Dostoyevsky ile adeta yolculuk yapar gibiydim.
Tchaikovsky’nin, Kuğu Gölü balesini de en az on kez izlemişimdir. Değişik yıllar da, ülkemizde değişik kentler de değişik zamanlar da, sahneye koyan ve sanatçıları farklı sahnelemeler de, hep aynı heyecanla izledim.
Yurt dışında da ilk kez Riga’da izlediğimde ise, kuğular sadece sahnede değildi. İlk kez bu denli yaş ortalaması 30’un altında yoğun bir bayan izleyiciler arasında izlemiştim. Bu sayfa da paylaşırken de, her taraf kuğu yakıştırmasını yapmıştım.
İkinci yurt dışı Kuğu Gölü buluşmam ise, iki yıl önce St.Petersburg da ve “Beyaz Geceler”de  olmuştu. O heyecanımı da, yine burada paylaşmıştım.
Moskova’da ve Bolşoy’da izlemek arzumu ise bu güne değin gerçekleştiremedim, belki gelecek de gerçekleştirmek üzere diyelim, kısmet.
Ve Kuğu Gölü ile yurt dışında üçüncü buluşmam, geçen hafta yine St. Petersburg’da olmuştu. St.Petersburg’da iki yıl aradan sonra, Kuğu Gölü ile ikinci buluşma.
O akşam iki sahnede de, Kuğu Gölü vardı. Eski, tarihi, nostalji dolu Marinsky Theatre’da Kuğu gölü sahneleniyordu. Bu salonu görmüştüm. Ama tercihimi, bu sahnelemeden yana yapmadım. Daha küçük bir sahne ve daha küçük bir orkestra ve daha az balerin ve baletin sahne aldığı diğer salonu tercih ettim.
Çünkü bu sahneyi hiç görmemiştim. Ve bu sahne, sarayın içinde, Neva nehrinin kıyısında adeta kanalların üzerinde, bir başka tür nostalji kokan tarihi bir sahneydi.
Hermitage Sarayı ya da şimdi ki hali ile Hermitage Müzesi’nin bir parçası. Bitişik yan bölümü. Hermitag Theatre. Neva nehrinin yanında, adeta onunla yaşayan bir sahne. Altından kanallar geçiyor ve Neva nehri ile birleşiyor.
Kuğu’lar sahneye çıkmadan, perde arasında, pencereden Neva nehirini ve ışıl ışıl St.Petersburg’u seyrederken, votkanızı yudumlayıp, kuğuları düşünmeğe de devam edebilirsiniz..
Kuğu Gölü’nü izlemek üzere, Neva nehrini arkanıza alıp, kapıdan girip, merdivenleri çıkarken, daha hemen sarayın havasına giriyorsunuz zaten. Fuaye girişi şaşkınlığınız ise devam ediyor. Zaten adeta şaşırtmak istiyorlar. Fuaye de bir kuarted. Yaylılar, sizi Tchaikovky’nin dünyası içine alıyor. Onun müziğini seslendiren, dörtlüyü oluşturan sanatçılar ise bir başka kuğular zaten.
Salona girerken, 19 yüzyılın giysileri ile (koruma değil tabi) iki zenci, sizi o döneme götürmek ister gibi. Fuayede ki avizeler, heykeller salona girdiğinizde, oval aşağıya doğru sahnenin önüne gelirken, yine sarayın atmosferi sizi ısıtıyor. Oturma yerleri, bölümler, avizeler, duvarlar, sahnenin zenginliği, orkestranın biraz çukurdan çıkar gibi yerleşmiş olması. İncelik ve güzellik baktığınız her yerde hakim.
Müzik başlıyor, perde açılıyor, kuğular geliyor. Çar ve Çariçe ne kadar çok seyrettiler, bu sarayın içinde ki salonda acaba. Değişik kuğuları düşünmekten de kendinizi alamıyorsunuz.
Orkestra Şefi, sahneye koyan, dekor, baş balet ve balerin, sanatçıların isimlerini aktarırken Rusça’dan, İngilizce’ ye sonra Türkçe’ye, bir çok hata yapma olasılığı yüksek. Onu için aktarmıyorum burada.
Sahnede kuğular. Sahne de aşk hep yineleniyor. Asırlardır bu aşkı yaşatıyorlar. Tchaikovsky’nin müziği hep sahne de. Değişmeyen müziğin notaları sadece, tınıların gücü ve bileşkesi ile sahnede kuğular da hep var.
Neva nehri’ne ulaşan kanalların üzerinde ki fuayeden, hem Neva’ya, hem kanala ve şehrin ışıklarına iki tarafdan da bakıyorsunuz. Kanal’dan, ışıklı St.Petersburg gecelerini keşfe çıkan, küçük teknelerde ki insanlar. İzleyenlere bakıyorsunuz. Rus’lardan izleyiciler arasında ki oran, neredese yüzde on. Çinliler başta, uzak doğudan gelenler ağırlıkta. Amerika ve Almanya ya da İspanya, İtalya, bu ülkelerden gelenler, hemen belli oluyor. Dil, din, ırk herşey farklı. Farklı olmayan, Thcaikovsky’nin müziğinde birleşen insanlar ve insanlık.
Bizim izlediğimiz akşamın sabahında, St.Petersburg’da, Erdoğan-Putin görüşmesi gerçekleşecekti. Düşünmeden de kendimi alamıyorum. Bizden bir asra yaklaşan Cumhuriyet Dönemi’nde, acaba hangi lider buraya gelse, Kuğu Gölü izlemek isterdi diye düşünüyorum. Üç isimden öteye çıkamıyorum. Atatürk, İnönü ve Ecevit.
__________________
Ankara. 15 Ağustos 2016. Pazartesi.  ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

13 + thirteen =