Hesaplaşma…

Bir asırlık olanını bıraktık, yarım asırlık bile siyasi partimiz yok ama evelallah hepsinin saray gibi genel merkezleri peşpeşe boygösteriyor.
En son AK Parti Genel Merkezi halkımıza sunuldu.
Daha doğrusu AK Partiye gönül verenlere…
Neticede adı üstünde parti.
Kime aitse onlar yararlanacak.
CHP’nin oval ofisli, MHP’nin kartal yuvasını andıran slueti ile Ankara’da peşpeşe biitirilen parti genel merkezleri iyi de, Türk medyasının ileri gelenlerinin bu parti merkezlerinde açık oturuma davetleri ne anlama geliyor?
Her davette gazeteci üst yöneticileri –bunlara medya aydınları da deniyor nedense- girdikleri genel merkezlerin etkisinde kalıyorlar.
Öncelikli sorular genel merkezin dekoruna yönelik.
Çalışma ofisleri…
Duvarlardaki resimler.
Yapının hangi döneme ait olduğunu vurgulanması.
Mesela, CHP Cumhuriyet dönemi sadeliğindeymiş meğer.
Peki Beyaz Saray’da, Clinton-Monica ikilisi ile ünlenen Oval Ofis benzeri “çıkıntı” mekan neyin nesi?
Misal: AKP Selçuklu dönemi çizgilerini taşıyormuş.
Tabii öyle olacak, yoksa Libya Lideri Kaddafi’nin çadırına benzer genel merkez yaptıracak değillerdi ya. O mimari tasarım (!) başka partilerin işi olmalı.
Mesela…
Hadi söylemeyeyim.
Yeni parti genel merkezleri bir yandan tanıtılıyor, iyi oluyor da, gazetecilerin parti genel başkanları ile yaptıkları sohbetler  “geyik muhabbetlerini” andırıyor.
Hiç kimse tutup da Başbakan Tayyip Erdoğan’a şu soruları sormuyor:
-Seçim Kanununu değiştirmeyi vaat ettin, ama 5 yıldır kulağınızın üstüne yattınız, neden?
-Genel başkanlara padişah gücü veren Siyasi Partiler Yasasını yenilemek için söz verdiniz, neden beş yıldır değiştirmediniz?
-1980 İhtilalcilerinin çıkardığı antidemokratik anayasa ile ülkeyi yönetmekten sıkılmadınız mı? Anayasanın faşist maddelerini neden değiştirmek için diğer partilerle işbirliğine gitmediniz?
Keza CHP ve muhalefetteki diğer parti genel başkanlarına da bu ve buna benzer sorular sorulabilirdi:
-Neden iktidar ile uzlaşma yoluna gidilmedi. Neden  eskimiş yasaların yenilenmesi için gücünüzü ortaya koymadınız? Neden TBMM’de temsil adaletinin sağlayıcı reformlar için halkı sokaklara çıkarmayı akıl etmediniz?
Tabii bunlar önemli ama en önemlisi dokunulmazlık konusunda boşu boşuna geçirilen beş yılın hesabını kimse sormuyor.
Anladık gazetecilik yargılama kurumu değil.
Ama gazetecilik halk adına, kamunun aydınlanması adına dokunulmazlığın kalkmasını gerektiren ortamı sağlamak için gerekli araştırmaları yapması görevi.
İşledikleri suçlardan kurtulmak için TBMM’ye sığınan ve dokunulmazlığı elde etme amacıyla herşeyini feda eden bazı adayların ipliklerini pazara çıkarmak da gazetecilerin işi.
Varsa suç dosyalarını tozlu raflardan indirip canlandırmak da medyanın görevi.
Yoksa genel başkanın etrafını tesbih taneleri gibi  çevreleyip “yanaktan” sorular sormayı herkes yapar.
Gazeteci gibi davranmak, gerektiğinde “ damardan” sorularla genel başkanları yerinden zıplatmaktır gazetecilik.
Gazetecilik “Al gülüm, ver gülüm” mesleği değil artık.
Hesap soracaklara yol açma mesleğidir.
Halk adına sorgulama kanallarını genişletebilme mesleğidir.
Şimdi meydanlara çıkılacak, muhalefetteki partiler bangır bangır bağıracaklar:
“İktidara gelince hesap soracağız.”
Bunu söyleyen acaba ne kadar temiz?
Şeffaflığın olmadığı yerde kimin temiz, kimin kirli olduğunu nasıl anlayacağız?
Sadece medyanın bulabileceği ve halkı aydınlatacağı bilgilerle…
Tabii“Yanaktan” değil, “damardan” sorularla pisliklerin üzerine gitmesini bilen gazetecılerle.
Gazete bağlandıktan sonra hasbahçeyi andıran medya plazanın barında, 2-3 bin dolarlık Petrus şarabından yudumlayıp, alt kademede çalışan kendine yakın arkadaşlarına hava atmak, palavra sıkmak değildir gazetecilik.
Ya da patronuyla kurulan mevcut dengeler bozulmasın diye siyasi parti liderlerine “mavi boncuk” dağıtmak da değildir.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.