Hiç ölmeyecekmiş gibi

PAYLAŞ

Bunlar birbirlerine çok benzerler. Biri öbürünün hık demiş burnundan düşmüştür. Durmadan yalan söylerler, bu bir. İkincisi, sırtlarını birilerine dayayıp insanlara korku vermeyi pek severler. Üç: ölümden çok korkarlar ama ölmeyecekmiş gibi yaşarlar… Ölmeyecekmiş gibi yaşadıkları için ölüm onlara çok korkunç görünür. En yakınları öldüğünde bile tabutun içinde yatanın bir başkası olması onları alttan alta sevindirir. “Onun yerine ben ölseydim” deseler de bu böyledir. Daha başka özellikleri de vardır: parayı çok severler, bu arada paranın iyi yaşamak için bir araç olduğunu bildirmekten de geri kalmazlar: ne kadar yüce ruhlu insanlar olduklarını göstermek için uydurdukları bir yalandır bu. Bu yalanı birbirlerine de söylerler. Para konusunda tam bir yırtıcıdırlar. Üç kuruş daha çok elde edebilmek için kendilerini gülünç ettikleri olur.

Para kadar sevdikleri birbirine benzer iki şey daha vardır: ün ve unvan. Örneğin şair onların gözünde zavallı bir adamdır, alay edilmesi gereken biridir, ailenin yüzkarasıdır, köyün aptal çocuğu gibi bir şeydir. Ama ödül almış bir şair son derece değerli biridir. Bu yüzden kendi aralarında sayısız ödüller uydururlar. Ödül için de şöyle kırmızı kutuya konmuş bir demir parçası ya da doğrudan çıplak bir plastik parçası yeterlidir, bu işe o kadar çok para yatırmak gerekmez. Hele özel olarak seçici kurulların verdiği ödüller var ya, onlar çok daha önemlidir. Seçici kurul üyeleri de zaten bizden birileridir. Ödülü alan yüze yüze karşı kıyıya geçmiş demektir. Önemli olan bir yer tutmak ve o yeri canla başla yani ne yapıp yapıp, zar gelirse zarla zar gelmezse zorla korumaktır: bu da unvan merakını getirir. Adam cahil midir değil midir diye düşünmez kimse. İnsanın müdür, başmüdür, profesör, iskele amiri, patron, dekan, rektör, başkan, başkan yardımcısı, masa şefi vb olması önemlidir. Cüppeler, masanın arkasına konan tahta çerçeveli kırmızı kumaşlar, kapının önünde her an yerinden fırlamaya hazır bekleyen kapı görevlileri, resmi ya da özel şoförler bu yüzden ayrıca önemlidir, bunlar insanın değerini somutlaştıran şeylerdir.

Evet, ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Oysa doğa ölümü birçok amaçla olduğu gibi ahlaki bir amaçla da koymuştur. Doğa demek ister ki: öncelikle insan olun, önem verdiğiniz şeyler geçicidir, bir gün ölüm kapınızı çalacaktır ve bugün yaşamakta olan geriye ölümlüler ölümünüze üzüleceklerse profesör olduğunuz için değil gerçek insan olduğunuz için üzüleceklerdir. Onlar buna aldırmazlar. Ölümün varlığına inandıkları da kesin değildir. Konfuçius pek iyi niyetli olduğu için şöyle demiştir: “Kuş ölümün kıyısına geldi mi şarkısı acılı olur, insan ölümün kıyısına geldi mi sözleri erdemin izlerini taşır.” Biz pek öyle görmedik ya, haydi bakalım öyle olsun.

Adamda bir afra bir tafra, yanına yaklaşılmıyor. Birini azarlıyor, öbürünü aşağılıyor, bir başkasına yukarıdan bakıyor. Sonra bir de bakıyorsunuz ki bizimki doğanın buyruğuyla kuyruğunu şöyle bir güzel kıstırıvermiş. Babalık yalanla dolanla o kadar para biriktirdin, adını gün oldu hırsıza çıkardın, bu paralar burada ne olacak, al götür bari. O senin şeyin cebi yok mu? Adam arıyor, bakınıyor, yokluyor, bulamıyor, cep yok. Yahu kardeşim bunları hep cepsiz mi yapıyorlar? Evet, yazık ki nedense cepsiz yapıyorlar. Cepli yapsalar insan buradan giderken, ne bileyim, üç beş bir şey götürür. Götürse de bunlar orada geçer mi acaba? Bak onu bilemeyiz, öyle ya belki de geçmez. Orada adamın yüzüne fırlatıverirler bunları bu ne biçim para diye. Sınırda sarraflar yok mudur ki parayı değişsinler? Orada sarraf ne gezer evladım, saçmalama, orada zebaniler falan var, sarraf da neymiş?

Menandros “Her şey topraktan gelir ve toprağa döner” diyor, bana kalırsa tek gerçek budur dostlarım. Pekiyi, diyeceksiniz, dünya ölümlü diye hiçbir şey yapmadan öylece oturalım mı? Yok hayır, oturmayalım, daha doğrusu insan gibi oturalım. Dünyada bir iyilik kalıyor, gerisi silinip gidiyor. Ayıplarınızı, ikiyüzlülüklerinizi, kurnazlıklarınızı, üçkağıtçılıklarınızı, onun bunun hakkını yemelerinizi doğaya yutturduğunuzu sanıyorsunuz. Bir zaman sonra ödedikleriniz, siz ödemeye vakit bulamadan gittiğiniz zaman da çoluk çocuğunuzun ödedikleri doğanın size çıkardığı faturaların karşılığıdır. Sen yalan söylemeseydin oğlun dolandırıcı olmayacaktı, sen başkalarının emeğini sömürmeseydin kızın kötü yola düşmeyecekti, sen insanlara saygı gösterseydin insanlar da sana saygı gösterecekti. Başkalarına ne kadar güvendiysen başkaları da sana o kadar güvendiler. Topla pılını pırtını git şimdi, bıraktığın pisliği yedi göbek ardılların temizleyemez. Git güle güle.

CEVAP VER