Hiroşima, Nagazaki, Nato Kan

Hiroşima, Nagazaki, Nato Kan

0
PAYLAŞ

Sene 1945 de 6 Agustos ta Hirosima’ya, 9 Agustos’ta Nagazaki’ye atom bombasi atilmisti. 29 Temmuz 2011 de bir haber okudum, Japonya Demokrat Parti Baskani ve Basbakani Nato KAN, 2050 senesine kadar, Japonya’nin Nükleer enerji kaynaklarini tamamen devreden çikararak, temiz enerji kaynaklarina, basta günes ve rüzgar gibi dogaya dost enerji kaynaklarina yönelecek Hükumet planini açiklamis. Hatirlarsaniz, Fukusima Nükleer Santralinin depremde zarar gördügünü ve facianin esiginden dönüldügünü haberlerde okumustuk. Deprem ve Tsunami görüntülerinin unutulmasi da mümkün degil, bu gittikçe globallesen dünyada…küresellestikçe, döne döne daha da yakinlasiyor, herkes herkese…

Nazim Hikmet RAN, ”Japon Balikçisi” ve ”Kiz çocugu” isimli siirlerini 1956 da yazmis. ”Hirosimada öleli oluyor bir on yil kadar. Yedi yasinda bir kizim, büyümez ölü çocuklar. Saçlarim tutustu önce, gözlerim yandi kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbirsey istedigim yok. Seker bile yiyemez ki kaat gibi yanan çocuk.” Bu siirin, iki bestesini ve yorumunu bir hoca ve ögrencisinden dinlemistim, Ruhi SU ile Cem KARACA’dan. Gerçek müzisyenlerin yeryüzündeki zulümlerden etkilendigini ve zulme hayir deyislerinin, müziklerine ve seslerine yansidigina sahit olmustum.
”Denizde bir bulutun öldürdügü Japon balikçisi genç bir adamdi. Dostlarindan dinledim bu türküyü Pasifik’te sapsari bir aksamdi. Elimize degen ölür. Tuzla, günesle yikanan bu vefali, bu çaliskan elimize degen ölür. Birden degil, agir agir, etleri çürür, dagilir. Elimize degen ölür… Badem gözlüm, beni unut. Bu gemi bir kara tabut, lumbarindan giren ölür. Üstümüzden geçti bulut.” Bu siirin, iki bestesini ve yorumunu dinlemistim. Ilki, Ruhi SU Hocamin ögrencisi olan, simdi ebedi istirahatgahinda yine Hocasiyla ayni mekanda Zincirlikuyu’da bulusan SÜMEYRA idi. Diger besteci ve yorumcu ise Türk sinemasi Tarihinde aktör, yönetmen, yazar, sair, besteci, söz yazari ve yorumcu olarak hakli bir yeri olan Fikret HAKAN idi.
Ruhi SU, 1912 de Van’da dogmus, ana-babasini hiç tanimamis, bilmemis. Hocamin kendi deyimiyle, ”Birinci Dünya Savasi’nin ortada biraktigi çocuklardandi”. Adi Mehmet’mis, Ruhi adini kendisi seçmis kendisine, elbette bir sebebi varmis… Adana Öksüz Yurdu’nda okurken, Ankara Müzik Ögretmen Okulu’nun sinavini kazanmis, Istanbul’da Halicioglu Askeri Lisesi’nde de okumus,1945 de Opera kanunu çikinca ögretmenligi birakmis, yani hayatinin baazi bölümlerini dinlemis bir ögrencisi olarak, anlatmak hiç de kolay degil, en azindan bu sayfa yetmez, bu kesin…
Cem KARACA’nin ilk adi, büyükbabasinin adindan geliyor, Iran Azerilerinden Muhtar Ehranceni’den…Muhtar Cem KARACA ise 1945 de Istanbul Amerikan Hastanesinde dogmus, kendi deyimiyle ”henüz Amerika Japonya’ya atom bombalari atmamis, o dogdugunda, çünkü 5 Nisan da dogmus…” Simdi Istanbul’daki Iran Mezarligi’nda, büyükbabasi, babaannesi, babasi ile ayni mekanda, ebedi istirahatlerini sürüyorlar…
Ve yollari, müzikleri, cömert kahirlari, Nazim Hikmet RAN siirleriyle de bulusmus…
Benim kaderim de, beni bu kiymetli gerçek sanatçilarla bulusturdu da, ben de sizlere onlarin gerçegini anlatmayi, boynumun borcu biliyorum.
Niçin? diye soran olursa eger, ki sanmam, soru sormadan yorum yapma harekati içinde oldugumuzu hep görmekteyim, ben yine de böyle bir varsayalim sorusuna cevabimi yine çok sevdigim sair Hüsrev HATEMI’nin bir siiriyle sunmak isterim. BERLIN 1969 baslikli siirinde diyor ki,
”Simdi Giritli Aziz Efendi’nin ruhu Berlin Islam mezarligindan, Der ki, Her Türk benim kitabimdan bir Cevat’tir. Çünkü, her Türk kendi yüregine Acilar dokuyan bir tezgahtir. Bizler birer Sadullah Pasa’yiz yurtdisinda, Bizi sadece aci bekler zira, Kalbimiz, hüzün oklarina açik, delik-desik bir nisangahtir.” diyerek siir devam ediyor…
Kiymetli HATEMI Ailesi ile KARACA Ailesi bir akraba yakinligi içindeler, bence bu da kiymetli bir bilgidir, meraklisi için not düsmek güzeldir diye düsünüyorum. Mesela, benim Cem KARACA’dan dolayi tanistigim, gerçek arastirmaci – yazar arkadasim kiymetli Birsen ALTINER gerçek bilgileri okudugunda, heyecan duyar ve sevinir, bilirim, ben de öyleyimdir, güvenecegimiz insan sayisi giderek öylesine azaliyor ki, sohbet etmeye hasret kaliyoruz…”off oooff, Su kisacik hayatimizda, Ölmek için çok yoruluyoruz” diye sitem etigim zaman, sayica, elimin parmaklarini geçmeyen arkadaslarim, içten tebessümleriyle baslarini sallayip bana hak veriyorlar.

2012 senesinde, Ruhi SU dogali 100 yil olacak…Cem KARACA dogali 67 yil olacak…Hirosima ve Nagazaki’ye atilan bombalarin, ölümlerin 67. yili olacak…Nazim Hikmet RAN dogali 110 yil olacak…Günes ve Ay Baris’ta, Dünya niçin savas’ta? diye sormak da acaip olacak…Yildizlar, seyirci mi kalacak? diye sormak da içimden geçmiyor degil hani…
Nelson MANDELA nin AIDS için çabalarini görmek, Rock Ozanlarinin mesela BONO’nun Afrika’daki açlar için çabalarini görmek, Angelina Jolie’nin ayna karsinda vakit geçirmeyip, güzelligini güzel amaçlar için taçlandirdigini görmek, insani umutlandiriyor. Bir de bizim Popüler TV Insanlarinin lüks araba koleksiyonlarindan, piyangoda bile var olmayan, yillik anlasma ücretlerinden, (ülkemizdeki asgari ücrete ragmen, hatta birçok ülkedeki asgari ücrete ragmen) istahla bahseden magazin haberlerini gördükçe, insan üzülmekten geçemiyor yani…
Neyse ki, Japonya Basbakani Sayin Nato KAN, dogaya ve insana dost olan, günes ve rüzgar gibi enerji kaynaklarina yönelinecegi haberlerini vererek, güzel bir rüzgar estirdi de , yüregimde baska güzel umutlar yesertti. Baris MANÇO Konserlerinde Türk ve Japon Bayraklarini birlikte dalgalandiran önemli Japon insanlari, bizim sanatçilarimizin dogumunu da kutlarlar diye düsünüyorum, biz onlarin ölüm acilarini yüregimizde hissediyoruz…
Ve Cem KARACA’nin bir sarkisinda yazdigi, müzikledigi ve yorumladigi gibi, ”Doguma da ölüme de çiçekler yolluyoruz…”
Globallesen dünyamizda, Döne döne, benzer acilarimizla ve sevinçlerimizle daha da yakinlasiyoruz birbirimize…

BİR CEVAP BIRAK