Hizmetçin mi var kalk da paranı kendin ver!

Hizmetçin mi var kalk da paranı kendin ver!

0
PAYLAŞ

Yaz tatili için bulunduğumuz Ankara’da geçenlerde Kızılay’dan dolmuşa bindim. Ankara’ya geç gelen yaz mevsiminin en sıcak günlerinden ilkiydi belkide! Sıcak dolmuşta da etkisini tüm gücüyle göstermiş, ter kokuları birbirine karışmıştı!

En arkada kalmış, tek kişiyi bekleyen dörtlü koltuğa oturdum ve her zaman yaptığımın aksine parayı öndeki yolcuyla şoföre ulaştırdım. Genellikle kimseye zahmet vermek istemediğimden dolmuş ücretini kalkar kendim verirdim. Dolmuş ilerlerken inen binen oluyordu haliyle ve ben ineceğim durağa yaklaşıyordum. Genç bir çocuk bindi en arkaya oturdu. Bu arada ben arkadan hemen önümdeki koltuğa taşınmıştım bile. Çocuk parasını bana uzattı ben de öndekine o da öndekine o da şoföre. Paranın üstü geri dönerken yolda bir kısmı düştü. Düşüren genç kız yüzünden düşen bin parça düşürdüğü parayı yerden alıp arka koltuktaki yolcuya ulaştırdı; o da bana ben de sahibine. Kızcağız bir iki dakika cep telefonundan gözlerini ayırmak zorunda kalmıştı küçük toplumsal görevini yaparken!

Dolmuştaki sessizlik parayı yerden alıp sahibine gönderen, telefonundan gözlerini kısa bir süre ayırmak zorunda kalan kızın hiddet dolu sesiyle birden bozuldu.

“Neden insanlar binerken parasını verip sonra yerine oturmuyor da diğer yolculara eziyet ediyor, burda hizmetçiniz mi var, kalkın kendiniz verin!”
Kalan üç beş yolcuda çıt yok. Şoför oralı bile değil. Aslında ben tam da kızın dediği gibi yapardım genellikle ama ortada da bir haksızlık var gibi geldi bana. Dayanamadım, yaklaşan durağımda inmeden önce olanca nezaketimle:

“Hanımefendi dolmuşlarda gelenektir, dolmuş ücretleri elden ele verilerek şoföre ulaştırılır, bu dolmuşa binmenin bir parçadısır, yazısız bir kuraldır, ne olur ki elinize mi yapışır! dememle birlikte yolcular kızı savunanlar ve bana destek çıkanlar olarak ikiye ayrıldı. Bu tartışmanın kazanını olmayacaktı! Neyseki o sırada dolmuş durdu şoföre teşekkür edip indim.

Bu kısa yolculuktan önce TRT Radyo Kent’de Lise ve Universite yıllarından arkadasım Ayse Yuruk’un Hayat Bilgisi proğramına katılmıştım. Tesadüf bu ya Ayse bana “her tatile gelişinde Turkiye’de ne değişmiş oluyor, Turkiye sana nasıl görünüyor?” diye sormuştu, ben de” insanların gittikçe birbirine karşı daha az nezaketli, aslında tam anlamıyla kaba ve tahammülsüz” davranmaya başlamış olduklarını farkettiğimi söylemiştim.
Bu benim uzaktan bir gözlemimdi ve hemen arkasından dolmuştaki bu küçük olayla iyice doğrulanmış oldu.
Aslında programa giderken bindiğim halk otobüsünde iki yolcunun aralarında doğal olarak gelişen bir konuşmaya da kulak misafiri olmuş ve benzer şeylerden yakındıklarını duymuştum.

Almanya da yaşayıp tatile geldiğini yanındaki yolcuya anlatan yaşlı bir bey pazarda nasıl kazıklandığından ve insanların artık eskisi gibi dürüst olmadığından, ülkenin kötüye gittiğinden yakınıyordu. Önce kendisine 1 kilo patlıcanı 5 liraya satmaya kalkan satıcının, yanındaki hanımın onun abartılı bir rakam olduğunu ve normalde 1,5 lira demesi üzerine satıcının pazarlıkla 4 liraya indiğini, kendisinin kabul ettiğini, tarttıktan sonra da “amca 1 kilodan fazla geldi, 5 lira vermen gerekiyor dediğini, amcanın isteneni verdiğini ancak eve gittiğinde patlıcanı tekrar tarttığında 900 gram civarında geldiğini hayretle gördüğünü, fakat geri götürmeye de cesaret edemediğini söylüyordu. Üstüme yürürler bir de beni yalancı çıkarırlar korkulur bunlardan yiğidim” diyordu.

Yine son zamanda acil servise götürdükleri kayınpderinin su istemesi üzerine görevlilerden su rica ettiklerini, karşılık olarak “burda su yok dışardan almanız gerek” diye cevap aldığını söyleyen Alamancı amca “Almanya’da bunlar olmaz yiğidim, nasıl bir hastane hastasına su temin etmez bu nasıl bir sistemdir” diye isyan ediyordu.

İşte yurtdışında yaşayan insanların, özellikle gelişmiş ülkelerden gelenlerin gözlemleri, farkettikleri şeyler bunlardı. Yurt özlemiyle gelenler hayalkırıklığı ile umutlarını geride bırakarak, eskiyi özleyerek, yaşadıkları ülkeye daha bir bağlanarak, neden biz de onlar gibi olamıyoruz diyerek geri dönüyordu. Belkide her gelişinde ükesinden biraz daha soğuyor, uzaklaşıyordu. Sahi neden biz onlar gibi olamıyoruz! Kim, nasıl getirdi bizi bu hale?

_____________________________

Gulseren Tozkoparan Jordan

BİR CEVAP BIRAK