Hükümet nedir?

“Yönetilmek, belirtilen, kaydedilen, üye yazılan, vergilendirilen, pullanan, ölçülen, sayılan, değerlendirilen, ehliyet verilen, yetki verilen, öğütlenen, yasaklanan, reform gören, düzeltilen, cezalandırılan her eylemde, her işlemdedir. Kamu yararı kisvesi altında ve genel çıkar adına, katkıda bulundurulmak, eğitilmek, fidyelendirilmek, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, limon gibi  sıkılmak, gizemlileştirilmek, soyulmaktır; o halde en hafif direnişte, ilk şikayet kelimesinde bastırılmak, cezalandırılmak, aşağılanmak, taciz edilmek, izlenmek suistimal edilmek, dövülmek, silahsızlandırılmak, susturulmak, hapse atılmak, yargılanmak, suçlanmak, ihanete uğratılmaktır; ve tüm bunları taçlandırmak üzere, gülünç kılınmak, alay edilmek, tecavüze uğramak, onursuzlaştırılmaktır. Hükümet budur; ahlakı budur.” PROUDHON

Fransız anarşist Proudhon, modern devletin en önemli özelliklerinden birinin, vatandaşlarından düzenli olarak vergi alabilmesi olduğunu söylerken bir yandan da yukarıdaki acı sözleri sarfetmiştir. Kulakları çınlasın, şu çok yakınlarda duyurulan ve vatandaşımızın sırtına ağır yükler yükleyen vergi paketini düşündüğümde, proudhon’a hak vermeden edemiyorum…

2008 yılındayız, aradan neredeyse bir yüzyıldan fazla zaman geçmiş ama Proudhon hala haklı sözlerinde…

Bakın yeni vergi paketimizde neler var;  İnternetten aldığım şekliyle haberi aynen aktarıyorum:

“Belediye Gelirleri Yasası ile sokak lambasından kaldırıma, maç biletinden tatile kadar yeni vergiler gündemde.

EMLAK VERGİSİ İKİ KATINA YÜKSELİYOR

Yüzde 50 ile yüzde 100 oranında artırılacak. Halen konutlardan binde 1 oranında alınan Emlak Vergisi yeni düzenleme ile yüzde 50 artırılarak binde 1.5’a çıkarılacak. Konut dışındaki diğer binalardan alınan vergi oranı ise binde 2’den binde 3’e yükseltilecek. Tasarıya göre bu oranlar Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun uygulandığı yerlerde yüzde 100 artırılarak uygulanacak.

ŞEHİT, DUL VE YETİME EK KONUT VERGİSİ

Bakanlar Kurulu’nun Türkiye sınırları içinde tek meskeni olan emekliler ile şehit aileleri, dul, yetim ve gazilerin emlak vergisini sıfıra indirme yetkisi de ortadan kalkacak.

ASTRONOMİK ÇEVRE TEMİZLİĞİ

Kamuoyunda çöp vergisi olarak bilinen Çevre Temizlik Vergisi, su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına büyük şehir belediyelerinde 20 YKr, diğer belediyelerde 15 YKr olacak. İş yerleri için kullanılan binalara ait Çevre ve Temizlik Vergisi, yedi gruba ve beş dereceye ayrılarak tarifeye bağlanacak. Örneğin birinci grup, birinci dereceye giren binalar yıllık 1400 YTL vergi ödeyecek.

SOKAK LAMBASI KİRASI

Sokak aydınlatma bedeli, elektrik faturalarına eklenerek vatandaşa yansıyacak. Buna göre elektrik (sokak aydınlatması) havagazı, doğalgaz ve likit petrol gazını tüketenlerin vergi oranları da arttırılacak. Verginin matrahı, satış bedeli olacak. Vergi oranı yüzde 1 ile yüzde 5 arasında konut ve iş yerinin türüne göre değişecek.”

Haber bu, hepimize hayırlı olsun…

Bu arada Modern devletin başlıca niteliğinin vatandaşını sürekli olarak vergilendirebilme özelliği derken, bunun devletler açısından öyle kolay kazanılmış bir hak olduğunu düşünmeyin sakın…

Modern devlet öncesi vergiler özellikle savaş giderlerini karşılamak için ve geçici süre için alınırdı; ama bunda bile vergiler karşında devlet güçlü bir dirençle karşılaşırdı… Bir devlet ne kadar çok vergi alabiliyorsa o kadar çok savaşma kapasitesine sahip olabiliyordu. Eski devletlerde zenginliğin kaynağı fetihler ve yeni yerler ele geçirmek olduğu için, bu konu devletler için iktidar ve güç meselesiydi…

Doğal olarak devletlerin bütçe harcamalarında o zamanlar savaş giderleri çok önemli bir yer tutuyordu. Oysa günümüz modern devletlerinde savaş bütçeleri hala çok önemli yer tutmakla birlikte, sosyal harcamalar ve devletin toplum refahı adına yaptığı harcamalar da büyük önem taşımaktadır.

Aşağıdaki istatistikler bunu doğrular niteliktedir, en azından 1980’lere kadar; Çünkü 1980’ler sonrası refah devletinde ciddi gerilemeler olmuştur.

“1900’de sosyal harcamalara  GSMH’sının yüzde 3’ünü ayıran Avrupa devleti sayısı  biri veya ikiyi geçmezdi. 1940’a gelindiğinde  neredeyse tüm Avrupa devletleri yüzde 5’i aşkın sosyal harcama düzeyine ulaşmıştı. 1950’lerin ilk yarısında bu rakam yüzde 10 ile 20 arasında sıralanıyordu. 1970’lerin ortalarına gelindiğinde Avrupa refah devletleri arasında GSMH’nın  dörtte biriyle üçte birinden biraz fazlası sosyal harcamalara ayrılmıştı. En ‘gönülsüz’ refah devletleri bile kamu bütçelerinde toptan bir dönüşüme tanık oldular. ABD’de  toplam sosyal harcama 1890’da’de yüzde 2.4 iken 1981 ‘de yüzde 20’ye yükseldi. İstisnai bir sosyal yardım miktarının özel şirketler üzerinden organize edildiği ve dağıtıldığı Japonya’da  bile,   sosyal bütçe 1890’da GSMH’nın yüzde 1.4’üyken 1985’de yüzde 16.2’ye genişlemişti.(bkz.C. Pierson, Modern Devlet, 1991, s.112)

Eski devletlerle 1980’lerin modern devleti arasındaki sosyal harcama farkı bu derece yüksekken, ne yazık ki bugün 2000’lerin devleti ile 1980’lerin modern devleti arasındaki uçurumlar da her geçen gün açılmaktadır. Adeta eski çağlara doğru bir gidişat vardır. Yukarıdaki yeni vergilerle ilgili örneğimizde gördüğümüz gibi, vergi yükünde sürekli bir artış olurken, devletin sosyal harcamalardaki payı ise her geçen gün düşmektedir.

Bu mantığa aykırı gidişat ya da tercih bugün modern devletin meşruiyetine ilişkin sorunları yeniden gündeme getirmektedir. Çünkü devletler vergi yükünü esas olarak alt gelirli vatandaşlara yükledikleri halde, bu gelirlerin önemli kısmını, hiç hak etmeyen, aslında kendi payını düşeni  bile ödemeyen yüksek gelir grubuna aktarmaktadırlar.

Günümüz modern devletinin bu anlamda gerçekten ciddi bir meşruiyet problemi vardır…

Türkiye örneğinde olduğu gibi bu pratikler, daha çok Marksist kuramcılar tarafından savunulan ve araçsalcı bakış olarak bilinen yaklaşımı haklı çıkarmaktadır; yani devletin özerk olmadığı, tarafsız olmadığı, sermaye sınıfının çıkarlarını gerçekleştirme görevini üstlenen bir araç konumunda olduğu görüşünü haklı çıkarmaktadır…

Devletin bu işlevini yerine getirirken, sistemden memnun olmayanlara ya da karşı çıkanlara karşı kullandığı iki temel aygıt vardır; birincisi baskı aygıtları:hükümet, ordu, polis, mahkemeler ve idare; ikincisi ideolojik aygıtlar: Kilise ve dini kurumlar, siyasi partiler, dernekler (devrimci parti ve sendikalar bunların dışında), kitle haberleşme araçları, radyo, televizyon.
 
Devlet ideolojik aygıtlarını kullanarak ikna edemediklerini ya da boyun eğdiremediklerini baskı aygıtını kullanarak ikna etmekte veya boyun eğdirmektedir…

Halk bir anlamda, Proudhon’un haklı olarak belirttiği gibi kendisini soyup soğana çeviren, limon gibi suyunu sıkan, karşı çıktığında ise baskı uygulayan, cezalandıran kapitalist devleti  kendi eliyle, kendi vergileriyle beslemektedir…

Mantıksız olan da budur belki de…

_____________

* İÜ’de Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.