Hocalı Katliamı…

Bundan 23 sene öncesine gittiğimizde, yani takvim yaprakları 26 Şubat 1992’yi gösterdiğinde Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan katliamı hatırlamamak ne mümkün.
Ermenistan’ın sudan sebeplerle çıkardığı savaş ve ardından Hocalı’da yaşanan vahşet.
Azeri sivillerin, elinden silah olmayan kadın-erkek ve çocukların Ermenistan’ın 366. Motorize Alayının desteğindeki Ermeni güçler tarafından katledilmeleri “Bir öç alma” eyleminden başka bir şey değil. Bunu İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de kabul etmesi mezalimin boyutlarını tahmin etmeye yetiyor. Dağlık Karabağ’ın işgalinde en dramatik tabloların yaşandığı bu katliamın karşılığı hala verilmiş değil.
Bu katliamda 106’sı kadın, 83’ü çocuk toplam 613 Azeri vatandaşı hunharca öldürülmüştü<
Ankara’dan bir resim sanatçısı kalktı, Azerbaycan’a gitti ve Hocalı olayını yerinde resmetmeyi planladı.
İsterseniz Ankara’lı sanatcımız Funda İyce Tuncel’in hareket noktası ve hedeflerini, neler yaptığını kendinden dinleyelim:
“Ben bir sanatçı olarak; üslubumla, sanatımla, içtenliğimle duyarlık göstermek ve herkesin içinde kaldığı bir parantez yaratmak isterken; acıların resmedilmek zorunda kalınmayacağı bir dünya düşlemeyi de ütopya olarak görmüyorum. Resim herkesin anlayabileceği ortak dil. Resim, duygularımı ifade etme yolum. Ben, insanın insana yaşattığı acıların olmadığı bir dünya isterken, aynı zamanda resimlerim yoluyla yaşadığım çağın en azından bir bölümünü geleceğe taşımış oluyorum. Böylelikle gördüğüm ve duyduğumu, hissettiklerimi resmim yoluyla kolektif hafızaya kazıyorum. Bu nedenle yaklaşık iki yıldan bu yana “Göç İmgeleri” adı altında bu resimleri yapmaya başladım. Günler geceler süren resim çalışmalarımda sürekli araştırdım, okudum. Bu vahim olayı yaşayanlarla, onların yakınlarıyla konuştum. Yazılanlar, anlatılanlar yüreğin dayanacağı gibi değildi. Bu acıların samimi bir şekilde resmedilmesinin gerekli olduğunu anladım. Ve tuvalimin başına geçtim.
Çalışmaya başladıktan bir süre sonra, sanki orada olanları kendimde yaşamışçasına acı çekmeye başladım. Geceleri tuval başında ve sonrasında rüyalarımda, dehşetin ortasında kaldım.

Yaşanan dram beni öyle etkiledi ki iki yıldan fazla süren yaratım sürecinde kendimi ve çocuklarımı tuvallerimde, resimlerimin içinde görmeye başladım. Oradaki figürlerle ailem özdeşleşti. Uzun süre etkisinden çıkamadım. Şimdi bile tuvalimin önüne geçtiğimde aynı şekilde hisleniyorum.”

Renkçi lekeci ve şiirsel resimler yapan bir sanatçı olarak “acıyı” renkle ve kendi üslubumla resmetmek Tuncel’i kişisel olarak hırpalamış. Ancak bir o kadar da heyecan ve coşku vermiş.
Sanatcı bunu da şu sözlerle dile getiriyor:
“J. Addison yıllar önce “renkler her dili konuşur” demişti. Bu defa benim tuvalimde acıyı konuştular. Kâh kuşun gözünde kanlı bir gözyaşı oldular, kâh bebeciğin karnında yatan annenin çaresiz can çırpınışları…

Keşke bu insanlık utancı hiç yaşanmasaydı. Keşke insanlar öldürülmeseydi. Keşke sanatçılar acıyı resmetmek zorunda kalmasaydı…”

Evet keşke.
Ama keşkeleri önlemek çok zor.
Kolayı ise Gazi Üniversitesi Rektörlük binasındaki Resim ve Heykel Müzesi’nde Hocalı Katliamı anısı üzerine tuvale nakşedilen “ Göç İmgeleri” adlı sergiyi gezmek…
Gezmek ve Ermeni katliamını ibretle izlemek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here