Hodri medya meydanı !

Beethowen, güneş huzmesi olmuş da, sanki göklerden Akdeniz’e inmiş gibi kaptırmışsınız kendinizi tınıların med cezirlerine… Sanki bir antik Roma döneminde, İda dağlarından esen yel eşliğinde hurilerin çaldığı bir lir konseri sarıyor sizi…

Habertürk kanalı da durumdan vazife çıkarmış canlı canlı yayınlamakta o ulvi anı… Buraya kadar her şey ortamla harmonik… Yarım saat önce ana haberleri izlerken yitirilmiş, Dünya’ya beslenen o son ümit kırıntıları, bu sihirli fonda dirilip, evrensel bir yorumla medite ederken sizi, pat diye bir alt yazı seyirtiyor aynı ekranda…“flash… son dakika… balyoz davası kapsamında binbaşı bilmemkim tutuklandı… Sol alt köşede sonraki haber programın jeneriği, sağ alt köşede Magnum reklamının zorlama erotizmi, aynı anda…

Fin hamamından çıkıp, buzlu şok havuzuna dalarak, aort atardamarına doğal anjiyo yaptırtmak gibi bir şey bu… Dünya’ya iniyorsunuz. Sinir uçlarınız, Aspendos’un kadim taşlarıyla karşılıklı oynuyor yerinden, nevri dönmüş izleyicilerin gözü Zubin mubin görmez oluyor, isyan ediyorlar bir gıdım mutluluğa biçilen o ağır bedele, zaplayıp uzaklaşmak istiyorlar o şoktan ki, o da ne? Bir sonraki ekranda doluya tutuluyorlar Nihan Doğan kılığına bürünmüş… Hepsi çılgın bu kanalların… ve esaretinde banallerin…

Delikanlı olamamanın bütün raconunu delikanlılık maskıyla sunan, ekranda aynı kaba yaptığı kimi yakalarsa, hayatı tersten içmişliğin süzme pişkinlerini çiğ çiğ yediren otsu bir şoven ve gelen tepkilerden nemamsı medetler umma uğruna, onu adam yerine koyan prototip bir şov… Doymayan rövanş güdüsüyle, kronikleşmiş ezikliğin kol kola girip, kin dolu ahkamlarla pis pis sırıttığı, kumdan yükseklikle örtülmeye çabalanan, tedavisi imkansız bir aşağılık duygusu…

Aynı cümle içinde boşluk doldurmak için, aynı çarktan çıkma kalıp kelamlara sığınmanın birilerini hatırlattığı o içi boş bıçkın kültürün yarattığı tek tip ekran starları ve yarım yamalak hatiplik tedrisatını kötü emellerine alet eden şövenist tahrikler… Bir tek prompter eksik. Acındıramayınca, mağduriyetten medet uman, her yolun mübah olduğu cazgırlıklar, ezilmişleri onikiden yakalayan ucuz şirretlikler, yönetiliş biçimimizin kör bağ makasıyla biçilmiş kesir paydaları… Ve topunun yapımcıya faydaları…

Azınlıkta kalmanın kıt nefesiyle, kenarda köşede barınmaya çalışan nesli tükenmeye teşne aklı selim, ince ince planlar yapılsa anca bu kadar zıvanadan çıkarılabilir. Akil olmak zuldur bu millete, ki yarısı kuldur Osmanlı’dan beri… Çakma birlik mesajlarının çıkma balkonları altında mesir macunu bekleyen güç taraftarları, pay düşkünleri ve suni doğallığın ego şişkinlikleri… Bir yanda, güçlüklerini güçlüden yana saf tutarak çözen kapıkulu yanlıları barınmakta, diğer yanda, insanlıktan arta kalan, nesli tükenmiş son dünya canlıları son bir gayretle arınmakta…

Kalitesizliği şak diye dayatıp, bizi ekranları kapatmaya zorlayan proje, şimdi başka kılıkta, İnternet’i de şifrelemekte… İstanbul Yahudileri’nin 1488’de kurduğu matbaanın, ulemadan 1727 yılında icazet alması gibi, okuma özürlülüğünü toplumun gen kodlarına kazıyan zihniyet, iletişim ve bilgiye ulaşma özgürlüğünü de şifrelendirmekte keyfince… Aynı kafanın, cevaz verdikleri ile sınırlı olacaktır artık bilgi. Bu, zaten bilgiden nasiplenememiş milletimiz için ne fark eder ki? Zaten amaç da geri kalanı geri bırakmak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine + 14 =