HOLLANDA… Krallığın Stratejik Sakinliği

Üç yıl önce, yaşamımın bana sunduğu önümdeki kimi seçenekleri değerlendirirken, beni en çok içine çeken Rotterdam şehri olmuştu; araştırıyordum. 

Üniversite hayatımın belli bir zamanını geçireceğim bu şehrin tarihçesinden hava durumuna, gidip görülecek yerlerinden yönetim şekline kadar her şeyi bilmek istiyordum. İğneden ipliğe titizlik gösterip Hollanda’ya dair konudan konuya geçerken, Kraliyet Ailesine dair meğer ne kadar az şey bildiğimi de görüyor, buna şaşırıyordum. Âdeta sessiz sedasız bir köşeye çekilmiş, emekli hayatı yaşayan insanlar gibi görünüyorlardı. Özellikle, kamuoyu, İngiltere Kraliyet Ailesinin popüler ve medyatik olmasından dolayı onların yaşamlarındaki her detaya neredeyse hâkimken Hollanda Kraliyet Ailesi dikkat çeken bir haber olsun dışarıya vermiyordu.

Yaklaşık bir hafta önce Prens Harry ve Sussex Düşesi Meghan Markle’ın Oprah Winfrey’e verdikleri röportajı izlerken, bu önemli farkı bir daha düşündüm. Sadece katıldıkları davetlerle gündeme gelmekle kalmayıp aynı zamanda da özel hayatlarıyla bu kadar popüler hâle gelen İngiltere Kraliyet Ailesinde hâl böyleyken, Manş Denizinin doğu tarafındaki diğer kraliyet niye düşük profil çiziyor, sessizliğin arkasında bir başka gerçeklik mi yatıyor diye düşünmeye, benzerlik ve farklılıkları elemeye başladım.

Aklıma ilk gelen şey sadece Netflix’de birden çok İngiltere Kraliyet Ailesi ile ilgili tarihi olaylara dayalı kurgusal dizilerin çokluğu oldu; belki bunlar etkiliydi. Görsel medyanın etkisi apaçık; kitleleri kendine bağlıyor. Hollanda’nın Kraliyetine baktığımda ise özellikle bu ülkenin genç kitlesi monarşiye yönelik ilgiyi gün geçtikçe azaltıyordu. Öyle ki genç kesimin %20si Hollanda’nın yönetim şeklinin Cumhuriyet olmasını istiyor. Hollandalı arkadaşım Cindy’e bu konu hakkındaki düşüncelerini sorduğumda böyle bir geleneğin devam etmesi onu memnun etse de Kraliyet Ailesinin afaki kaldığını ve maaşlarının çok yüksek olduğunu, verilen vergilerin daha yararlı bir amaç uğruna kullanılabileceğini söyledi. Ayrıca sakin bir hayat süren Kraliyet Ailesinin bunu bir strateji olarak uyguladığını ve eğer göz önünde olurlarsa Hollanda halkının buna tepki göstereceğini düşündüğüne de değindi. 

Şaşırtıcı olan şey ise, apaçık gözlenen ilgi eksikliğine rağmen, her yıl 27 Nisan’da kutlanan “King’s Day” e katılımın hâlen yoğun olması.

Kral Günü, (Koningsdag), Kral Willem-Alexander’in doğum gününü kutlamak amaçlı ulusal bir tatil. Daha önceleri “Queen’s Day” olarak geçen bu özel günün tarihi her başa geçenin doğduğu güne göre belirleniyor. Kutlama törenlerinde ilgimi çeken şey, Kraliyet Ailesinin her yıl belli bir bölgeye gidip kutlamayı oranın halkıyla birlikte yapıyor olmasıydı. Aslında şehrin bir köşesinde pek göze batmayan bir sarayda ikâmet eden bu aileye dair fikirlerimiz onlara ne kadar ulaşılmaz olduğumuz sanısını yaratsa da, çok normal bir hayat süren Hollanda Kraliyet Ailesinden birinin siz yolda yürürken önünüzden bisikletle geçmesi an meselesidir!

Dikkatimi çeken bir diğer etkinlik ise birbirinden farklı Kral Günü festivalleri. Hemen her etkinlikte biz Beethoven ya da Mozart esintileri beklerken tekno müziğin tercih edilmesi ilginçtir. 

Sanıyorum ki bu şaşkınlığım, İngiltere’deki “Trooping the Colour” seremonisinin, yani kraliçenin doğum günü için yapılan geçit töreninin, geleneksel bir şekilde üniformalarla ve kraliyet selamıyla gerçekleşiyor olmasından kaynaklanıyor. Bunu giderecek net bir cevap bulamasam da galiba Hollanda’nın hem çağdaş hem eşsiz festival kültürü ve müzik tarzı kutlamaların neden bu yönde yapıldığını anlamama yetiyor. 

Kısacası, aklımda kurduğum basmakalıp kraliyet ailesi özelliklerini ve geleneklerini Hollanda Kraliyeti bir nebze de olsa kırıyor. Meghan Markle ve Prens Harry’nin röportajını izledikten sonra kraliyet aileleri hakkında yansıtılanlar ne kadar gerçek diye düşünmekten de kendimi alamaz hale geldim. Ya da bir peri masalı gibi gözüken kraliyet hayatlarının görünmeyen yüzünü… Aklımı kurcalayan bir başka soru ise bu görseli yaşayan aile fertleri bu kadar dram yaşarken buna toplumların ve çağdaş sistemlerin neden seyirci kaldığıdır. 

Hollanda, 15-17 Mart tarihleri arasında genel seçimler nedeniyle sandık başındaydı. 17 partinin seçime girdiği bu siyasal sürecin sonucunda 2010 yılından beri Hollanda Başbakanı olan Mark Rutte tekrar göreve geldi. Özellikle genç kesimde olan Cumhuriyet savunuculuğu da bu seçimlere monarşinin kalkmasını savunan D66 partisinin üniversite şehirlerinde birinci gelmesiyle yansıdı. Bu da Kraliyet Ailesinin önemini ve gerekliliğini bir kez daha sorgulattı. Monarşi tartışmalarına gebe bir seçim sonucu elde edildiğini, bu açıdan söyleyebiliriz.

 

5 YORUMLAR

  1. Çok güzel akıcı bir dille kaleme alınmış bir izlenim yazısı. Anlatımın akıcılığından dolayı sonuna kadar okudum. Gerçekten ilginç bir izlenim.

  2. Super araştirma ve aydinlatma ayni zamanda da kraliyet anlayişlari karşilastirma yazısi olmuş.
    Kaleminize sağlık.Başarilarinin devamini dilerim..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − eight =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.