HOLLANDA’DAN… Avrupa bizden çoook ilerdeee

HOLLANDA’DAN… Avrupa bizden çoook ilerdeee

0
PAYLAŞ

Hep söylenir ya “Avrupalı bilinçlidir” diye,  ya da “şimdi bu olay Avrupa´da olsa millet ayağa kalkar”diye.  Son yıllarda yaşanan bir çok olay aslında Avrupalının pek de öyle duyarlı olmadığını , her olayda olur olmaz ayağa kalkmayacağını göstermeye başladı.

Ya da bu  hep böyleydi de ben yaşadıkca anlamaya başladım. örneğin  Hollanda,  “Euro”ya geçtikten sonra , neredeyse bütün ürünlerde yüzde yüze varan fiat artışları yaşandı. Daha once  1 florine (gulden) alınan bir ürün şimdilerde 1 Euro değerinde ve Euro değer olarak Gulden in iki katından daha fazla değerde olduğundan alınan ürüne de doğal olarak iki katından daha fazla bir ücret ödenmesi söz konusu.

Şimdi hep düşündüğüm bu , “Avrupalı örğütlü”, “Avrupalı bu tip şeylere pabuç bırakmaz” gibi bizim kendi kendimize ürettigimiz , bir yerde kendi mutsuzluğumuzdan sıyrılmak için yarattıgımız bir Avrupa´mı var acaba orta yerde?

Normalde bizim kafamızda yarattığımız Avrupa şekline göre , şimdiye kadar Avrupalıların sokaklara dökülüp bu olayı protesto etmeleri,  hükümetleri düşürmeleri ve hatta  hızını alamayıp Avrupa Birligi´ni sallamaları gerekmekteydi. Fakat gelin görünki duyarlı Avrupa yurttaşları hiç de öyle yapmadılar.

Euroya geçiş , yaşanan ekonomik kriz ve vatandaşın alım gücünün yarı yarıya azalmasına rağmen bir Allahın kulu “ bu da olmuyor ama , devlet nerede?!..“ gibi sözler söylemedi. Sadece olay bir iki cılız toplantı  ile geciştirildi. Hatta tüketiciyi korumakla görevli kuruluşlar bile  olayı ciddiye almayıp tüketiciyi suçladılar ve “ insanların alış veriş bilincinin oluşmadiği, hala eski para birimine göre düşündükleri için çok para harcadıklarini” söylediler. Tüketici de “ Yahu, ben çok para harcıyorsam eğer bir sürü şeyi de gereksiz yere almış , edinmiş olmam gerekir ama öyle birşey yok” bile demedi ve “ haaa demek ki hata bende” deyip bir kenara çekildi.

Yani tüketici neredeyse özür diler noktaya getirildi. Bütün bu yaşananlardan sonra,  duyarlı Avrupa toplumunun önemli bir bölümünü oluşturan Hollanda halkı şimdilerde ciddi geçim sıkıntısı yaşamakta.

Öyleki, Euroya geçişten sonra yaşanan ekonomik krizden dolayı bir sürü insan aylık giderlerini karşılayabilmek için bankalarının onlara tanımış oldu kredi limitlerini çoktan kullanmış ve her aya borçlu girmekte. Bununla da kalmayıp aylık giderlerini ödeyemediği için , artık bir kısım insan sahip oldukları evi barkı satışa çıkarmakta.  

Bütün bu yaşanan ekonomik sorunlar , farklı problemleride beraberinde  getirmekte,  Hollanda´da , özellikle de Amsterdam´da gece hayatı, eğlence sektörü eskiye oranla cok  daha hareketsiz , cansız bir halde.

Ekonomik krizin ailelere yansıması da daha farklı,  insanların düzeni bozulduğu için mutsuzluk ve boşanmalar artmakta.  Sosyal haklar konusunda  en iyi ülkelerden biri olan Hollanda´da hergün yeni düzenlemeler yapılmakta. Örneğin sağlık harcamalarında artık eskisi gibi bütün giderlerin devlet tarafindan ödeniyor olması tarihe karışmakta .

Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat bizi ilgilendiren yanı , yazının başında da belirttiğim “Avrupalının duyarlılığı ,haklarina sahip çıkması, öyle olur olmaz herşeye pabuç bırakmaması” . Ne yazıkkı, durum bizim bildiğimiz, Türkiye´den yarattığımız tabloya hiçde uymuyor. Avrupalı bütün bu sorunlarla mücadele etmekte , başa çıkmaya çalışmakta , toplumun büyük kısmı depresyona girmekte ama örğütlenip de “bana bu revamı kardeşim?” dememekte. 

Şimdi “ne var bunda be kardesim, adamların sansürsüz basını var. Bir iki adam gibi acıklama yapılsa basında yer alır, onlarda seslerini duyurmuş olurlar” da denilebilir. 

Tabii bunu söylemek kolay ama  doğruyu söylemek gerekirse olayın o yanıda pek göründüğu gibi değil. Hollanda´nin özgür ve sansürsüz basınının belli kalıpların dışına cıkması çok zor, hele hele de ülke çıkarlarını ilgilendiren konularda `Hollanda `aleyhinde  herhangi birşeyin yazılıp çizilmesi neredeyse mümkün değil.

Yani bizdeki gibi özgürlük adına her tür olayın yazılıp cizilmesi, istenen kisiye ve kuruma yüklenilmesi , hesaplar sorulması hiç de kolay değil. 

Bunu cok detaylandırabilmekte mümkün değil ama şöyle açıklanabilir. Buralarda herşey sanki tek merkezden yönetiliyor gibi. Sistem  o kadar yerleşmiş ve insanı bireyselleşstirmişki,  aykırı bir davranışta bulunduğunuz zaman  anında sistemin dışına itiliveriyorsunuz.

Kreşten itibaren  yetiştirilip yönlendirilen birey  neredeyse tek tip insana dönüşmuş durumda .  Yani ögretilen genel geçer doğruların dışında düşünmesi, davranması, neredeyse hayretle karşılanacak bir durum. 

Sistem her birseyi o kadar belirliyorki sistem dışı davranmayı, karşı çıkmayı, sistemi protesto etmeyi bile sistem belirliyor. Bunun dışında davranmanız, sistemin belirlediği “ sisteme karşi çıkma” şekline ters düsmeniz bile mümkün değil. Anında yalnızlaşıp bir kenara itiliveriyorsunuz. 

Örneğin protesto amaçlı duvarlara yazı yazacaksanız,  bağlı olduğunuz belediyenin size göstereceği bir duvarı kullanmanız gerekmektedir. Aksi durumda “ kriminal” damgası yersiniz. Semtinizde bulunan taksi durağındaki bir taksiciyle iyi geçinmediyseniz, aranızda bir tatsızlık yasandıysa, taksi hizmetlerinden “men” edilebilirsiniz.

Tarif üzerine yemek yapar ve “ dur ya ben su baharatı da kullanayım hoş olur” derseniz, şaşkınlıkla karşılanır, uyumsuzlukla suçlanırsınız.  İşinize veya bir randevunuza beş dakika geç gelmeniz o işi ve randevudaki pozisyonunuzu çok kötü etkileyeceğinden bütün zamanınız suçluluk duygusu ile geçer ve kendinizi nasıl affettireciğiniz düsüncesi ile dolaşıp durursunuz.

Sonuç gelir sistemden atılmamak, tutunabilmek noktasına dayanır. Vede siz bütün ömrünüzü, elinizdekileri kaybetmemek , sahip olduğunuz şeyleri korumak ve   sistemin dışına atılmamak için  harcar durusunuz. 

Bütün bu duygularla yaşarkende  Euro´nun alım gücünüzü etkilemesine karşı çıkmak, sokaklara  dökülmek, sistemi yerinden oynatmak aklınıza bile gelmez. Hatta ,yakınınızdaki insanlara bile bu konuyu açmaya çekinirsiniz.

Düsüncelerinizin “ aptalca” bulunabileceğinden korkmanızın yanı sıra  sisteme zarar verme tehlikeniz gündeme getirilebilir. 

Umarım karamsar bir tablo çizmemişimdir. Bazı dostlar yazılarımın saldırgan olduğunuda söylemekteler. Aslinda ben varolanı, gözlemlerimi eğlenceli bir şekilde anlatmaya çalışıyorum  amacım kafalarda yaratılan “ çicek gibi bir Avrupa tablosunu karalamak” değil.

BİR CEVAP BIRAK

12 − nine =