HOLLANDA’DAN… Başbakan ve karikatür

Penguen mizah dergisine de bir kapak karikatüründen dolayı dava açıldı. Olayın aslı Cumhuriyet gazetesi çizeri Musa Kart ‘ın Başbakan’ı kedi olarak resmetmesine dayanmakta. Ortada böyle bir örnek varken yani Musa Kart aleyhine tazminat kararı alınmışken Penguenciler bile bile kendilerini ateşe attılar. Ne yapalım gayrı kendi düşen ağlamaz! Aslında Sayın Başbakan inançlı bir insan, niye böyle etti anlayabilmiş değilim.

Karikatürlere şöyle bir bakıp o meşhur acı gülümsemesi ve bir omzunu hafif yana yıkarak, hatta bir kaşını yukarı kaldırarak ”Diyecek bir şey bulamıyorum, bunları yapanlar var ya bu dünyada, bir de öbür dünyada onmasınlar inşallah!” diye bir açıklama yapsa daha yerinde olmaz mıydı?..

Sen hem öte dünyaya inanacaksın hem de kalkıp bu dünyaya ait yöntemlerle insanları yargılayacaksın. Buna ne gerek vardı. Televizyonlarda böyle bir açıklama yapabilirdi. Beddua nedenini de ”Zaten dinimizce tasvir yasaktır” diye açıklayabilirdi ve bütün bu açıklamaları ona oy verip Meclis’te çoğunluğu sağlamasına neden olan bizler anlayışla karşılayabilirdik. ”Şu densizlerin ettiklerine bak, tasvir ettikleri yetmezmiş gibi insanı olmadık börtü böceklere benzetmiş boyu devrilesiceler!..” diye tüm Türk halkı olarak beddualar ederdik. ”Başbakanımızı beyle beyle tasvir edenlerin elleri gırıla, yağlı kurşunlara geleler!..” derdik.

Sayın Erdoğan dava açmak yerine beddua edeydi onu başta Irak fatihi sevgili Bush olmak üzere bütün Batı âlemlerinin yöneticileri de anlayışla karşılayıp destekleyeceklerdi. Nedenini de kendi toplumlarına, ”Eee Tayyip Bey ılımlı İslam modelini temsil etmiyor mu? Ediyoor!.. O vakit bizlere söyleyecek bir söz düşmez, o da kendini mağdur hissediyorsa kendi bildiği ve yaşadığı doğrular ölçüsünde, demokrasi içerisinde haklarını arayacaktır. Onun için beddua da bir çözümdür!..” diye açıklayacaklardı.

Sayın Başbakan bu arkadaşlara iyilik olsun, adam olsunlar, doğru dürüst şeylerle meşgul olsunlar diye de dava açmış olabilir. ”Ne o öyle acayip acayip şeyler yapıyor bu çocuklar, garip garip resimler falan, doğru yolu bulsunlar, bi işin ucundan tutsunlar. Şimdi mizah, karikatür gibi anlamsız işlerle uğraşacaklarına bi ihaleye girseler bi iki iş kotarsalar olmaz mı?” diye de düşünüyor olabilir ve de bir baba tavrıyla ”Şimdi bana kızıyorsunuz ama ileride beni anlayacaksınız, ben her şeyi sizlerin iyiliği için yapıyorum” diyor olabilir.

Konu, insanları olduğundan farklı tasvir etmek olunca aklıma Avrupalı çizerlerin karikatürleri geliverdi ister istemez. Bir keresinde, Hollanda’da 30 Nisan Kraliçe Günü kutlamalarında, Amsterdam’ın Vondel parkında Hollanda Kraliçesi’nin çıplak maketini yapıp bacak arasına pingpong topu atma yarışması düzenlemişlerdi. Yarışmayı düzenleyenler güvenlik güçlerinin saldırısına uğrayıp yaka paça götürülmediler. Avrupalı çizerlerin toplumun kutsal saydığı Hıristiyan din adamları hakkında çizdikleriniyse anlatabilmek mümkün değil.

Din adamlarının çıplak görüntüleri, politikacıların alt altaüst üste figürleri… Ama bu aşırılıkları onayladığım sanılmasın. Bütün bunlar yapılabilmeli ama okur ya da izleyen kişiler güzel olup olmadığına karar verebilmelidir. Tabii bunlar yapılabiliyor diye Avrupalı sanatçılar, krallar, kraliçeler, din adamları ve politikacıları her gün küçük düşüren çalışmalar yapmıyorlar. Önemli olan düşündüklerini serbestçe yapabilmeleri. Gerisi okurun ya da izleyicinin takdirine bırakılmıştır. İzleyici çirkin, kaba ya da sanat dışı, başarısız bulursa bir daha izlemeyecektir ki sanattaki tek belirleyici de sanatsal duyarlılığı gelişmiş izleyicidir.

Bana göre, ülkemizde yaşanan bu son gelişmeler, açılan davalar, getirilen yasaklar karikatürle sınırlı kalmayacaktır. Bir süre sonra heykeller de kaldırılacak, resimlere, tiyatrolara saldırılar olacaktır. Sanatın ve sanatçının önü bir kere kesilmeye başlanınca gerisi mutlaka gelecektir. Bu durum çeşitli şekillerde açıklanabilir, siyasetçinin köşeye sıkışma ruh hali, geçmişinde sanatla tanışmamış olması, o güne kadar sanatı ayıp, günah saymış olması ve daha birçok şey. Olayın bu yanı bizlerin sorunu değildir ve siyasetçinin davranış nedenlerini araştırmak Türk sanatına zarar vermesini engellemeyecektir.

Benzer sorunlar Türkiye’de hep yaşanmıştır ve ne yazık ki bundan sonra da yaşanacak gibi görünmektedir. Bu olup bitenleri Türk sanatının gelişimi açısından değerlendirmekte yarar olduğunu düşünüyorum. İnsanların alınganlıkları, saldırıları, geri kalmışlıkları, duyarsızlıkları ve bütün geri yanlarına rağmen ülke yönetiminde yer almaları Türkiye’nin birçok açıdan olduğu gibi sanatta da geri kalmasına neden olmaktadır. Yaşanan olumsuzluklar ve sanata karşı tavır, Cumhuriyet’le atılan temeller ve de bu alanda yapılan devrim değerindeki çalışmalara zarar vermektedir. Karikatür, eleştirel ve söylemek istediğini en anlaşılır şekilde, doğrudan seçtiğinden ilk hedeftir. Ama diğer sanat dalları da gelişmelerden payını alacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.