Hürriyet işvereni de utanıyordur umarım (Hürriyet davası)

Hürriyet işvereni de utanıyordur umarım (Hürriyet davası)

0
PAYLAŞ

Eski küçük bir teyibim var. Belki binlerce insana uzattım. Başbakanlara, politikacılara, bürokratlara, sanatçılara,cinayet yükümlülerine, kiralık askerlere, dayak yiyen kadınlara…

Bana da mikrofon tutulduğu oldu hani. İngiliz tv, radyo kanalları hep Türkiye’yi sordu. Türkiye’deki tv ve radyolar da İngiltere’yi… Son olarak da Yeni Harman, duyarlılık gösterip Hürriyet davası için röportaj yaptı. Bütün içtenliğim ve dürüstlüğümle Yusuf Yavuz’un sorularını yanıtladım.

Yeni Harman’a teşekkür ediyor ve son sayısında çıkan röportajı sizinle paylaşmak istiyorum:

– Hürriyet Gazetesi aleyhine “sigortalarınızın yatırılmadığı gerekçesiyle” açtığınız dava epey ses getirdi…
– Aslında böyle bir davayı konuşmaktan utanıyorum. Şimdi biz basının farklı konularını, sorunlarını konuşmalıydık. Ne yazık işin “ABC”sindeyiz… Umarım Hürriyet işvereni ve bu davada aleyhime şahitlik edenler de benim gibi böylesi bir konunun muhatabı oldukları için utanıyorlardır…
 
– Bu davanın özü nedir?
– İngiltere’den 13 yıl sonra 1998’de Türkiye’ye dönmüştüm. Aynı yılın Haziran’ında da Hürriyet’te işe başladım.  Bir ay Dış Haberler’de çalıştıktan sonra ekonomi servisinden çağrıldım. Ekonomi Müdürü Vahap Munyar “Bir kaç ay deneyelim sonra kadronu yaptırırız” dedi. Bu geçici süreçte telif ödemeye başladılar. Hürriyet’te 22 ay boyunca haftada 6 gün bayram seyran demeden, çoğu geceler de fazla mesai yaparak çalıştım. “Ben artık ayrılıyorum” dediğimde, hâlâ sigortam yaptırılmamıştı…

– Hürriyet’te çalıştığınız dönemde bir itirazınız oldu mu? Sizin konumunuzda olanlar var mıydı?
– Tabii her ay başında müdüre soruyordum. O da “Fırsat kolluyoruz abi” diyordu. Ayrıca bir kaç kez İnsan Kaynakları’na gidip tartıştım. “Merak etmeyiniz” dediler savsakladılar… Sonunda işten ayrıldım. Benim konumumda olan pek çok muhabir vardı tabii. Bekliyorlardı gün gelir de sigortamızı yaptırırlar diye… Tabii bunu anlatırken “Belki sizi yeterli görmemişler. Ondandır” diye düşünebilirsiniz. Hürriyet’in bulunduğu Medya Tower’da yaklaşık 2 bin çalışanın yüzde 10’u gazeteciydi. Ben okullu bir gazeteciydim. Üstelik ekonomide master yapmış ve İngiltere’de de medya okumuştum. Bir başka artım da İngilizce’yi İngiltere’de, gazeteciliği Türk Haberler Ajansı’nda öğrenmemdi. Uzun yıllar İngiltere’den başta Nokta olmak üzere bazı gazete ve tv kanallarına haber geçmiştim… Hürriyet’e başladığımda deneyimli bir gazeteciydim. Ayrıca her kim işyerinde tam gün çalışırsa sigortalanması yasal zorunluluktur… Bu benim dışımda Hürriyet’in bir ücret politikasıydı…

– Biraz açar mısınız?
– Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben Hürriyet’te işe başladığımda meslektaşlarım sendikanın kovulmasına boyun bükmüş kişilerdi. İşveren, bütün gazeteciler 5953 (212) sayılı yasaya tabi olarak çalıştırılması gerekir. Hürriyet ancak resmi ilan alabilmek için gereken sayıda gazeteciyi 5953’ten sigortalıyor. Kalanını da daha az sosyal hakka sahip 1475 sayılı yasa ile ya da tamamen sosyal haklardan arındırılmış “telif” ile çalıştırıyor. Bununla da yetinmiyor, bu ilk iki yasaya bağlı olarak çalışdıklarının ücretini de Maliye’ye tam bildirmiyor. Örnek olarak 3 bin YTL net geliri olan 30 yıllık bir gazeteciye 500 YTL resmi ücret, 2 bin 500 YTL ‘de telif olarak ödeniyor… Bu durumda işveren “telif” sistemini kötüye kullanarak vergi kaçırmış oluyor…

– Kimse krala çıplak diyemiyor muydu?
– Nasıl desinler ki basının üçte ikisini kontrol eden bir medya devi var karşısında. Çıplak diyenin kendisi çıplak kalır. O mekanizmanın dişlisi olmuş eski iş arkadaşlarınızın çoğu da size “Hakkını arıyor” diye bakmaz, “yediği kaba kaka yapıyor” derler… Siz tek başına ne yapabilirsiniz ki? Ancak sendikanızla ve Maliye Bakanlığı ile bu döngüyü bozabilirsiniz. İşsiz kalmamak adına bu döngüye boyun eğen birisini de suçlayamazsınız. Gazetede sendikanın girebileceği bütün delikler kapatılmış durumda. Ayrıca Maliye Bakanlığı’ndan umut beklemek saflık olur. Bu konuda medya-hükümet dengesinin bozulmasına izin vermezler.

– Sizin ücret konumunuz nasıldı?
– Beni sigortalamadıkları için ücretin yalnızca telifli kısmını ödediler… Tabii muhabirlere telif ödenmesi yasal değil. Çünkü telif kendi ürettiğiniz bir ürünün karşılığıdır. Roman, hikaye, özel röportaj gibi… Haber, gazetecinin kendi ürettiği bir ürün değildir. Muhabirlerin telifle çalıştırılması gelir vergisi yasasına  aykırıdır. Ben bunları açıkca söylüyorum. Bir hukuk devletinde Maliye Bakanlığı, bu iddiaların üzerine gitmesi gerekir.

– Mahkeme öncesi girişimleriniz olmadı mı?
– Olmaz mı? Oldu… Emekli olabilmem için Hürriyet’in sigorta primlerini yatırması gerekiyordu. İnsan Kaynakları’na gidip rica ettim. Yeni Müdür beni hatırladı. 20’li yaşlarda genç bir avukatı çağırdı. Hürriyet’in avukatı bana Hürriyet’i mahkemeye vermemi önerdi. Garip ama gerçek… Ben de istemeyerek ve sıkılarak Hürriyet’i dava ettim. İlk duruşmada işveren benim “telifli” olduğumu öne sürdü ve 4 iş arkadaşımı da bana karşı şahit gösterdi… Ekonomi Müdürü Vahap Munyar, Tüketicinin Erkan Abisi Erkan Çelebi, Emre Özpeynirci ve Nurten Erk… Erkan’ı çok severdim. Duyduğumda şok oldum. Eşime “Allah kahretsin keşke mahkemeyi unutsaydım da Erkan’ı karşımda görmeseydim” dedim. Oturdum sert bir sitem mektubu yazdım. O yazım da internet medyasının ilgisini çekti. Erkan’dan “Benim haberim yokken şahit yazmışlar” diye yanıt geldi. Bu kez dostum Erkan’ı incittim diye üzüldüm. Düşünün bu da ayrı bir skandal… İşveren nezaketen bile, şahit gösterdiği elemanına sormuyor.  Tabii bazı arkadaşlarımın dediği gibi ben hâlâ bir Avrupalı gibi düşünüyorum. Erkan 20 Kasım’daki duruşmaya da gelmedi. Umarım bir sonraki duruşmaya gelir ve pazar günü de dahil yanındaki masada tam gün çalıştığımı söyler.

– Diğerlerinin tavrı ne oldu?
– Diğer üçü geldi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Başkan Vekili de olan Munyar, benim telifli olduğumu, haber ve fotoğrafları teslim etmek için haftanın belirli günlerinde  gazeteye gittiğimi söyledi. Muhabirlerden Nurten Erk de “o telifliydi” dedi… Emre Özpeynirci ise çıtayı yükselterek “stajyer” olduğumu öne sürdü. Oysa Emre’nin doğduğu tarihte ben Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’na başlamıştım. Mahkeme 1 Mayıs’a ertelendi. Bu önemli günde kimin yalan söylediği umarım ortaya çıkar.

– Siz eski iş arkadaşlarınızı karşınızda görünce üzüldünüz mü?
– Mahkeme öncesi Vahap Munyar’a açık mektup yazıp duygularımı anlatmıştım. Mektup acikgazete.com’daki köşemde okunabilir. Ne yazık ki Londra’da olduğum için mahkemeye katılamadım. Bir emekçi için kolay değil Türkiye’ye gelmek. 1 Mayıs’taki duruşmaya mutlaka gideceğim. İşverenin tavrını yadırgamıyorum ama şahitlik yapan eski iş arkadaşlarımın söyledikleri içimi acıttı. TGC’ye hemen bir dilekçe yazıp Başkan Vekili Munyar’ın şahitliğinden dolayı değil de yalnızca telifi savunduğu için üyelikten atılarak kınanmasını istedim. Ayrıca TGC’den mağdur bir gazeteci olarak hukuk yardımı yapılmasını da talep ettim. Mahkemede nasıl bir tanık “tecavüz”ü savunamazsa bir gazeteci de ücret diye ödenen sosyal haklardan arındırılmış “telif”i savunamaz! Üstelik bu gazeteci, meslektaşlarının haklarını savunmak ve geliştirmek amacındaki TGC’nin Başkan Vekili ise hiç mi hiç savunamaz… Zaten telifin kötüye kullanılması ve  savunulması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25/1’nci “Herkes sosyal güvence hakkına sahiptir” maddesine de bir tecavüzdür.

– TGC’nin yanıtı ne oldu?
– Ne yazık ki 26 Kasım 2007’de TGC Başkanı Orhan Erinç’e gönderdiğim ve telefonda aldığını teyit ettiğim dilekçemden hâlâ bir ses yok… Bana göre; TGC bu haksızlığa göz yumarsa, ahbap çavuş ilişkisi ile yönetildiği ve Hürriyet işvereninin etki alanı içinde olduğu anlaşılacaktır. Böyle bir durumda üyeleri açısından TGC’nin varlık nedeni de anlamsızlaşacaktır… TGC Başkanı Orhan Erinç Açık Gazete’ye verdiği röportajda telifi “emek sömürüsüne yönelik bir uygulama” diye nitelendirip, Türkiye’de hukuken gazeteci sayılanların sayısının fiilen gazetecilik yapanların dörtte biri düzeyinde olduğunu söylemişti. Düşünebiliyor musunuz? Gazetecilerin dörtte üçü işverenlerce resmen sömürülüyor. Başkan Erinç’in dilekçemi gündeme alma olasılığı çok az, alsa bile bir şey çıkmayacağını sanıyorum. Sanırım bana hukuk yardımı bile yapmayacaklar.* Neyse, TGC yönetim kurulu üyeleri “google”dan arandıklarında  aldıkları karar da adlarına yapışık olarak gelecek. Teknolojinin bu arşiv gücü, toplumun hafızası oldu artık. Umarım bunu unutmazlar.

– Mahkemeyi kazanacağınızı umuyor musunuz?
– Umuyorum. Gazetelerde çıkmış imzalı haberlerim var. Tam gün çalıştığıma ilişkin şahitlerim var. Çalışan katlansa bile sigortasız eleman çalıştırmak bir suç. Tabii kazanırsam dava emsal teşkil edecek. Umarım bu dava ile pek çok meslektaşım gaspedilen sosyal haklarını kazanır, devlet de vergi gelirini artırır. Sayemde Hürriyet işvereni de vergi şampiyonluğunda rakiplerine fark atar… Eğer davayı kaybedersem, yine de gazeteci yeleğimi onurla giymeyi sürdüreceğim. Her iki olasılıkta da çocuklarıma “Krala nasıl çıplak dediğimi” övünerek anlatacağım.

– Sizce Hürriyet davayı kaybederse imaj sıkıntısı olur mu?
– Bu konuda bir kaygıları olduğunu sanmıyorum. Olsaydı uzlaşmak için beni ararlardı. “Ayrıca işveren, kendisini zor durumlara sokan kraldan çok kralcıları cezalandırır mı?” derseniz. Yine “Sanmıyorum” derim… Kendilerine çok büyük bir özgüvenleri var. Tabii bu kurumsal bir yaklaşım ve işveren açısından da saygın bir tavır değil.

– Peki meslektaşlarınızdan destek gördünüz mü?
– Çok… Açık Gazete’de çıkan haberler bazı haber sitelerinde anında yayınlandı. Köşe yazıları ve haberlere destek yorumları geldi. Hürriyet’te çalıştığım dönemdeki bazı gazeteci arkadaşlarım, halkla ilişkilerciler ve haberlerde tanıştığım işadamlarından destek mesajları ve telefonları yağdı. Türkiye’deyken Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Ekonomi Muhabirleri Derneği üyesiydim. Bu dernekler davaya ilgi gösterdiler. Yeni Harman beni dinlemeye değer gördü… Ayrıca basındaki 2001 Krizi’nden bu yana Londra’da yaşıyorum. Londra’da Avrupa Türk Gazeteciler Derneği (ATGB) İngiltere şubesinin üyesiyim. ATGB ve İngiliz Gazeteciler Sendikası (National Union of Journalism – NUJ) da davayı dikkatle izliyor. Benim haklı olduğumu düşünenler “Artık gazetecilerin makus talihi değişsin” istiyorlar. Aslında istenilen de çok değil, Türkiye’deki yasal haklar hayata geçirilsin ve süreç içinde de AB standartlarına da uydurulsun. Hepsi bu…

– Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
– Bana gelen bir yorum da Hürriyet düşmanlığı yaptığım öne sürüldü. İlgisi yok. Ben yalnızca hak arayışındayım. Üstelik Hürriyet’in makus talihi değişince benim gibi meslek etik kurallarına uyan gazetecilere her zaman ihtiyaçları olacağını da biliyorum. Halen Hürriyet’te mesleğin yüz akı sayılan çok iyi gazeteciler çalışıyor. Bu iyi gazeteciler “telif” sistemi gibi yayın politikasındaki pek çok haksızlığa da katlanmak zorundalar. İnanın onların konumu çok daha zor. Hürriyet’te çalışırken yüzümü saçkıranlar kaplamıştı. Hürriyet’te size iki yol sunuluyor. Ya mekanizmanın dişlisi olacaksınız ya da sessiz seyirci. Basındaki tekelleşmeden dolayı sessiz seyircileri suçlayamıyorsunuz. Ben üçüncü yolu yani Can Yücel’in dediği gibi “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”yi seçtim…

___________________

* Bu röportajdan sonra gelen TGC yanıtı şöyle:

“Sayın Faruk Eskioğlu, Başkan Vekili ve hukuk yardımı istek konulu başvurunuz Yönetim Kurulunda görüşüldü. Olay yargıya intikal ettiği için yapılacak herhangi bir işlem olmadığı kararını aldı. Bilginize sunarız. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti.”

İLGİLİ KARİKATÜR: Hürriyet davasına karikatür ile destek / Adnan Taç

BİR CEVAP BIRAK

4 × 4 =