Hırs insanı bitirir

PAYLAŞ

Bundan yirmi beş yüzyıl önce Antisthenes “Pas demiri nasıl yerse hırs insanı öyle yer” diyordu. Kinikler okulunun bu Sokrates’çi önderi mutluluğun erdemli yaşamakta olduğunu bildiriyor, insan ancak tutkularını yenebildiği zaman insanca yaşayabilir diye düşünüyordu. Kinikler de içinde tüm Sokrates’çi okulların filozofları birbirine benzer bakış açıları geliştirerek işi bilimi ya da evrensel bilgiyi yok saymaya kadar götürüyorlardı. Bu elbette bir edilginlik istemidir. İnsanın tam anlamında kendi köşesine çekilmesiyle gelecek mutluluğun çok da sağlıklı bir mutluluk olabileceğini düşünemeyiz. Ama bir de işin öbür yanından baktığımızda gerçekten hırsların insanları nasıl tükettiğini görmemek olası değil. Bunun için bir orta yol bulmak gerekir diyebilir miyiz? “Orta yol” sözü her zaman itici gelir bana. Ne yani, biraz hırslı biraz hırssız mı olalım. Hayır, en güzeli bilinçli olmak, bilinçle istemek değil mi?
Nice insanın hırstan tükendiğini görmüşüzdür. Heveslerimiz usumuzu sollayıp geçtiğinde başımıza nelerin gelebileceğini bilemeyiz. Hırslı insanlar genelde sabırsız insanlardır, yaşama emek vermek yerine kolay yoldan bir şeyler elde etmek için çırpınan insanlardır. Bunlar daha çok zekalarına güvenen ve bu yüzden kurnazlığı bir yordam olarak gören insanlardır. Gün gelir bu insanlar kurnazlıklarının kurbanı olurlar. Bazen onlar açık açık hırslarına yenildiklerini söylerler. Hırslarımıza yenildiğimiz zaman atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir. Gözleri çakmak çakmak nereye doğru koştuğu bilinmeyen birilerinin bir gün kulakları düşmüş bir durumda ondan bundan utanarak, şundan bundan yardım isteyerek yaşamını sürdürmeye çalıştığını görürsünüz. Biraz daha biraz daha derken yaşamın kirli sularında boğulmaktır bu.
Hırslı insanlar sinir içinde yaşarlar, zaman zaman öfke bunalımlarına girerler, usun denetimini iyice elden kaçırdıklarında yapılmaması gerekenleri yaparak kendilerini bazen rezil bazen gülünç ederler. Bu kişilerin çok zaman kendilerini tükettiklerini, yaşamlarını kısalttıklarını görürsünüz; o bir yana, onlar bir zaman sonra yağcıları olan gerçek dostları olmayan insanlara dönüşürler. Bana sorarsanız, insanoğlunun pekçok davranışında olduğu gibi hırslı davranışlarının da altında aşağılık duyguları belirleyicidir. İnsanın kendini kendine ve özellikle başkalarına kanıtlama telaşı hırsı kendiliğinden getirir. Hep biliriz, aşağılık duyguları her zaman yükseklik duygularıyla dengelenmek istenir. İnsanların hiç yeri yokken kasılmaları, kendileriyle ilgili övgüler düzmeleri, biraz zayıf gördükleri birilerinin ensesine binmeye çalışmaları, pahalı ve gösterişli giysilerden yardım ummaları, biraz güç kazandıklarında zavallı saydıkları kişileri ezmeye yönelmeleri ve kendilerine güçsüzlerden bir hanedan kurmaya özenmek gibi bir sefilliğin peşine düşmeleri hep aşağılık duygusu dediğimiz o şeytanın işidir.
Hırslılar değerli olanın değil de kendileri için yararlı saydıkları şeylerin ardından giderler. Bencilliğin üst bir noktaya ulaşmasıdır bu. Hırs yüzünden en yakınlarına zarar veren insanlar görmüşüzdür. Büyük kişisel yararlar sağlanabilen ortamlarda örneğin saraylarda hırs doruk noktasına erişir. Hiçbir şey yapmadan bir şeyler elde etmeye çalışmak o durumda bütün gününü ve bütün gücünü alır insanın. Bu noktada egemenlikler köleliklerle iç içe geçer. Köle olmayı göze almazsanız egemen olma şansınız yoktur. Hırs insanın kendini birilerine köle etmesinden başka bir şey değildir. Değerlerin çıkarlara yenik düştüğü yerde insan kocaman bir ormanda yolunu yitirmiş yolcu durumuna düşer. Işıklar onu aldatır. İşte şimdi çıkıyorum ormandan der. Ne yöne gittiğini bilmeden biraz daha yürür. Biraz daha ilerler ormanın derinlerinde. Çaresizliğin ürettiği çareler çok zaman tehlikeli çarelerdir. Çırpınarak batmak buna benzer bir şeydir. Descartes haklıdır, bu durumda en iyisi hiç yönünü değiştirmeden dosdoğru yürümektir. Ne var ki ormanda yolunu yitiren adam panik içinde durmadan yön değiştirir, çok zaman olduğu yerde döner durur.
Bu toplumun insanları çocuklarına bilim sevgisini, sanat sevgisini, felsefe sevgisini veremediler. Çünkü kendilerinde bunlar yoktu. Düzenin izinde onları birer bencil, birer hırslı insan olarak yetiştirmeyi daha uygun gördüler. Çocuklar bundan bir şey kazandılar mı? Hiç sanmam. Hep söylemişizdir, bir doktor olabilmek için, bir mühendis olabilmek için, bir avukat olabilmek için bu kadar hırsa gerek yoktur. Çocuklar daha başka yolda olsalardı bu kadar emek ve para harcamakla birer bilim, sanat ya da felsefe dehası olabilirlerdi. Ama onlar gerçek bilginin peşinde gitmeyi öngörecek durumda değillerdi: yangından mal kaçırılıyordu. Herkesin kendini kurtarmaya çalıştığı yerde kimse kendini kurtaramaz. Hırslılar önünde sonunda acınacak duruma düşerler. Ne yazık!

CEVAP VER