İhtiyar subaylar rahatsız

PAYLAŞ

‘ Çok şükür, çok şükür bu günü de gördüm, ölsem gam yemem gayri ’ nin resmidir bu.
Ordumuz halkımızdan anlayış bekliyormuş.
Ordumuz mağdurmuş.

İş bu mağdur ordunun en üst rütbeli subayı,
ekranlardan vicdansızlar diye cevap veriyor eleştirilere.
Demek ki neymiş, ordumuzun da bir vicdanı varmış.
Kurum vicdanı !

Bu satırları yazarken, köşteki üçlü zirvenin yapılıp bittiği haberi geldi.
Yapılan açıklama ise şaka gibi.
Kurumların yıpratılmaması için herkese sorumluluk tavsiye edilmiş açıklamada.
Malumun ilanı.
Yani herkesin beklediği.

Maşallah herkes huzura kavuştu.
Su serpildi yüreklere !!!

Benimse içim sıkıldı bu bayat söylemlerden.
Tam da bu yüzden şaka gibi işte.
Eşek şakası adeta.

Dalga mı geçiyorsunuz yahu siz ?
Bu krizi ben mi çıkardım kardeşim, halk mı çıkardı bu krizi ?
Kimi itidale davet ediyorsunuz sahi ?

Bir önceki yazımda, kurumları elbirliğiyle yıpratmamız gerektiğini söylemiştim.
Hatta daha da ileri giderek, mümkünse bir tekme de siz vurun, yıkılıp gitsin demiştim hani.
Bu minval üzre konuyu sürdürmekte yarar görüyorum.

Tanzimattan bu yana sivil-asker aydınımızın en büyük kaygısıdır bu devletin yıkılması.
Zaten yıkılmakta olan, ve artık sürdürülmesi imkansız olan çürümüş bir düzeni ( Osmanlı’ yı )
korumak için inanılmaz travmalar yaşandı bu topraklarda.
Çağa ayak uyduramayan, çürümüş bir düzeni ve onun çürümüş kurumlarını
korumak için insanlar ve hayatlar feda edildi.

Ne gariptir ki, Osmanlı’ nın yıkılmasına ‘neden olan basiretsiz padişahlar’ hala ayıplanır bu ülkede.
Ve yine ne gariptir ki, zaten yıkılmakta olan Osmanlı’ya bir tekme vuran ve bu yıkılışı
hızlandıran Mustafa Kemal, yere göğe sığdırılamaz hala.

Devletin kudsiyetini baştan kabul edince, işte bu saçmalıklar kaçınılmaz oluyor.
Kutsal devletin kutsal kurumları ise, hep korunmalı ve muhafaza edilmeli bu kafaya göre.
Oysa kurumlar, hem tutucu ve muhafazakar, hem de alışkanlıklarıyla ve refleksleriyle hareket eden
hantal yapılardır. Her türlü değişime, dönüşüme karşı durup, direnirler. Alışkanlıklarıyla yaşarlar.
Bu yüzden de, saçma sapan ritüellere ve törenlere sıkı sıkı sarılırlar.
Sorumluluk almaktan korkan insanların, sorumluluk almamaları için yaratılmışlardır adeta.
Kimse, eski köye yeni adet getiremez bu yapılarda. Her yeni gün, bir önceki günün tekrarıdır.
Ve işte bu hantallık, güven verir kurum çalışanlarına. Ve hatta kurum, ne kadar hantalsa
o kadar köklü sayılır bizde.

( Bu arada Ordu evlerinde subaylarımıza ve eşlerine garsonluk yaparak vatani görevini yapan er ve erbaş sayısının 60.000 civarında olduğunu biliyor muydunuz ? Sahi nasıl bir vatani görevdir bu ? )

İşte bu gün, ihtiyar subaylarımızın yaşadığı rahatsızlık budur.
Bunların söylenebiliyor olması.
Benim gibi bir baldırı çıplağın bile, bunları yazabiliyor olması.
Koca koca generallerin sigaya çekilmesi.

Hiç bir şeyden muzdarip olmadı bu ordu, kendi subaylarından olduğu kadar.
Hatta PKK’dan bile. Bu ordunun itibar kaybı, yakın tarihimizin korkunç olaylarında yatmaktadır.
Ve işte ordunun şikayetçi generalleri hiç bir zaman bu karanlık tarihten şikayet etmediler.

Paşa olsun, çamurdan olsun dercesine, baş komutanları Mustafa Kemal’in hiç hazzetmediği
Enver ve Talat Paşa’ ya bile sahip çıkmaktan geri durmadılar. 33 köylüyü kurşuna dizen Muğlalı Paşa’ya sahip çıkmakta bir beis görmediler. Geçmişe, böylesine körü körüne ve sıkı sıkı sarılmayı
marifet bellediler. Neden ?

Amerikan ordusunun el kitapları ile askerlik yapmaktan sıkılıp, utanmadılar ama
hepimize anti-emperyalistlik taslayabildiler. Yıllar yılı bu ülkenin bütçesinin ciddi bir bölümüne
hiç kimseye hesap vermeden el koyabildiler. 12 Eylül’ün Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya dünyanın en zengin 10 generali arasına girebildi. Nasıl ? Sorabildiler mi bunun hesabını ?
Yoksa her kuvvet komutanının zengin olması adetten midir ?
Verecekleri o kadar çok hesap var ki ?

İnanın içimden gelmiyor bile bu örnekleri burada ardı ardına yazmak.
Bal gibi biliyorlar nelerin hesabını vermeleri gerektiğini.
Bütün korkuları bu işte.
Bir kez bir gedik açılmaya görsün, sonu gelmez bu işlerin.
Bütün korku bu.

İşte bu yüzden aman ‘ kurumları yıpratmayalım’ edebiyatı.
Yıkılırsa hepimiz altında kalırmışız.
Yahu biz ne zaman üstte olduk ki ?
Hep alttaydık biz, hep.

‘ Bir kaç kötü örnekle bütün bir kurumu …. ‘ diye başlayan açıklamalarınız da beş para etmiyor artık beyler. Hangi birkaç örnek, hangi birkaç …. derler adama ve sabıka kaydınızı koyarlar önünüze.

Darbe yapamamanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorsunuz.
Çünkü bildiğiniz tek dil bu, ve siz de görüyorsunuz ki,
bu dili ne konuşan, ne de anlayan kimse kalmadı artık dünyamızda.
Ve bu ülke inatla bu dünyanın bir parçası olmaya devam ediyor hala.

Ya çağın ve dünyanın konuştuğu yeni dili öğrenecek ve konuşacaksınız
ya da sahneyi terk edeceksiniz.

Olan bu, olacak bu.
Tercih sizin.

Biz mi ?
Biz, hep ait olduğumuz yerdeyiz.
En altta.

Yazı bitti, haber geldi. Yine TV.
Emekli Or’ lar Fırtına ve Örnek serbest bırakılmış.
3 günlük çekyat rahatsızlığı imiş meğer bütün yaygara.

ayhanimation@gmail.com

CEVAP VER