Hukuk ve adalet karşıtlığı

PAYLAŞ

“Hukuk” ve “adalet” kavramlarını birbirine karıştırıyoruz, hatta onları özdeşleştiriyoruz. “Hukuk” denince “adalet”i, “adalet” denince “hukuk”u anladığımız çok oluyor. Birbiriyle ilintili bu iki kavramın aynı anlama gelmediği kesin. Hukuku etkin kılmak dediğimiz şeyle adaleti yerine getirmek dediğimiz şey birbirine uymuyor. Hukukun işi adaleti gerçekleştirmektir. Adaletin hukukta gerçekleşmediği oluyor. Adalet amaç hukuk araçtır. Hukukun zaman zaman adaletin dışına düştüğü hatta adaleti zedelediği görülüyor. Adaletin üstünü örten hukuk var. Kimileri adalet adına hukuk yolundan ayrılabiliyorlar. Herkesin kendi bilinç koşullarına göre adaleti gerçekleştirme yöntemleri var. Linç yöntemi adaleti gerçekleştirme yolunda yaygın yöntemlerden biridir. “Bırakın cezasını biz verelim” diyenlerin adalet anlayışları ilginçtir. Olağan koşullarda adaletin hukuk yoluyla gerçekleşmesi beklenir: adalet hukukta gerçekleşmelidir.

Hukuk bir kurallar dizgesidir. Hukukun yasalarından sözedilmesi dille ilgili bir kötü kullanımın ürünüdür. Hukuk bilimi bir yasa bilimi değildir, estetik gibi, siyaset bilimi gibi, ahlak gibi kuralkoyucu bir bilimdir. Hukuk deyim yerindeyse dıştan içe değil içten dışa bir etkinliği gerektirir. Yasa bilimleri dıştan içe temellenirler. Kuralkoyucu bilimlerde, saptama değil öngörü belirleyicidir. Hukuk toplumun bilinç koşullarına göre temellendirilir. Bunda toplumun değerler dizgesi ya da bir başka deyişle göreneksel yapısı büyük rol oynar. Dıştan baktığımızda hukukta bütün bir toplumun yararı öngörülmüştür. Gerçekte hukuk, gücü elinde bulunduranın hukukudur. Serfi kollayan hukukla senyörü kollayan hukuk biçimsel olarak aynı hukuktur. Bu hukuk görünüşte serfin de yararını öngörür, oysa serfin değil efendinin yararınadır. Önemli olan serf ve efendi dengesini ayakta tutmaktır. Ortaçağ’ın sonlarında, sermayeci düzeninin koyulmaya başladığı zamanlarda geçerli olmuş olan bir kural serfle efendinin haklarını dengeler gibidir. Bu kural “Efendisinden bir yıl bir gün kaçmayı başarmış olan serf özgürlüğünü elde etmiş sayılır” kuralıdır. Bu bir denge kuralıdır, çökmekte olan feodal düzenle doğmakta olan sermayeci düzeni dengeler. Zaten serflerin topraklarını bırakıp kentte işçi olmanın koşullarını aramaya başladığı bir zamanda bu kural serfi yeniden toprağa bağlama kuralıdır ama biraz da kurulmakta olan sanayi düzenine emek aktarma kuralıdır. 

Adalet gerçekte bir bilinç ya da vicdan sorunu ortaya koyar ve eskilerin “hakkaniyet” dediği bizim “denkserlik” dediğimiz bir duygu üzerine temellenir. Bu yüzden adalet öncelikle değer kavrayışına bağlı olarak bireysel temellidir ve böylece kişinin bilinç koşullarına göre bir yorum kazanır. Adalet anlayışımız yürürlükteki hukuk kurallarıyla bağdaşmayabilir. Adalet anlayışı yürürlükteki hukuk kurallarıyla bağdaşmayan kişinin herhangi sorunlu bir durumda adaleti kendi eliyle gerçekleştirmeye kalkması bu yüzdendir. Bu çerçevede genel hukuk zorunlu olarak özel hukuka güçlük çıkarır. Ben bir tecavüzcünün linç edilmesini uygun görebilirim. Ama genel hukuk bunun olabildiğince önüne geçmek ister. Denkserlik davranışlarımızı hukuktan önce vicdanımıza dayandırmamızı gerekli kılar. Denkserlik eksiksiz adalet duygusu ya da mutlak adalet fikridir. O bir anlamda da hukukun bıraktığı boşlukları kapatmaya çalışan doğal adalettir: bireyin bir adalet ülküsü çerçevesinde davranmasını, seçimlerini ona göre yapmasını öngörür. M.Ö.IV. yüzyılda Aristoteles “Denkserliğin özü, yasa genel özyapısı gereği yetersiz göründüğünde yasayı düzeltmeye dayanır” dedi. Buna göre denkserliği hem adalet duygusu olarak hem de özel hukuk, hukuku aşan hukuk olarak belirleyebiliriz.

Hukukun adalete uymazlığı salt toplum yararını öngörüp çok özel durumları hesaba katmamasından gelir. Genel hukuk için çok özel durumlar gözden uzak tutulması gereken durumlardır. Hukuk çeşitlilikleri görmezden gelir, çünkü değişmez düzen tasarısı üzerine kendini gerçekleştirir. Hukuk çok önemli bir şeyi unutur: her bireysel suç özünde insanlığın ortak suçudur, insanlığın ortak suçunu bir kişinin varlığında cezalandırmak adaleti yerine getirmek değildir. Hukuk bireyin bilinç dönüşümlerini de düşünmez. Beş ay önce cinayet işlemiş bir kişinin bugün idama götürülmesi tam anlamında cinayettir. Ben bundan üç yıl önceki ben değilim. Ben cinayeti işlemeden önceki ben değilim. Kaldı ki insan öldürme suçluyu cezalandırmanın adaletli bir biçimi olamaz. Hukuk her caniyi asmadan beslemek ve iyileştirmek zorundadır. Ceza ancak toplum dışına çıkmış bireyi yeniden topluma kazandırmanın bir yolu olabilir, bu yüzden ceza şiddete değil değerler dizgesine dayanmalıdır. Hukuk intikam alamaz. İnsan gibi davranmayı becerememiş insana insan gibi davranabilme yatkınlığını kazandırmak hukukun temel yükümlülüğüdür.

CEVAP VER