İç hukuk yolları tükendi, Dersim Katliamı AİHM’de

Dersim Katliamı’ndan yaralı kurtulan Ali Doğan, iç hukuk yolları tükenince AİHM’e başvuruda bulundu.
Dersim Katliamı sırasında annesi, iki kardeşi, dedesi ve amcasının yanı sıra 15 köylüsü öldürülen, kendisi de yaralı kurtulan Ali Doğan, iç yargı yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’e taşıdı. Avukat Barış Yıldırım, Dersim Katliamında zaman aşımının olmayacağına dikkat çekerek, “Bu taleplerle AİHM’e açılmış ilk dava” dedi.

AİLESİNİ KAYBETTİ, KENDİSİ YARALI KURTULDU

25 Aralık 1935’te Mecliste çıkarılan “Tunçeli Vilayetinin İdaresi hakkında kanun” sonrası 4 Mayıs 1937’de Dersim’e askeri hareket kararı alınmıştı. 1938 Dersim’e gerçekleştirilen ve katliama dönüşen askeri harekat sırasında 8 yaşında olan Ali Doğan; annesi Fayime, 4 ve 2 yaşındaki kardeşleri Şıh Hasan ile Ali Rıza, dedesi Seyit Ali ile amcası Haydar’ın da aralarında olduğu 20 kişiyle birlikte, yeni adı Buzlupınar, eski adı Kırnık olan mevkide süngülendi. Ali Doğan olaydan yaralı kurtuldu.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ ÜZERİNE HUKUKİ SÜREÇ BAŞLADI

Yıllarca ailesini kaybetmenin travmasıyla yaşayan Ali Doğan, 23 Kasım 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim askeri harekatına ilişkin sözleri üzerine 20 Haziran 2012’de Avukatı Barış Yıldırım aracılığıyla hukuki süreç başlattı. Türkiye’deki hukuki süreçten bir sonuç alamayan Doğan, 10 Mayıs’ta avukatı aracılığıyla AİHM’e başvuru yaptı.

NELER TALEP EDİLDİ?

Fotoğraf: Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler için yaptırılan anıt mezar (Evrensel)

Avukat Barış Yıldırım, Bakanlar Kuruluna yaptıkları başvuruda şu talepleri dile getirdiklerini söyledi: Ali Doğan’dan özür dilenmesine ve kamuoyuyla paylaşılmasına, Dersim 1937-38 sürecine dair hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılmasına, başvurucu ve başvurucunun öldürülen yakınlarının onurlarını itibarlarını ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmasına, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen hadiselerle ilgili olarak sorumlulukların kabulünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde kamuoyundan özür dilenmesine, başvurucunun öldürülen yakınları için anma törenleri düzenlenmesine, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen ihlallerinin doğru bir anlatımın uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitim çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmesine, söz konusu ihlallerin bir daha tekrar edilmeyeceğine dair garanti verilmesine karar verilmesini talep ettik.

Taleplerine Bakanlar Kurulunun yanıt vermemesi üzerine Danıştay’a dava açtıklarını anlatan Yıldırım, Danıştay’ın dosyayı gönderdiği Ankara İdare Mahkemesi’nin özür ve dile getirilen taleplerin davaya konu edilemeyeceğini gerekçe gösterdiğini ve dosyanın reddedildiğini belirtti. Yıldırım, Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurunun ise zaman bakımdan yetkisiz bulunduğunu ve başvurunun kabul edilmediğini söyledi.

İÇ HUKUK YOLLARI TÜKENDİ, AİHM’E BAŞVURULDU

Fotoğraf: Avukat Barış Yıldırım (Evrensel)

İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine 10 Mayıs’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yaptıklarını belirten Avukat Yıldırım, taleplerin zaman aşımına uğrayacak talepler olmadığına vurgu yaptı. Taleplerin Birleşmiş Milletlerin buna benzer devletler tarafından gerçekleştirilen ağır insan hakları mağdurları için öngördüğü çözüm hakkını işaret ettiğini anlatan Yıldırım, davanın “Bu taleplerle AİHM’e açılmış ilk dava” özelliği taşıdığını da ifade etti.

ALİ DOĞAN KATLİAMI ANLATTI: ÜÇ GÜN ÜÇ GECE AÇ SUSUZ KALDIM

Katliamda öldüğü sanılarak bırakılan Ali Doğan o gün yaşadıklarını şöyle anlattı: “Üç gün üç gece ben orada kaldım aç susuz. Birkaç sefer birkaç kişi geldi. Bakıyorum ki ses geliyor sesimi kesiyorum. Geliyorlar geçiyorlar. ‘Buradan ses geliyordu kesildi, neyin nesi’ deyip geçiyorlar. O, üçüncü gün ben yine baktım ki birkaç kişi geldi. Geldiler konuşuyorlar. Onlar geldi çağırdı. Ben, onları tanıyınca ‘buradayım’ dedim. Onlar geldiler beni sırtlayıp köye götürdüler. Köyde çeşmenin başında elimi yüzümü yıkadılar su attılar yüzüme. Bir de birisinde biraz gömbe vardı, bir parça gömbe ufalayarak ağzıma verdi. Öyle bir acıkmışım ki bugün gibi hatırlıyorum. Eve gittiler. Orada bir yağlı ekmek yaptılar, yedim. Orada bir hafta kaldım. Bizim nahiyede 1938 yılında kışla yapılıyor. Babam da orada idi. O gün müteahhit bırakmamış. İş varmış. Yarın gidersin demiş. Babam da öyle kurtulmuş.”  Şerif KARATAŞ / Evrensel İstanbul

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here