IŞİD bombalarıyla sarsılan Türkiye, Suriyeli mültecilere vatandaşlık vaadini tartışıyor

Yakınlarını kaybedenlerin hayatları karardı. Yaralananlar ya da sağ kurtulmayı başaranlar ise, saldırının fiziki ve psikolojik izlerini uzun yıllar taşımaya devam edecekler.

Ülkenin liderleri ve şaşırtıcı bir şekilde diğer pek çok insan için, normale dönmek uzun sürmedi. Bir günlük resmi yasın ardından yaşam, hiç bir şey olmamış gibi devam ediyor.

Saldırıdan topu topu iki gün sonra, Marmara Denizi üzerinde Osmangazi Köprüsü’nün açılış töreni, alışılandan da görkemli ve neşeli bir kutlama ile gerçekleşti.

Atatürk Havalimanında 45 kişinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanması ile sonuçlanan katliam, dünyanın dört bir yanında kınandı; Türkiye ile dayanışma belirtisi olarak binalar, köprüler, kuleler, Türk bayrağının renkleriyle donatıld;, maçlarda, toplantılarda saygı duruşlarına geçildi.

Avrupa’nın üçüncü büyük havalimanına saldırı, İstanbul’a yolu düşmüş milyonlarca insan için kendi ülkesinde olmuş kadar yakın hissedildi. Yumuşak hedefler diye bilinen havalimanları, istasyonlar ve alışveriş merkezlerinin karşı karşıya kaldığı tehditlerin boyutlarını sergilemesi bakımından da varolan endişeleri pekiştirdi.

Ayrıntılar ortaya çıktıkça, IŞİD’in Türkiye açısından yarattığı tehdidin büyüklüğü ve bizzat Türk vatandaşlarının ya da Türkiye’ye yerleşmeyi başaran militanların rolü daha da iyi anlaşıldı.

İstanbul saldırısı ardından Atlantic Council adlı düşünce kuruluşunda çalışan Orta Doğu uzmanı Aeron Stein, Foreign Policy için yazdığı bir makalede, Türkiye’de El Kaide ve IŞİD’in faaliyetlerini ayrıntılı bir şekilde özetledikten sonra, ‘Türk haberalma servisinin yakın takibinde olmalarına rağmen bu örgütlerin nasıl göreceli bir rahatlıkla varolabildiklerine’ dikkat çekti.

Aeron Stein’a göre, “Türkiye, aralarında yaşayan cihatçılara karşı iş işten geçinceye kadar önlem almadı”.

New York Times yazarı Roger Cohen, ise daha sert bir üslup kullandı.

“IŞİD’e karşı umursamaz bir tutum takınıldığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikili oynadığını” iler sürdü.

Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Behlül Özkan, Huffington Post’da yayınlanan makalesinde, İstanbul saldırısından ‘Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en ciddi ulusal güvenlik krizi’ diye sözetti ve izlenen Suriye politikasının Türkiye’yi dönüp vurduğunu kaydetti.

Benzer görüşler, Türkiye’de de dile getirildi. Genelkurmay eski başkanlarından İlker Başbuğ, Cuma günü Sözcü gazetesine verdiği mülakatta, Suriye ve Irak politikalarının yanlışlığı nedeniyle terörün hedefi olunduğunu söyledi.

Ana muhalefet partisi CHP’nin sözcüsü Selin Sayek Böke ise, AKP iktidarının terör saldırıları karşısında eli kolu bağlı durduğunu, saldırıları önlemek yerine sadece seyrettiğini ileri sürdü. Emniyet istihbaratının raporlarına da atıfta bulunarak, IŞİD’in Türkiye’nin 71 ilinde örgütlendiğini belirtti ve ekledi: “Teröre onay veren, terör ile beslenenler terör ile asla mücadele edemez.”

Daha önceki terör saldırılarından sonra olduğu gibi, bu defa da, parlamentodaki muhalefet partileri tarafından yapılan bir soruşturma komisyonu kurulması çağrısı, iktidar partisi AKP’nin milletvekilleri tarafından rededdildi.

Parlamentoya hitabeden İçişleri bakanı Efkan Ala, eleştirileri redderek, Türkiye’nin dünyada küresel teröre karşı en fazla mücadele eden ülke olduğunu savundu.

Yabancı yorumcuların pek çoğu, Atatürk havalimanı saldırısının Türkiye açısından bir dönüm noktası olacağını, gözlerin artık açılacağını ileri sürdüler. Türk liderlerin artık ‘terör kokteyli’ yaklaşımından vazgeçeceğini, ‘düşmanımın düşmanı benim dostumdur’ düşüncesinin Türkiye’ye zarar verdiğinin anlaşılacağını savundular. Rusya’yla ilişkilerin onarılması ardından Rus meslektaşı ile görüşen Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun terör konusunda Rusya ile eşgüdüm içinde çalışacakları açıklamasını hatırlattılar, Sergei Lavrov’un terör tanımı konusunda Türkiye ile görüş birliği içinde olunulduğu ifadesine dikkat çektiler. Dış politika ve güvenlik yaklaşımlarının gözden geçirildiğine dair bundan güçlü işaret olabilir mi diye sordular.

Ama bir kez daha yanıldılar.

Oysa deneyimli Türkiye yorumcularının, son sözün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından söylendiğini unutmamaları gerekirdi.

Nitekim, Cumartesi günü Suriye sınırındaki Kilis kentinde konuşan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye cumhurbaşkanı Başer Esad’ın ‘ PYD, YPG ve DAEŞ gibi terör örgütlerinden daha ileri bir terörist olduğunu ‘ söyledi ve Türkiye’nin Suriye’ye yaklaşımının son altı yıl içinde fazlasıyla değişmediğinin işaretini verdi.

Suruç, Ankara, Sultanahmet ve İstanbul Atatürk havalimanı saldırılarından sonra, IŞİD’le mücadelenin Türkiye’nin önceliklerinin başına geleceği düşüncesinin de ne kadar yersiz olduğunu gösterdi.

Ama Cumhurbaşkanının asıl şaşkınlık yaratan açıklaması, Suriyeli mültecilerin yasal konumuna ilişkindi. Erdoğan, isteyen Suriyeli mültecilere Türk vatandaşlığı hakkının tanınması için çalışmalar yapıldığını açıkladı.

Bu, Türkiye içinde tepkilere yol açacak bir adım. Avrupa Birliği ile varılan mültecilerin iadesine karşılık Vize Serbestisi anlaşmasını da tehlikeye atabilecek bir gelişme.

Aynı zamanda, İngiltere başta olmak üzere, Avrupa Birliğinde göçmenlik karşıtı akımların sıkça başvurduğu Türkiye karşıtı tezleri de güçlendirecektir.

Bir kez daha Erdoğan, herkesi ters köşeye yatırdı.

Anlaşılan Türkiye’nin çoğunlukçu demokrasisinin yakında Erdoğan yanlısı yeni seçmenlere ihtiyacı olacak.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × four =