İki yıldır topraklarına gidemiyorlar!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Dünya Çiftçiler Gününde, üretmek bir yana tarlalarına  bile ulaşamayan baraj mağduru çiftçilerin dramı Türk tarımının getirildiği yeri gözler önüne seriyor…
 
Isparta’da inşa edilen baraj gölü köyü ikiye böldü, evler bir yanda tarlalar diğer yanda kaldı. Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünün tek köprüsü de barajın suları altında kalınca köylüler iki yıldır arazilerini sadece uzaktan seyrediyor. Tek bir buğday tanesi bile ekemeyen köylüler, ekmekten süte, yumurtadan yoğurda bütün ihtiyaçlarını şehirden gelen seyyar bakkallardan karşılıyor. Hayvancılık yapmakta direnen köyün son çobanları ise havalar ısınmasına rağmen keçilerini karşıdaki yaylalara götüremiyor. Tarım Bakanlığı ise kırsal kalkınmayı teşvik etmek için arazilerine gidemeyen köylülere tıbbi ve aromatik bitki üretimi için destek vermeyi önerdi.
 
İşte 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde sahip olduğu topraklara gidemeyen çiftçilerin dramı…
14 Mayıs tarihi, 1984 yılından bu yana her yıl ‘Dünya Çiftçiler Günü’ olarak kutlanıyor. Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından alınan kararın ardından 28 yıldır tüm dünyada gerçekleştirilen etkinliklerle, tarımsal üretimin insanlığın geleceği açısından öneminin altı çiziliyor.
 
TÜRKİYE TARIMDA NEDEN İTHALATÇI ÜLKE OLDU
Dünyanın en önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Türkiye ise son yıllarda uygulanan hatalı tarım politikaları yüzünden buğdaydan mercimeğe, fasulyeden pirince kendi ürettiği bir çok temel tarım ürününde ihracatçı konumuna düştü. Kırmızı et açığını da ithalatla gidermeye çalışan Türkiye’de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir yandan kırsal kalkınmayı teşvik etmek için kredi ve hibeler dağıtırken bir yandan da kırsaldaki geleneksel üretim hatalı uygulamalar yüzünden yok ediliyor.
 
KÖYLÜLER HES YÜZÜNDEN İKİ YILDIR TOPRAKLARINA GİDEMİYOR
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünde yaşanıyor. Yukarı Köprüçay Havzası’nın kalbinde yer alan Darıbükü köyünde 2012 yılında inşasına başlanan Kasımlar Barajı ve HES projesinde Mayıs 2016’da su tutulmaya başlandı. Hızla yükselen barajın suları köyün büyük bölümü ile karşıdaki arazilere ulaşımı sağlayan tek köprüyü su altında bıraktı.
 
VALİYE DE GİTTİLER AMA SORUNLARI ÇÖZÜLMEDİ
Ortasından Köprüçay’ın geçtiği vadinin iki yanındaki arazilerde tarımsal üretim ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlayan köylüler köprünün suya gömülmesiyle birlikte topraksız kalınca yazdıkları dilekçeler ve kişisel başvurularla sorunu Isparta Valisi Şehmus Günaydın başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarına ilettiler.
 
BARAJ ŞİRKETİ KÖPRÜ YAPMAK YERİNE ARAZİLERİ SATIN ALMAK İSTEDİ
Ancak bugüne kadar Darıbükü köylülerinin sorununun çözümü için hiç bir adım atılmadı. Baraj yüzünden yolla birlikte su altında kalan köprünün yenisini yapma sorumluluğu bulunan yüklenici GÜLSAN Holding, köylülerin iddiasına göre ulaşımın kesildiği arazileri ucuz fiyattan satın alarak köprüyü yapmaktan kurtulmanın yoluna gitti. Firma, kamu kurumlarına da yaptığı teklif kabul görmeyince ise köyün yaklaşık üç kilometre uzağında nehrin yarısına kadar menfez yerleştirip gitti.
 
İKİ YILDIR TOPRAKLARINA KARŞIDAN BAKAN KÖYLÜLER ANLATIYOR
Dünya Çiftçiler Günü öncesinde iki yıldır topraklarına ulaşamayan Darıbükü köylüleriyle konuştuk. Enerji üretilmesine karşı olmadıklarını ancak bunun insanları mağdur etmeden yapılmasını istediklerinin altını çizen köylüler, bir an önce köprülerinin ve yollarının yapılmasını istiyor.
 
‘EKMEĞİMİZİ, SÜTÜMÜZÜ, YOĞURDUMUZU ŞEHİRDEN ALIYORUZ’
Bu yıl Darıbükü köyünde bir kişinin bile ekin ekmediğini anlatan köylülerden Osman Yıldız,  bir “Zaten ekecek kimse de kalmadı, hep yaşlılar var burada. Sütümüzü, yoğurdumuzu, ekmeğimizi ve tüm ihtiyaçlarımızı haftanın belirli günlerinde şehirden gelen satıcıdan alıyoruz. Köyümüzde hayvancılık bitti, söylemesi ayıp sadece iki eşek kaldı. Bir de köylülerimizden birinin iki ineği kaldı. Köyümüzün köprüsü de evlerimizle birlikte barajın suları altında kalınca karşı taraftaki tarlalarımıza gidemiyoruz. Epeyce önce şehirden bir yetkili geldi ve bize ‘Buraya köprü yapılması çok pahalıya patlar. Bütün varınızı yoğunuzu satsanız da köprünün maliyeti karşılamaz’ dedi.”
 
KÖYLÜLERE SATMAK İÇİN ŞEHİRDEN KÖY YUMURTASI GETİRİLİYOR
Barajın yuttuğu evlerinin yerine betondan inşa edilen 50’şer metrekarelik küçük evlerde yaşama tutunma mücadelesi veren köylüler, evlerinin önündeki küçük boşluklara patates, soğan, fasulye ve yeşillik ekmiş. Şehirden gelen satıcılar köylülerin ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Bizim köyde bulunduğumuz sırada korna çalarak tozlu yoldan yeni köy yerleşimine inen bir araç, bagaj kapağını açarak paketlerdeki ürünleri satmaya başladı. Ekmek, süt, yoğurt, makarna, bulgur, pirinç ve şehirden gelen ‘köy yumurtası’ köylülerin en çok satın aldığı ürünler. Ancak litrelik ‘sarı gazoz’ ile hazır çorba paketleri de çoğunluğu 70 yaş üstü olan köylülerin tercihleri arasına girmiş durumda.
 
‘HAVA ISINDI, BU OĞLAKLARI ACİL KARŞIYA GEÇİRMEM LAZIM’
Baraj inşaatı sırasında çevreye verilen zararların izlerinin halen silinmediği Darıbükü köyünde son keçi çobanları da keçilerini satıp köyü terk etmişler. Kimisi fabrika işçiliği yapıyor kimi de gündelik işlerde çalışıyor. Geriye kalan bir iki çoban da köprüsüz kalınca zor günler geçiriyor. Köyün sırtlarında, Güzle Mevkiinde karşılaştığımız, onlarca kuşaktır çobanlık yapan bir aileden gelen 49 yaşındaki Mustafa Kış, ağılda yatan yeni doğmuş oğlakları göstererek, yaşadığı sıkıntıları şöyle anlattı: “Hava ısındı. Benim bu oğlakları acilen karşıya geçirmem lazım, yoksa burada kırılacaklar (ölecekler). İki yıldır karşıya geçemedik. Köprümüz varken 45 dakikada keçilerimizle birlikte karşıdaki arazilerimize geçiyorduk. Yaz aylarında karşıdaki Makmara bölgesine kadar çıkarıyoruz keçilerimizi. Oralarda su da var. Şimdi arabayla Kasımlar köyüne ulaşıp oradan karşıya geçirmemiz gerekecek hayvanları. Bir sürü masraf.
 
‘HAYVANCILIK BİTTİ ARTIK BURADA’
İneklerim ahırda, dışarıya salamıyorum. Şimdi karşıya göçme imkanını düşünüyorum. Eskiden köprüden geçiriyorduk keçilerimizi. Şimdi kilometrelerce yoldan götüreceğiz. Oğlakları ayrı, keçileri ayrı göndereceğiz. Köprü yapılırsa keçilerimizi, ineklerimizi karşıya geçirebiliriz. Çocukluktan beri çobanlık yapıyorum. Hayvanların bakımını kendimiz biliyoruz ama hayvancılık bitti artık burada. Bir de şehirde bakamadıkları köpekleri buralara getirip bırakıyorlar. Bu başıboş köpekler vahşileşiyor, oğlaklarımıza saldırıyorlar. En büyük tehlikelerden biri bu. Kedi de çok. Yem çuvallarını parçalayıp hayvan yemlerini yiyor kediler. Ne yapsınlar, aç hayvanlar.”
 
KOYUNLARI SATIP KENTE GÖÇE HAZIRLANAN ÇOBAN
Bir zamanlar binlerce küçükbaş hayvanın barındığı keçi ve koyun ağıllarının terk edildiği Darıbükü köyünde kimi çobanların giysileri halen ağılların yanı başındaki ağaçlarda asılı duruyor. Güzle Mevkiinden nehre doğru inşişe geçtiğimizde baraj gölüne bakan yamaçlarda koyunlarını güden bir başka çobanla karşılaşıyoruz. Sorunlarını uzun uzun anlatıyor ancak adının yayınlanmasını istemediğini söylüyor. Kısa süre sonra kente taşınmayı düşünen çobanın anlattıkları, devletten hiç bir yardım istemeyen, sadece yaşam alanlarında yeni sorun oluşmasının önüne geçilmesini talep eden mütevazı ve kanaatkar hayvan yetiştiricilerinin pek çoğunun sorun ve beklentilerini özetler nitelikte:
 
‘TARLALARIMIZI EKİP DİKEMİYORUZ, BURADA MAHSUR KALDIK’
“Hayvancılık için bu bölge çok elverişli aslında. Havası, suyu, tabiatı hayvancılık yapmak için ideal. Vadinin iki tarafındaki arazilerimize rahatça gidip gelebilirsek üretim yapabiliriz. Ama köprümüz su altında kaldı, arazilerimize gidemiyoruz. Hayvanlarımızla burada mahsur kaldık. Tarlalarımızı ekip dikemiyoruz, arazimize varıp bir meyva toplayamıyoruz. Çünkü ulaşım yok. Keçilerimiz bir yıl bir tarafta bir yıl diğer tarafta kalır. Keçi yetiştirdiğimiz arazilerin bir yıl dinlenmesi gerekir. Böyle bir geleneğimiz var. Ancak köprümüz barajın suları altında kalınca artık nehrin karşı tarafındaki arazilerimize gidemiyoruz. Köyün uzağında nehrin üzerine betondan bir menfez koymuşlar köprü niyetine. Bu utanç verici bir şey. Köylüyle dalga geçer gibi bir şey. Bir ağaç kütüğü gelse o menfezi alır gider.
 
‘ŞEHİRLERDE BİR ÇOK İNSANIMIZ AÇLIK KORKUSU YAŞIYOR’
Bugün şehirlerde bir çok insanımız açlık korkusuyla yaşıyor. Ama memleketine dönüp birkaç tane hayvan alıp üretime başlasa hem kendine hem de vatana faydalı bir iş yapmış olur. Tarım İl Müdürlüğü köylüye destek vermek istiyor. Ancak arazimize ulaşamayınca nereye ekip dikeceğiz. Karşıdan arazi bize bakıyor biz de arazimize bakıyoruz. Ulaşım olmayınca nasıl üreteceğiz? Burada sıkışıp kaldık.”
 
İNEĞİNİ GÖRMEK İÇİN HER GÜN NEHRİ GEÇMEK ZORUNDA
Karşıdaki arazilerde ineği doğuran köylülerden Ramazan Özbey ise baraj gölünün yukarısından nehri geçerek dağa tırmandığını ve ineğiyle buzağısını bulabildiğini anlatıyor. “Buzağı da inek de çok şükür sağlıklı” diyen Özbey, her gün nehri aşarak ineğinin yanına geçmek zorunda.
 
‘ÇİFTÇİLER ÜRETİCİYKEN TÜKETİCİ KONUMUNA DÜŞÜRÜLDÜLER’
Darıbükü köyündeki üreticilerin dramına ilişkin Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu da bir açıklama yaptı. Geçimlik tarım olarak anılan üretim modelinin, kamuya hiç bir ek maliyet getirmeden bu bölgede yüzlerce yıldır süregeldiğine işaret edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Yukarı Köprüçay Havzası’nın yaşam kaynağı olan Köprüçay üzerinde inşa edilen Kasımlar Barajı ve HES projesinin inşa süreci ve sonrasında yaşanan denetimsizlik yöre halkını yaşam alanlarının ellerinden alınmasıyla sonuçlanmıştır. Evler, tarım arazileri, yollar ve köprü köylülerin elinden alınırken, bunların yerine daha iyisinin konmasını sağlaması gereken kamu idarecileri ne yazık ki halkı yüklenici firmanın insafına terk etmiştir. Bugün gelinen noktada yüzlerce yıldır üretici olan, yaşadığı coğrafyanın dilini bilen yüzlerce çiftçi yalnızca tüketici konumuna sürüklenmiştir.
 
‘BU UTANCA BİR AN ÖNCE SON VERİLSİN’
Ülkemizin pek çok bölgesinde aynı manzaranın yaşanması, yaşamın temel kaynağı olan su ve gıdanın enerji uğruna yok edilmesi gerçeğiyle hepimizi başbaşa bırakıyor. Temiz ve sağlıklı gıda ile içilebilir suyun geleceği belirleyen unsurlar olacağı gerçeğini bir kez daha anımsatıyor, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolaysıyla hepimizi çiftçilerin topraklarına ulaşamadığı bir ülkede yaşama utancıyla baş başa bırakan tüm idarecileri bir an önce bu utanca son vermeye davet ediyoruz.”
 
Önceki haberENDONEZYA – Modern Türkiye Afiş Sergisi
Sonraki haberMüslüman’a Müteahhit eziyeti!
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × two =