İlginç bir film. 1939’da Almanya’da geçiyor

İSMAİL BAYER – Geçtiğimiz hafta izledim. İlginç bir film. “Başka Sinema” programı olan, belirli il ve belirli sinemalarda gösteriliyor. 1939 Almanya. Gerçek bir olayın beyaz perdeye yansıtılması.
Siyasal bir durum saptaması. Toplumsal yapıda, yaşanan sıkıntılar. Bir travma ya da cinnet hali demek pek doğru değil ama, değişik bireysel bir tepkinin ulaştığı ya da ulaşamadığı sonuç.
Filmin adı. “Hitler’e Suikast” ya da özgün adı ile “Elser 13 Minutes.”
“Çöküş” ve “Deney” filmleri ile Oscar adayı olmuş, yönetmen Oliver Hirschbiegel’in filmi. Soluk soluğa izliyorsunuz adeta. GEORG ELSER’in hikayesini anlatıyor. Belgesel tadında, olayları değerlendiren ve günümüze aktaran bir film. Christian Friedel, abartıya kaçmadan çok başarılı bir oyun sergiliyor.
Almanya’da iktidara gelen Hitler ve gelişen olaylar, akan zaman. Yaklaşan “Nazi” tehlikesini farkeden Elser, görmezlikten gelinen bir gerçeği farkediyor. Nazi yanlısı değildir, Komünist Partisi sempatizanıdır. Siyasal konularda aktif bir çalışması da yoktur. Çoğunluk, Hitler’i alkışlayıp, büyülenmiş gibi arkasından giderken, bilinçsizce emirleri dinlerken, azınlıkta ki bir kesim de, sessiz kalmayı yeğlemiştir.
Siyasal bir örgütlenme içinde olmayan, siyasal tavır sergileyen eylemler içinde de sınırlı şekilde bulunan Ester, gelişen bu önlenemez gidişi durdurmak için bireysel bir tepki ile eylem içine girer. Yardımcısı ya da arkadaşları yoktur. Arkasında onu destekleyen bir örgüt de yoktur. Düşündüklerini ve yapmak istediklerini kimseyle de paşlamaz.
Adeta bir okulda ders çalışır, bir uygulama içindeymiş gibi, plan hazırlar ve bu planını gerçekleştirmek için işe koyulur.
Ne mi yapacaktır. Nazilerin, ileride ülkede bir felakete yol açacağını düşünerek, bunu önlemek istemektedir. Bireysel olarak. Hitler’e bir süikast düzenlemeye karar verir.
Sıradan bir vatandaş olarak, planlar yapar, bombayı hazırlar, bombayı Hitler’in gelip konuşma yapacağı salona götürür, yerleştirir, ayarlar. Hitler ekibi ile birlikte toplantı salonunda bulunduğun da, bombayı patlatacak düzenek ve saat ayarlarını da yapar.
Hitler ve ekibini havaya uçuracaktır.
Ancak, sadece 13 dakika önce, Hitler’in salondan ayrılması nedeniyle, suikast başarılı olamaz. Bomba patlar, ama Hiitler o an orada değildir. 13 dakika daha, Adolf Hitler orada olsaydı, suikast sonucu dünyada ki gelişmeler, çok farklı bir yöne gidebilir ve belki ikinci dünya savaşı bile çıkmazdı.
Film belirttiğim gibi belgesel tadında bu gerçekliği aktarıyor. Elser yakalanır. Filmin asıl önemli yanı da, sorgulama süreci. Hitler dava ile özel olarak ilgilenir. Kim vardır arkasında ve hangi örgüt yapmıştır. Tek kişinin yalnız başına bunu planlaması ve gerçekleştirmesine kimse inanmamaktadır. Ama, bütün aşamaları aktarıp, plan ve belgelerle açıklaması sonucu, örgüt ve başka suçlu bulunamaz, ama bu yeterli değildir. Sorgulamayı yapan da suçlu bulunur.
Elser mahkum olur. Yaşamı hapihane de sonlanır.
Dava sürerken, İkinci Dünya Savaşı da başlayacaktır. Hitler’in sonu da bildiğiniz gibi sonuçlanır. İnsanlık ve insanlar, büyük zarar görmüş olur.
Film, suikasta bir övgü değil. Gerçekliği aktarmaya çalışıyor. Yaşanılanı aktarıyor. Hiteler’e ne övgü, ne yergi, onun da toplumu nereye götürdüğü ve sonu. Diktatörlük ve toplumsal yapı ilişkisi.
Diktatörleri, bir ölçüde toplumsal yapı ortaya çıkarıyor. Bedelenini de çok ağır ve kötü şekilde ödüyorlar doğal olarak.
Diktatörlerden kurtulmak, suikast ile veya başka yasal omayan yollarla kurtulma girişimleri, ne yazık ki topluma yarar değil, bazen daha çok da zarar veriyor. Tarih bunların sayısız örnekleri ile dolu.
Hitler’den kurtulmanın yolu, suikast mı olmalıydı. Tabii ki hayır. Elser’in gördüklerini, halk da zamanın da görmüş olsaydı ve tercihini, Hitler ile devam yerine, sen dur artık diyebilseydi. Belki, İkinci Dünya Savaşı diye bir savaş da gerçekleşmeyecekti.
75 yıl geriye gidip, bu yaşanmış olayı beyaz perde de izlemek, insanı epey düşündürüyor. Film bitip ışıklar yanınca, dışarıda ki gerçeklikle karşılaşınca, filmin önemini ve aktarımını düşünmeden edemiyorsunuz.
Sıcak bir yaz gününde, Ankara da seyrettiğim bu filmi, İstanbul’da deniz kıyısında yeniden düşünürken, bir çok çağrışımlar da koşarcasına düşüncemden geçiyor.
Yıllar önce, yani yaraım asır önce, Balıkesir Lisesi öğrencisiyken, şimdi beton yığını konutların olduğu, yazlık Lale sinemasında bir film izlemiş ve o filminde çok tesirinde kalmıştım. Aradan yarım asır geçmesine karşın, filmin sahneleri hala kare kare gözlerimin önünde.
“Nürnberg Duruşması” idi filmin adı. Yıllar sonra bulunan Nazi yönetcilerinin yargılanması.
90’lı yılların ortalarında da, kısa bir Nürnberg seyahatimde, filmde izlediğim duruşmalar burada olmuştu diye düşünmüştüm. Bir film ve bir kent, aradan elli yıl geçse de bazen böyle unutulmuyor işte.
Şimdi, Hitler üzerine bir kitap okuyacak ya da Hitler üzerine bir değerlendirme de yapacak değilim. Suikast övgüsü ise yapmayı, hiç ama hiç düşünmüyorum. Başarılı olsaydı, iyi olurdu diye, tarihi yeniden yorumlama gibi bir düşüncem de yok.
Ama düşüncem şu, Hitler’i ve Hitler gibilerini, toplumun çoğunluğu çıkarıyor, ama sonuçta faturayı tüm bir toplum ve insanlık ödüyor.
Demokrasi kolay bir şey değil. Zor.
Asıl zor olanı da, demokrasi diye diye demokrasiyi katlemek.
1939 ve sonrası, yaşam devam ediyor. Neredesiniz?
______________________________
İstanbul, 18 Temmuz 2016. Pazartesi.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen − ten =