İNGİLTERE… İmdaaat! düğün var!

Ne zaman düğün var dediklerinde kulağımda beynimi tırmalayan bir gürültü ve kalabalık sevincimin üstüne çöreklenir.

Oysa düğün mutluluğun ilk adımı, heyecanı olmalıdır.  Düşünsenize bir çiftin birlikteliğe ilk adımı attıkları günün tanıklığını yapıyorsunuz ve bu onur ne kadar önemli değil mi? Tarihi anlardır düğünler. Hatta eski kuşaklar için tarihtir.  Bizim büyüklerimiz köydekilerin yaş gününü düğünlere göre hatırlarlar. Örneğin annenize ben ne zaman doğdum dediğinizde “oğlum sen Ali abinin oğlu Hüseyin’in düğününden iki gün sonra sabaha karşı doğdun’ diye doğrudan gün ve saat verir. Düğünler olmasaydi çok insan doğum tarihini bile bilemezdi.

Öyle imdat diye bağırdığıma bakmayın ben yerel düğünlerin aşığıyım. Yerel düğünleri izlerken hüzünlenirim. Beni bu Londra düğünleri korkutuyor. Gaziantep’te yaz dönemi sokak düğünleri olur. Üniversite yıllarında yaz tatili öncesi rahmetli annemi arar, tatilde olduğum dönemde “mahallede düğün var mı?” diye sorardım. Eğer tanıdık düğün yoksa tatil döneminde annemin elinden tutar davulun sesine doğru mahalledeki herhangi bir düğüne giderdim. Sokak düğünleri açıktır herkese. Antep’te düğünlerde sokakta bir ses düzeni kurulur. Elektronik saz ve yanık Barak türküleri eşliğinde yüzlerce kişi omuz omuza halaya durur. Düğün sahipleri ortada tek tek oynarlar. Onlar düğün sahibi olmanın gururu ile ortada oynama ayrıcalığına sahiptirler. Yüzleri dövmeli kadınlar ellerinde iki mendille hüzünlü Barak türkülerini öyle bir yorumlar ki; yüreğiniz parçalanır.

Ağır ağır döner halaydakiler: bir ileri, bir geri. Nasıl hüzünlüdür o sözler. Barak türkülerinde hep zalim baba engedir sevenlerin kavuşmasına ve o gelinin aşkı yakar bitirir. Ama nedense özlenen kavuşulamayan hep bir gelindir.  Halaya duranlar özlemlerine kaldırır rakıları meydanın ortasında tepsi ile dağıtılan kadehlerden.

Düğünler düğün evine en yakın boş arsaya kurulur. Arsa yoksa sokaktır düğün meydanı. Düztepe’de düğünün düzenini de “Çantı” sağlardı. Herkes tanır onu. Yaşlı bir annesi ile yaşayan yoksul biridir Çantı.  Kısa boyuna inat giydiği uzun ceketi ile düğün alanlarının doğal güvenlik sorumlusuydu Çantı. Eline aldığı bir sopa ile ortada dolaşan çocukları uyarır ve huzur bozanlara müdahale ederdi. Koyduğu kurallara uymayan çocuklar onun adaletine uymamanın bedelini bilirlerdi ve herkes uyardı kurallarına. Yıllarca görmedim Çantı’’yi. Okul yıllarımda her gördüğümde “Memet abi ne edin la” diye hatır sorardı. Oldu dediler. O günden beri Düztepe düğünleri öksüz kaldı. Çocuklar hala onun koyduğu kurallarla koşuyor düğün meydanlarında.

Annemin elinden tutarak gittiğim hiç tanımadığım insaların sokak düğünlerinde, davullar eşliğinde davet almış bir misafir gibi hissederdim kendimi.  Sokak düğünlerinde yaşlılar için tabureler konulur. Annemi bir tabureye yerleştirdikten sonra ben halaya girerdim; bin yıldır halaylardan tanidigim omuzlara dayardım omuzlarımı.

Barak türküleri ne kadar hüzünlüdür hiç dinlediniz mi. İnsanlar hüzünle, ağır ağır oynar. Ritmi hep birdir ama o durgun ritimde hüzünlenir insan.

“Aman geze gece de yüreğime dert oldu
Aman ağlaya ağlaya gözlerime kan doldu
Aman ben seni alacaktım da gelin Eminem
Zalim baban yollarımıza bend oldu
Aman gelsene zalim gelsene
Benim halim perişan oldu da gine gelsene”


Ben halay çekerken bilmediğim bir hüznün ortasında bulurdum kendimi. Annem saatlerce sabırla beklerdi benim hüzünlü halayımı. Benim saatlerce halay dönüşümden yorulan annem müdahale ederdi; ‘Oğlum yeter mi? Artık gidelim mi? Sıkıldığını anlayınca çıkar halaydan eve dönerdik.

Ben hep düğünlerin yerel olanıni, doğal olanını sevmişimdir. Düğün salonları düğünlerin geleneksel özelliklerini bozdu. Nedense doğal köy düğünleri, sokak düğünleri beni hep hüzünlendirir. Hep ülkemin en ücra köşesinin birinde örneğin  Hakkari’de, Şırnak’ta, Edirne’de, Burdur’da yerel bir düğünde olmak isterim. Hakkari’de kurulan binlerce insanın her ritimde omuzlarını sallayarak attığı o adımlar muhteşem bir coşku verir bana.

Şimdi korkar oldum düğünlerden.  Benim güzelim yerel düğünlerim mi çirkinleşti?, Ben mi yaşlandım? Ya da insanlar doğallığını mı yitirdi?  Belki de düğünleri güzel yapan annemdi. Onun elinden tutup düğünlere gitmekti güzel olan; düğünün kendisi değil.

Oysa düğün bir mutluluk. Davet edilmek onurlandırır insanı.  Aslında düğüne davet, başlayan yeni bir yaşama coşkuyla tanıklıktır. Nedense Londra’da tılsımı bozuldu düğünlerin. 

Londra düğünleri ne çok birbirine benzedi değil mi? Aynı salonlarda, yüzlerce insan, daracık masalarda, aynı yemek firmalarının hazırladığı benzer mezelerin eşliğinde coşuyor. Bütün kadınlar aynı berberin yaptığı estetikten yoksun saç modelleri ve sırtı açık elbiseleriyle kuğu gibi  süzülüyorlar daracık salonda. Çalınan müzikler hep aynı. Gürültü müzik eşliğinde tek tip sakalın düğüne gitmek için zorunlu olduğunu sanan gençlerin birbirini ezerek kan ter içinde halay çektigi düğünler. Sırtı açık elbisenin şıklık olarak telaffuz edildiği, yüksek topuklu ayakkabılarla yürüme savaşı verilen düğünler. Ses düzeni özel olarak insanlar arasında diyaloğu kesmek için mümkün olduğu kadar yüksek tutulmuş gibi.  Sevdiklerinizle oturduğunuz masada yanınızdaki ile iki kelam edemiyorsunuz. Bütün salon bakışarak konuşuyor ve dudak okuma kabiliyeti olanlar salonun keyfini çıkaranlar. Biz bu kabiliyeti olmayanlar etrafımıza yolladığımız boş bakışlarla sadece gülümsüyoruz.

Düğüne gelenlerin en çok ihtiyaç duydukları şey bir avukat olmalı ki; masaların üzerinde avukatlık firmalarının reklamları doludur.  Öyle ya bir insan bir avukata en çok nerede ihtiyacı duyar; tabii ki düğünde. Avukatlık gibi önemli bir mesleğin düğün salonlarında meze olarak kullanılmasını kabul etmeye tam alışmıştım ki elime bir avukatlık firmasının reklamı olan bir tırnak makası ve onu taşımak için logolu bir çanta tutuşturuldu. O gün istifa etmek için baroya koştum. Saygın bir meslek olan avukatlık bu hale düştüyse artık başka bir iş bakmalıyım diye düşündüm. Sağolsun masada oturanlar engel oldular. Söz sana reklamsız bir tırnak makası alacağız deyince vazgeçtim meslekten istifadan. Ama hala aynı baroda kayıtlık olmak bazen yüreğimi sıkıştırmıyor değil.

Kiminle konuşursanız düğünlerden şikayetçi. Sizce buna bir “dur” demek gerekmiyor mu?

Düğünler sevdiklerimizin mutluluğuna tanıklık ettiğimiz anlardır. Evlenen çiftlerimiz adına onların aileleri olarak davet ettiğiniz misafiri oturtacak bir masa yoksa, oturacak bir sandalyesi yoksa ve gelen insanlar müzik adı altında oluşturulan gürültüden yanındaki insana tek bir kelime konuşamıyorsa, düğüne gelen insanlar çocuklarımızın mutluluğunu sizce paylaşır mı?

Düğünler aslında bizim yaşadığımız toplumla entegrasyonun çok önemli bir göstergesidir. Ülkemizde yaşadıkları topraklarda doyamayanlar şehirlere göçünce şehir kültürüne adapte olamadılar. Kültürel uyumsuzlukları ile onların o şehirde yaşamak zorunda olmasının ekonomik gerekliliği onları şehir ile kır kültürünü harmanlayıp, kır yönü ağır basan, yeni bir kültür ortaya çıkarmasına neden oldu. Henüz şehre adaptasyonunu tamamlayamamışken dünyanın önemli kültür merkezlerilerinden birisi olan Londra’ya gelenler de burada kültürel yapıya uyum sağlayamayınca ortaya çıkan içine kapalı toplumda geleneklerini harmanlayarak yeni bir düğün konsepti yarattılar. Bu kültürel yapı aslında toplum olarak içinde yaşanılan ülkeye entegre olamamanın doğal bir sonucu denilebilir. Oysa İngiltere beyaz gelinliğin ilk giyildiği ülke. Kraliçe Victoria ilk beyaz gelinliği giyince bekaretin sembolü olarak bütün dünyada kullanılmaya başlanmış. Yine Roma döneminde  dördüncü parmaktaki damarın doğrudan kalbe gitmesi nedeniyle bu parmağa yüzük takılmış. Bu da evlenen çiftin kalplerinin birbirine bağlandığını sembolize ettiği için bugün bizlerde aynı parmağa yüzük takıyoruz. İngiltere’de bazı evrensel değerlerle kendi kültürel değerlerimizi harmanlayabilecek bir düğün konseptine ulaşmak mümkünken bizim gibi kapalı toplumlar farklı bir konsept oluşturdu. Belki biz düğünlerimizde kendi geleneklerimizi yaşatıyoruz gibi bir iddia ortaya atılabilir. Ama yaratılan konsept bambaşka bir organizasyon. Düğünlerin bileşenleri kendi geldikleri ülkede, köyde, şehirde düğünleri bu şekilde organize etmiyorlardı. Düğünlerde artık müzik ve ses düzeni kalitesinin yeniden gözden geçirilmesi, sunulan yemeğin ve servisin yeniden gözden geçirilmesi ve davet edilen kişi sayısının salonun kapasitesi kadar olması, taki adetlerinin değiştirilmesi (ki bunda bir yol alınmaya başlanmış gibi görünüyor) hem  evlenen gençlerimizin hem de gelen insanların gönül rahatlığıyla eğlenip, bu mutluluğu paylaştığı bir etkinlik haline dönüştürülmesini sağlar.

Düğünlere mecbur olduğum için gelmek istemiyorum. Eşimin ve çocuklarımın ellerini tutup geldiğim ve dostlarımla halaylar çekip, sohbetler yapacağım düğünler istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.