IMF’nin Türkiye Raporu

IMF’nin Türkiye raporunda ekonomik gelişmelere dair kısmen olumlu, büyük bölümü itibariyle de olumsuz bölümler yer almaktadır. İçeride de, başta hükümet çevresi olmak üzere, tüm IMF yandaşları raporu överken, muhalifler ve IMF karşıtları ise raporu Türkiye aleyhine bulgularla dolu bir belge olarak niteledi. Rapor, olumlu yansıtmasıyla, Türkiye’deki görüntüyü; asıl eleştiri bölümü ile de, arka-plândaki gerçek işleyişi olduğu gibi yansıtmaktadır. Şöyle ki, hem ekonomideki görüntü hem de raporun yüzeysel ifadesine göre, görüntü fena değil, işler yolunda gibi, ama, diğer yandan borçlar yükseliyor, carî açık yükseliyor, işsizlik ve yoksulluk yükseliyor. Ekonomi, hemen tümüyle iç dinamiklerini yitirmiş, tüm ümidini dış yardım veya yatırımlara bağlamış durumda. Tabiatıyla, bu durum sadece ekonominin dış güçlere bağlanması anlamına gelmemekte, aynı zamanda, ülkenin de siyasal bağımsızlığını (ne kadar kaldı ise!) tehdit etmektedir.

Raporda, Türkiye ekonomisinin gelişimi ile ilgili olumlu görülen iki gelişmeden biri enflâsyonun baskılanması, diğeri ise, dış yatırımlar için elverişli ortamın yaratılmaya çalışılmasıdır.  Oysa, ekonominin alt-yapısı düzeltilmeden, üretimde verimlilik artırılmadan, salt ücretlerin ve harcamaların kısılmasıyla enflâsyonun baskılanması olumlu bir olgu olarak görülemez. Bu politikalarla gelir dağılımı hızla bozulmakta, toplumun yoksullaşması derinleşmekte, tarım kesimi ve esnaf çökmektedir.Tüm bu olumsuzluklara karşın, enflâsyonun tek haneli değerlere inmesi bir ekonomik başarı olarak görülemez.
Raporun olumlu olarak gördüğü, ekonominin olumlu bir raya oturtulmuş olduğu iddiası da, birinci iddia gibi, yüzeyseldir ve olumlu olarak görülen bu gelişmeler de ekonomiye çok büyük maliyetler getirmektedir. Zira, spekülâtif sermaye için olumlu hava olarak kabul edilen yüksek reel faiz yatırımcı sermaye için olumsuz bir ortamdır, çünkü yatırımcı sermaye spekülâtif sermayenin yol açtığı keskin şoklardan çekinir. Bunun da ötesinde, spekülâtif sermaye için yaratılan yüksek faiz, yatırımcı sermayenin aleyhinedir. Kısacası, spekülâtif sermaye ile yatırımcı sermaye, hedefleri ve arzuladıkları ortamları açılarından birbirinden çok farklıdır.  Reel sermaye için olumlu hava olarak görülen gelişme ise, emeğin üzerindeki sömürü haddinin yükseltilmesi ve şimdilerde gündeme gelen, sermaye üzerindeki vergilerin düşürülmesidir.
Raporun asıl önemli bölümü ekonomi için risk olarak gösterdiği bulguları içermektedir. Belirtilen başlıca riskler yüksek carî açık ve yükselen borç stokudur. Raporun, kısmen olumlu gördüğü gelişmeler yanında riskleri de vermesi bir çelişki olarak görülebileceği gibi, tam tersine, tamamlayıcı bulgular olarak da algılanabilir. Yapılması gereken de ikincisidir. Zira, raporda olumlu olarak verilen bulgular, olumsuz olarak verilen sonuçların üzerinde yükselmektedir. Yüksek faiz nedeni ile spekülâtif sermaye gelmekte, bu durum ekonomide geçici bolluk görüntüsü yaratmakta, enflâsyonun kontrolüne destek vermekte ve baskı altında sürdürülen operasyonla, spekülâtörlere kaynak aktarımı yapılmaktadır. Ancak, yüksek faiz emeği baskılamakta, halkı yoksullaştırmakta, uzun dönemde de ülke içinde yatırımları eriterek, Türkiye’yi yatırım merkezi olmaktan uzaklaştırmaktadır.

IMF raporu, carî açığın büyümesi yanında, borçların yükselmesini de  tehlike sinyali olarak göstermektedir. Bu çok doğal. Zira, dış borç yükselmese, carî açık büyümese, ne enflâsyon bu şiddette baskılanabilir, ne de ekonomide göstermelik rahatlık yaşanabilir. 
Bu durum, kendisine yüksek faiz ve kâr sağlama peşinde koşan dış kökenli spekülâtif ve/veya reel yatırım sermayesi için olumlu bir tablo olarak görülebilir. Ancak, aynı tablo emekçi ve sermaye dışı kesimler için olumlu görülemeyeceği gibi, genel ekonomi için de olumlu bir gelişme olarak kabul edilemez.

Raporun bulgularına dayanarak, Türkiye ekonomisinde yaşanan olumlu görüntülerin çok ciddî bedelleri olduğunu ve söz konusu olumlu göstergelerin yüksek maliyetler üzerinde yükseldiğini söylemek olasıdır. Diğer bir deyişle, Türkiye sorunlarını, ileriye attığı yüksek maliyetlerle yüzeysel olumlu görüntüye çevirmektedir. Bu durumun, Türkiye’nin zamanla kan kaybına yol açacağı ve halkımızı yoksullaştıracağı ortadadır.

Tüm bu çözümlemelere rağmen, raporun göstermelik olumlu yönünü öne çıkarmak,  içte hem politikacıların, hem de burjuvazinin işine gelen bir olgudur. Bu durum, Dünya Bankası ve IMF’nin de işine gelmektedir. Zira, IMF beş yıldır Türkiye üzerinde çok ciddî bir program uygulamakta ve Türkiye’yi dünya yürüyüş rayına oturtmaya çalışmaktadır. Bu rayda ilerleyecek olan Türkiye, merkez kapitalist ekonomilere hizmete ve onlara kaynak aktarımına razı ve mecbur olacaktır. Türkiye’nin bu sömürü rayından çıkmasına ne dış sömürü merkezleri, ne onların temsilcisi IMF, ne iç burjuvazi, ne de onun siyasal ajanı hükümet razı olur. Tek çıkış yolu halkın tüm oluşumları algılaması ve kendi çıkarı doğrultusunda siyasal bilinç geliştirmesidir.

_______________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.