İçimizdeki çocuk…

İçimizdeki çocuk…

0
PAYLAŞ

Tuşlardan geçmiyorken henüz hayat, nereden geçiyordu? Özleyecek birilerini henüz biriktirmemişken hafızanız, kimi özlemek için beklediniz? Gözlerinizi kapatınca neyin hayalini kurdunuz? Cidddiyete gömülmeden önce nasıldı düşleriniz? Bir martı ne ifade ederdi ismi Jonathan olmadan önce? Jonathan’dan neler öğrendiniz? Kimin prensesi, kimin prensiydiniz? Bu gezegende size özel bir çiçeğiniz olmadı mı hiç? Kimi sevdiniz, Kimi terkettiniz? Mahalleniz?.. Arkadaşınız seslenmedi mi size aşağıdan? -annem izin vermiyor- demediniz mi pencereden… Yani bir şeyi hak etmek için bir bedel ödemenin gerekliliği? Çok çalışarak kazanılacağını filan… Nerede şimdi taktirlerle süslenen o karneniz? Ve şimdi kim dolduruyor içini? Kime teslim oluyorsunuz, kimi teslim alıyorsunuz? Kim parmağını kaldırıyor ‘ı ıh olmamış’ diye… Siz kime kızıyorsunuz oturduğunuz yerden, kime ve neye bu öfke? Hadiiii içinizdeki çocuğa artık sinirlenmeyiniz… Ayağınız kırıldı, kolunuz, kalbiniz.. Canınız yandıkça içinizdeki çocuğu cezalandırdınız… Canınız yandıkça can yakmaya hırslandınız… Gereklilikler ve bedellerle yağmalandınız… -İçimde hala bir çocuk var- nidaları şımarmak için sahte bir sığınaktı. Aslında siz tüm hatalarınızın hıncını çocukluğunuzdan çıkarttınız. Güçlü ve korkusuz olmak için, yalanlı dolanlı… Oysa O çocuk affetmeyi bilirdi… itiraf etmeyi de… Cezasını çekmeyi de… Çocukça dediğiniz şeylerden kaçtınız siz, asıl orada çocuk olmalıydınız… Sevginin tek bir tuş’tan geçtiğine inanmak isterdim.. Bir harf mesela, bir rakam… bir komut.. tek bir kurşun… bas.. ama öyle değil. Sevgi emek… Kanayan ruhunuza tentürdiyotlu pamuk değdirip -haydi geçti bitti- demek… ama öyle de değil. Gecenin bir yarısı sokağı çınlatan alkollü bir ‘seviyorum ulaaaan’ ‘ın -her ne kadar küçümseseniz de, her ne kadar ağzınız alaycı bir ifadeyle gerilse de… böyle insanların mevcudiyetinin- insanı gizliden gizliye nasıl da rahatlattığını… Aramızdan yeşil zeytinler geçiyor, patlıcan ezmeli mezeler, istavritler geçiyor… Türk musikisi… -Ben seni unutmak için sevmedim-‘ler… Evet burası bir meyhane, ve ben şahsi gangsteriniz, haydi şimdi söyleyiniz… Rakılı gözlerinizle söyleyiniz…
Şimdi neyi öldüreceğiz?
Siz de mi unutmak için sevmediniz? Öyleyse niçin ilk unutan sizmiş gibiydiniz? Saçını çektiğiniz o güzel kızın yıllar sonra size bunu hatırlatması çok şirin gibi görünse de… İnsan çok büyüyünce
bir kızın saçını çekmek başka çekimleri de beraberinde getiriyor… Yoksa seven ve bağışlayan, saf ve masum siz değil miydiniz? Hangi alkol yeter hangi küfür, hangi kurşun? hadi söyleyiniz, hangi korkunuzu öldüreceğiz? ama durun! Vicdan denen şey de korku kadar kişiseldir…
ve korkularımız
en büyük zaaflarımız…
Çok mu büyüdüm sanıyorsunuz? hayır… Daha çok yol var… Yağmurlu bir pazar sabahı… Bir martı cama vuracak, uyanacaksınız. Başınız ağrımayacak hayır, çünkü yanınızda o en sevdiğiniz. Kiraz bahçeleri göreceksiniz daha, nar ağaçları çizeceksiniz defterinize, şiir yazacaksınız, daha çok şey var… daha çok büyüyeceksiniz, bütün bunları içinizdeki o çocuk yapacak, o cesareti bir tek o bulacak… onu öldürmeyiniz…
Ama unutmayın … çocuklar da yalnız ağlar… sibelbengu@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK