İçinden savaş geçen hayatlar

İçinden savaş geçen hayatlar

0
PAYLAŞ

Magda Szabü, Macaristan’ın en önemli yazarlarından biriydi 1917 Debrecen’de doğmuş, Latin ve Macar edebiyatı eğitimi almıştı. Bir süre öğretmenlik yaptı. Kültür Bakanlığı’nda çalıştı. Ancak savaştan sonra komünist yönetim tarafından sakıncalı kişiler listesine dahil edilince zor bir döneme girdi. 1949’da Baumgarten Ödülü’nü kazandı ancak ödülü aynı gün, politik nedenlerden geri alındı. Szabó, aynı yıl Bakanlık’taki işinden de kovulacak, 1949-1958 yılları arasında sakıncalı yazar olarak bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya zorlanacaktı. Stalinist dönemin sona ermesiyle sakıncalı konumundan kurtulan Szabó, 1958’de yayımlanan ilk romanı Fresco’yla büyük bir çıkış yakaladı. Bu tarihten sonra gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte adını duyuran ve birçok ödüle değer görülen yazarın yapıtları otuzdan fazla dile çevrildi.
2007 yılında ölen Magda Szabó’nun Türkçedeki ilk çevirisi 1972 yılında çıkan Yavru Ceylan’ıydı. Fazla ilgi görmemiş olmalı ikinci bir Szabó çevirisi için tam otuz yıl beklemek gerekti. Hayatını Macaristan tarihinin acılarıyla özdeşleştiren bu mücadeleci kadın yazarı, 2003 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Femina
Ödüllü Kapı’sıyla hatırlamıştık. Ardından Kanat Yayınları İza’nın Şarkıları’nı yayımladı (2008).

Ölü bir aşk

Tarık Demirkıran’ın başarılı çevirisiyle Türkçeleştirilen Katalin Sokağı’nı 1969 yılında, Anlattığı olayların Macaristan toplumunda güncelliğini ve yakıcılığını koruduğu zamanlarda yazmış Szabó. Kitap roman kahramanlarının hayatlarının geldiği noktada, yaşlılık konusuna odaklanan çok etkileyici bir öndeyişle başlıyor.

“Katalin Sokağı’nın sakinleri, yaşlılığın, hayatımızın ilk dönemlerinde farkına bile varmadığımız o alacakaranlık koridorları nasıl aydınlattığını; anılarımızı ve korkularımızı nasıl yeniden düzenlediğini kendileri keşfettiler. Buna onları ne bir roman ve ne de bir doktor hazırladı. Vücutlarında bazı biyolojik değişikliklerin olduğunu kabul etmek gereğini kavradılar. Bedenleri, ana rahmindeki o ilk anlarda, onları hayat yolculuğuna hazırlamak için bir şeyleri nasıl sabırla ve dikkatle inşa etmeye başlamışsa, şimdi de tam tersi bir süreç yaşanmaktaydı: Vücutları artık bir şeyleri adım adım yok etmekteydi. Dış görünüşleri değişmekte, duyu organları algılama gücünü yitirmekte, beden yapılarının değişmesiyle birlikte, zevkleri, hatta belki alışkanlıkları ve beklentileri de biçim değiştirmekteydi; ya daha obur olmaya ya iştahlarını tamamen kaybetmeye başlamışlardı. Uyku ya da sindirim gibi, düzenli olmasını bir zamanlar, varoluşun en normal yansıması gibi gördükleri şeyler bile onlar için sorun olmaya başlamıştı. Gençliğin artık geride kalmasının, onlardan bir şeyler götürdüğü için değil, tam tersine onlara yeni bir şeyler getirdiği için kaygı verici olduğunu henüz bilmiyorlardı. O yeni olan şey, bilgelik, neşe ya da sağduyu değil, Bütünlük Kavramı’nın dağılmış olmasıydı.”

‘Mekânlar’ adlı bölümde bir zamanlar oturdukları Katalin Sokağı’nı yıkım nedeniyle terk etmiş, “Bütünlük Kavramı yıkılmış” insanların yaşadıkları küçük ve her ayrıntısından mutsuzluk fışkıran bir eve konuk oluyoruz. Szabó, mekanları, anıları o mekanlarla yıkılmış insanları şimdiki zamanla geçmiş arasında gidip gelerek tasvir ediyor.

1937, 1944, 1952, 1956, 1961, 1968 yıllarına uzanan ‘Anlar’ ve ‘Epizodlar’ bölümünde ise üç aileden müteşekkil roman kahramanları ile birlikte Macaristan toplumunun uğradığı felaketlere tanıklık edeceğiz.

Katalin Sokağı’nda Birolara, Heldlere ve Elekeslere ait üç komşu ev ve üç bahçe… Birbirlerinin ilk oyun arkadaşları olan dört çocuk… Elekeslerin iki kızı Iren ve Blanka, Yahudi aile Heldlerin kızı Henriette ve Binbaşı Biro’nun oğlu Balint… Kızların hepsi de Balint’e aşık ama ikisi henüz çocukluk çağında. Bu nedenle evlerin hepsinde Iren’le Balint’in birbirlerini sevdikleri ve evlenecekleri kabul görmüş. Ne var ki savaş yaklaşmakta, Nazizmin etkisindeki Macaristan’da da Yahudi düşmanlığı yükselmektedir. Artık genç bir tıp hekimi olan Balint ile Iren’in nişanlandıkları gün Yahudi diş hekimi Held ve karısı aniden ortadan kaybolurlar. Binbaşı ve Balint tarafından saklanan Heldlerin kızı Henriette, kısa bir süre sonra evlerine el koyan askerlerden biri tarafından vurularak öldürülür. Savaş başlar, babası gibi Balint de cepheye sevk edilmiş, geride kalan Elekes ailesi uğradıkları kayıplarla mutsuzluğa boğulmuştur.

Geride kalan

Bundan sonrası modern zaman tragedyası gibi ilerleyecektir. Savaşta esir düşen Balint Budapeşte’ye geri döndüğünde, içi boş ölü bir adam gibi hisseder kendisini. Sevgisi sürdüğü halde, verecek hiçbir şeyi kalmadığı düşüncesiyle Iren’le evlenmek istemez. Bir başkasıyla evlenen ve bir çocuk doğuran Iren, bir türlü unutamaz Balint’i. Ailenin başarısız ama sevimli kızı Blanka, 1956’daki ayaklanma günlerinde muhbirlik yaptığı için babası tarafından evden kovulur, Balint sayesinde Macaristan dışına kaçar. Orada evlenmiş ama ruhunu Katalin Sokağı’nda bırakmıştır. Iren ile Balint 1960’larda umutsuzca evlenirler. “Artık savaş yoktu, bomba tehlikesi yoktu! Hayatımızı planlayabilir, evlilik hesapları yapabilirdik!” diye düşünecektir Irene; “Ama bir şey vardı; yaşlanmıştık! O da beni artık bir zamanlar olduğu gibi kederli ama tutkun duygularla sevmiyordu. Benim de ona karşı hissettiklerim küllenmişti, duygularım yorgundu. Biz artık bir hayata iki yol arkadaşı olarak başlamaya mahkûmduk. Rüzgâr gemiyi ne tarafa sürüklerse sürüklesin, ancak birbirine tutunarak hayatta kalabileceklerini bilen iki yolcu gibiydik. Artık sadece sefil anılarımızı anlatacaktık birbirimize! Çünkü anılarımız ortaktı! Şimdi denizin ortasında olsak bile bir zamanlar birlikte yaşadığımız o muhteşem toprağı iyi hatırlıyorduk! Engin denizlere sürülünceye kadar o toprakta birlikte yaşamıştık.”

Katalin Sokağı, Macaristan tarihinin teker teker bireylere yansıyan yüzüne ayna tutarken tarihsel olaylara vurgu yapmıyor. Ama siyasi ve toplumsal tarihin, özellikle de savaşın ve sonuçlarının, insan hayatlarının içinden derin izler bırakarak ilerlediğini görebiliyoruz. Roman kahramanları içinde yaşadıkları tarihsel dönüşümlerle kaderleri arasındaki kesişmeyi bilinçli bir şekilde algılamasalar bile kaderlerini kendilerinin belirlemediğinin, akıntıya kapılıp sürüklendiklerinin farkındalar. Mesela savaş sonrasında ortaya çıkan kişilik bozukluklarıyla bambaşka insanlar haline geldiklerini de biliyor ama bu muazzam yıkım karşısında direnmekte zorlanıyorlar. Geçmişe kaçışları, eski aşklara eski ilişkilere tutunuşları bu yüzden.
Diğer romanlarında da öne çıkan pek çok temayı Katalin Sokağı’nda da kullanmış Szabó. Macaristan’ın yakın tarihiyle örtüşen kaderler ve kişilikler, mekana olan bağlılık, sürgünlük ve yas duygusu, iletişimsizlik, kırgınlıklar, acılar, pişmanlıklar, ihanetler, değişen ahlak ve değer yargıları, suçlar, günahlar, kefaretler… Yazar bütün bunları öfkeyle değil, tersine sevgi arayışıyla, hüzünlü bir dil kurarak kaynaştırmış. Magda Szabó, hikâye boyunca geriye dönmek için çırpınan, Katalin Sokağı’ndaki evine, ailesine ve arkadaşlarına dokunmak için çabalayan Henriette’in hayaleti ile birlikte ülkesinin kayıp cennetini arıyor…

KATALİN SOKAĞI
Magda Szabó
Çeviren: Tarık Demirkan
Yapı Kredi Yayınları
2009
214 sayfa, 15 TL.

A. ÖMER TÜRKEŞ -Radikal Kitap

BİR CEVAP BIRAK