İNGİLTERE… 2013 yazı ve ‘sıcak’ eylemler

PAYLAŞ

Dört yıl önce bir parkta başlayan barışçıl bir oturma eylemi tüm yurda yayılan bir toplumsal eyleme dönüşmüştü. Bugün hala bu ‘eylem’i yorumlamaya, nedenlerini anlamaya, sonuçlar çıkarmaya çalışıyoruz…

‘Gezi Olayları’nın temel gücü, totaliter bir rejime karşı basit bir hak arama amaçlı değil, ‘sıcak’ bir özgürleşme arayışı olmasındaydı. Kitleler, özellikle politik olaylarda, bireylerin kimliklerini geçici de olsa geride bırakmaları, yığın  içinde adeta erimesiyle ortaya çıkar. Ancak ‘Gezi Olayları’nda bunun tersi oldu; birey olarak, kendi özgün kimlikleriyle katıldı insanlar. “Kitle”den tikele (sıfat) geçme deneyimi -eylemi- yaşandı. Diğer bir açıdan söylersek, bir kitlenin tikelleşmesine (yüklem) tanık oduk ilk defa.

‘Gezi Olayları’:

Bireylerin sezgisel bir patlamayla dışarı fırladığı niteliksel bir sıçramaydı.

Politik bunalımın, politikadan bağımsız, demokratik işleyişsizliklerlere indirgenmesine karşıydı.

Reaksiyoner bir eylem ya da devrimsel bir hareket değildi. Yeni politik alanlar açan, siyasete yeni sorular soran, kendi kendini -yeniden- üreten toplumsal bir eylemdi.

Ütopik bir dürtüsü yoktu; kolektif hayal gücününün tekrar işlemeye başladığı bir uzam yarattı.

Politika sonrasına (post-politics) geçildiği iddia edilen bir dönemde, yaşamı politika ötesine çekme arzusuyla sokakları aldı. Siyasete, “geri dön”çağrısıydı.

İşlevci akıl ve mutluluk arasında kopan, yaratıcı ve özgürleştirici bağı tekrar kurmak için dışarı çıkıştı.

Lider beklemedi; hedefler gösterilmesine, hazır bir düşünce silsilesinin kılavuzluğuna ihtiyaç duymadı; hiyerarşi yaratmadı, homojenlik aramadı. İnsanı siyasetin merkezine taşıma dürtüsüyle harekete geçti.

Bu nedenle, ‘Gezi Olayları’nın ne kitlesi tam olarak tanımlanabildi ne de eylemlerin niteliği. “Ayaklanma”, “kabarma” değil, “olay” olarak tarihe geçti. “Sıcak özgürlük” arayışıyla ortaya çıkardığı enerji, Gezi’nin çekilmesiyle büyük bir boşluk bıraktı geride. Destekleyenler de, karşı çıkanlar da, kendilerini Gezi’ye göre tekrar tanımlamak zorunda kaldılar. İlgisiz kalan çıkmadı.

Bu nedenle kimlikler üzerinden kendilerini tanımlayanlar ve binlerce bedeni tek kafayla temsil edenler anlayamadı; şüpheyle yaklaştı, uzak durdu, karşı çıktı, saldırdı.

***

Gezi’nin oluşturduğu kitle ve eylem karakteri, politik eylemleri ‘sıcak’ ve ‘soğuk’ olarak ikiye ayırmanın zeminini yarattı. İlk belirtilmesi gereken nokta, buradaki tanımlamanın, ‘eylem’in, askeri-silahlı bir düzlemde yer almasıyla, politik ya da diplomatik bir alanda yer alması arasındaki farka işaret etmediğidir. Yani, ‘sıcak’ ve ‘soğuk’, eylemin niteliğine bir atıf, eylemi tanımlayan bir sıfat (form-biçim) değil, eylemin içeriğini tanımlayan sözcüklerdir. Örneğin, bir miting (önceden planlanmış, hedefi, sloganları, katılacak kitlesi, vb. belli) ‘soğuk’ bir eylemdir; aynı şekilde, silahlı bir direnişi içeren bir hendek savaşı da.

‘Sıcak’ eylem:

Kapsayıcıdır, ayrıştırıcı değil; kendi içinde yeni anlamlar ve eylem yöntemleri üretir; kökü ve hedefleri geniştir; katılımcılığın önünü açar, seçici değildir; geçici ve geçirgendir; politikadan olduğu kadar duygulardan da beslenir, psikolojik bir boyutu vardır; birey, kitlenin öznesidir.

‘Soğuk’ eylem:

Hedefleri ve katılımcıların kimlikleri bellidir; (farklı kimliklerden gelenler de katılımla birlikte aynılaşmış bir kitle yaratır.) örgütlüdür, hiyerarşisi vardır; kalıcıdır, geçirgen değildir; duyguların etkisini daha baştan sınırlar, sadece toplumsal karakterinin belirlediği davranışlara yer verir; kodlanmıştır ya da kodlayarak ilerler; planlıdır, her hareketini anlamlandırmak ister; bireyi topluluk belirler.

 

CEVAP VER