İNGİLTERE… Almanya seçim sonucu Türkiye’yi neden endişelendirmeli?

Almanya’da sağcı, göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) Parti’sinin 24 Eylül’de yapılan federal seçimde en büyük üçüncü parti olarak Alman parlamentosu Bundestag’a girmesi, Avrupa’da hiç bir ülkenin popülizme bağışıklık taşımadığını gösterdi.Popülist partilerin yükselişi, her ülkede kaygı uyandırıyor ama özellikle de Almanya’da endişe verici bir durum.

1945 yılında Nazilerin yenilgiye uğratılmasından bu yana ilk defa aşırı sağcı bir partinin Bundestag’a etkili bir siyasi güç olarak girmesinin, sadece Almanya’da değil, diğer ülkelerde de yankıları olacak.

AfD’nin seçimdeki başarısından ötürü sevinç duyanlar, kutlama mesajı gönderenler, aynı şekilde aşırı sağcı, yabancı düşmanı partiler, Fransız Ulusal Cephe ve Birleşik Krallık Bağımsız Partisi (UKIP) ile sınırlı kaldı.

Hristiyan Demokrat CDU ve Hristiyan Sosyal Birlik CSU ittifakının, toplam oyların sadece yüzde 33’üne yakınını alması ardından, Angela Merkel şimdi, yeni bir koalisyon kurmak için zorlu bir arayış içine girdi.

Eski ortağı, seçimden ikinci büyük parti olarak çıkan Sosyal Demokratlar, koalisyona katılmayacaklarını ilan etmiş olmalarına rağmen, Merkel, görüşmeleri Sosyal Demokratlar, Liberaller ve Yeşiller’le yapacağını, AfD’yle ortaklığı düşünmediğini açıkladı. Merkel, AfD’nin gelecek hükümetlerin politikaları üzerinde etkisi olmayacağını da kesin bir dille ifade etti.

Aşırı sağcı, popülist bir hareketin yükselişi, Almanya’yı derinden sarsan bir gelişme ancak AfD’yle ortaklığa olumlu yaklaşan herhangi bir parti yok. Nitekim, seçim sonuçları belli olmaya başlar başlamaz yüzlerce kişi, AfD’yi protesto için Berlin sokaklarına döküldü.

2016 yılında İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı yönünde oy kullanılan Brexit referandumunun önde gelen savunucularından UKIP örneğinde görüldüğü gibi, AfD’nin de, seçim başarısına rağmen, kayda değer bir siyasi varlık gösterebileceği şüpheli. Zaten, seçimden hemen sonra, lider kadrosu birbirine düştü.

AfD ve UKIP gibi partilerin tehlikesi, aldıkları oyların oranı, sistemi sarsmaları ile sınırlı değil.  Asıl tehdit, ideolojilerini,  ana akım siyasetin gündemine sokabilme becerilerinden kaynaklanıyor.

Aynı İngiltere’deki UKIP ve bir grup Muhafazakar Partili siyasetçi gibi, AfD de, kampanya sırasında göçmenler, özellikle de Türkiye’den gelen yabancı toplum hakkında düşmanca söylemlere başvurdu.

Kaldı ki, demokrasi ve fikir özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar yüzünden, Türkiye, zaten, Alman seçim kampanyasında, sadece aşırı sağın değil, iktidar partisi başta olmak üzere bütün Alman siyasetçilerinin gündem maddelerinin başında geliyordu.

Buna rağmen, 24 Eylül seçiminde, Türk asıllı 14 Alman aday, değişik partilerden milletvekili seçildi. Türk asıllı Yeşiller Partisi lideri Cem Özdemir’in, olası bir koalisyonda dışişleri bakanlığını üstlenebileceğinden sözediliyor.

Almanya’da siyaset, Türkiye’de iddia edildiği gibi siyah-beyaz değil ama Türkiye’nin Avrupa’dan sorumlu bakanı Ömer Çelik, Alman merkez partilerinin oy kaybını, Türkiye’ye karşı düşmanca tutumlarının sonucu olarak değerlendirdi.

Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Almanları yaptıkları hatalardan ders almaya çağırdi.

Türkiye’den gelen tepkiler, azarlayıcı, ders verici tonda. Oysa, Almanya’da AfD gibi bir partinin yükselişinden en fazla endişe duyması gereken ülke, Türkiye olmalı.

Üç milyona yakın Türk asıllı göçmen nüfus bir yana bırakılsa bile, ikinci en büyük doğrudan yabancı yatırımcı olarak Almanya,Türkiye için önemli bir ortak.

Sırf bu nedenlerle bile, Pazar günkü Almanya seçimi ardından, mağrur duruş sergileyecek son ülke Türkiye olmalı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − six =