İNGİLTERE… Annemdi!

Köydeki evimizin önünde oyun oynuyorduk annem ‘gel banyo yap seni isteyeceler’ dediğinde. Annem Kürtçe ezgiler eşliğinde gözyaşlarıyla saçlarımı yıkadı. ‘Oy kuzum benim’ diyordu nakaratında ezgisinin, bense oyuna yetişme derdindeyim. Anlamadım annemin ‘kaderime gözyaşlarını kattığını’ derdi.

Anemdi… Adı Yeter… 14 yaşında hiç tanımadığı amcasının oğluna vermişler. Yarım bıraktığı evcilik oyununa kocasının evinde devam etmiş.

Dedem (babamın babası) ebemi kaçırınca iş kan davasına dönmüş. Aşk bu, ölüm o dönemler hiç kalır insanın gözünde. Dedeme, bu dava sürer başka köye göç demişler. O da göç eylemiş akrabaları olan bir köye. Sığınmışlar kendisi gibi yoksul akrabalarının bir tas çorbasına.

Dedemin dört oğlu ve iki kızı olmuş. Amcam Yusuf’un karısını kaçırmış eşkiyalar. Çaresiz bir şey yapamamış. Değirmenci Mırto’nun oğlu, ne gelir ki elinden. Yusuf amcam kaldıramamış, kahrından çatlamış ölmüş derler. Onuruna yenik düşermiş insan o dönemlerde.

Babam yıllar sonra ziyaret ettiği amcasının kızı Naciye’ye talip olur. Zıpkın bir delikanlı. Dayanır köye, kurşun yağmuruna tutar dedemleri (annemin babası). ‘İlla da Naciye’ der de başka söz çıkmaz ağzından.

Naciye nişanlı. Hısımlar belalı bir sülale. Dedem nişandan dönse belli ki kan akacak yoksul köyün meydanında. Çaresiz gel sana Yeter’i verelim derler de zor ikna olur babam.

Bir at sırtında yollarlar annemi bir bilinmezliğe… Üzerine örttükleri örtünün altında yüreğini akıtır gözlerinden.

Geldikleri köyde dedemlerin toprağı yok. Değirmencilik yapar dedem. Yoksulluğuna sığındıkları akrabaları ile aynı evde amcalarım ve babamlar beraber yaşıyor. Üç elti çaresizliklerine sığınıyorlar.

Yazları Çukurova’ya pamuk işçiliğine giderler. Yazın biriktirip, kışlık ihtiyaçlarını karşılayıp dönüyorlar köye. Yolculuk yaya yapılıyor, günlerce sürüyor.

‘Baban kabına sığmazdı, sürekli gezerdi’ diye anlatırdı annem. O zor günlerde çok yalnız kaldığını söyler de, içlenirdi.

Bir gün babam dedelerimin (annemin babası) köyüne gider ve ona bir kaç koyun verirler ki; cocuklar kışın katıksız kalmasın diye. Babam yolda onları satar ve kendisine iyi bir silah satın alır. O kış biz katıksız kalmışız. Annem bu hikayeleri anlatınca, babam biraz da suçluluk duygusu ile çok sinirlenirdi.

Bir yaz Çukurova sonrası herkes dönmüş ama babam dönmemiş. Aylarca haber alamamışlar. Ebemin iki gözü iki çeşme. Annem saklıyor kaygılarını. Dedem babamı aramak için çıkıyor yola. Kış bastırmış. Aylarca ondan da haber alınamıyor. Sonra Ceyhan’ın Kuzukulağı köyünde zatürreye yakalanıp öldüğü haberi geliyor. Kimse gidip mezarını yaptırmıyor. Yıllar sonra araştırdım ama yerini bulamadım.

Babam 1964’te Belçika’ya işçi olarak gelmiş. O sıra annem bana hamile. Babamın bir gece rüyasından ak saçlı bir ihtiyar gelmiş ve ‘senin bir oğlum olacak adını Muhammet koyacaksın’ der. Ben doğunca da adımı Muhammet koyuyorlar. Sonra babam oralarda tutunmaz döner Türkiye’ye.

Babam iki yıl askerlik yapmış, ardından taşımacılık… Evden hep uzak kalmak zorunda kalmış. Annem altı erkek cocukla hayatı yüklenmiş. En büyük abimle aralarında 16 yaş vardı. Abim için ‘benim en büyük kader arkadaşımdır’ derdi. Gece biz yatağa girince ikisi bize bitmek bilmeyen türküler söylerlerdi, acılarını karanlığın gizemine saklayarak.

‘Ben köyleri sevmem, hep yokluk ve yoksulluk verdi bize’ diyecek kadar şehirli bir kadındı annem. En keskin matematik işlemini anında yapardı zihninde ama okuması yoktu. Yıllar sonra onu da biraz öğrettik.

Biz büyüyüp evden ayrılınca hep özlemimizle yaşadı. ‘Sizlere doyamadım oğlum’ derdi. Biz de ona doyamamıştık. Yaşam bize erken büyümeyi dayattı. Biz de yanına sık giderdik. Biz gidince acımazca göğsüne vurur ‘ben size kurban olurum’ derdi. Boynumuzdan koklardı bizi, yüreğine özlemler biriktirir gibi.

Bazen babamla küserlerdi. Özellikle babam suçluysa barışana kadar babam eve her gece eli kolu dolu gelirdi. Üniversite yıllarım, yaz tatili için evdeyim. Sabah baktım durumlar limoni, ben varım diye çaktırmıyorlar. ‘Eto nedir durum’ dedim. ‘Küsüz’ dedi. ‘Aman diren ben buradayken belki ziyafet olur’ dedim. Baktım akşama babam dama mangalı kurdu, ziyafet var. Babam bakınca annemde surat bir karış ‘bunlar yetmez’ havası hakim. Babam arkasını dönünce kikir kikir gülüyor ve etleri gömüyoruz. O gece ziyafeti kabul ettik. ‘Sakın çözülme yarın da mutlaka bir şey gelir’ dedim. Sabah bir uyandım iki şiş ete satılmışız. Annem barışmış babamla. Bizim yeni ziyafet hayali de gitti sessiz…

Annemdi… 14 yaşında yarım bıraktığı oyununa dönememiş ama altı erkek cocuğu büyütmüş; onlardan biri olmaktan onur duyduğum. 21 Ocak 2016 ölürken başındaydım. Alnından öperek uğurladım sonsuzluğa…

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.