İNGİLTERE… Ayrı cehennemlerde

Geçenlerde sevdiğim bir gazeteci arkadaşım yaptığı bir haber için benden de gelecek yıl için beklentilerimi sordu. İş güç yoğunluktan oturup kafamı toparlayıp iki satır yazıp gönderemedim. Belediye başkan adayı ya da güzellik yarışmasında falan olsak işim kolay olurdu ve bu kadar savsaklamazdım; dünya barışı, güzellik falan der yırtardım. Bilim insanı falan olunca ister istemez mahalle baskısı büyük.

Siyasetin geleceğine dair beklentimin ‘demografik karamsarlık’ yönünde olduğunu beni tanıyanlar bilir. Özetle demografik karamsarlığı bugün dünyanın pek çok ülkesindeki siyasi tercihleri ve iktidarları belirleyen, destekleyen nüfusların büyük felaket olmadıkça ilerici, açık görüşlü, hoşgörülü, eğitimli nüfuslar karşısında orantısız büyüyeceği öngörüsüne dayandırıyorum.

Bunu elitist bulanlar olabilir ama benim tarih okumam ve eldeki tarihsel veriler maalesef buna işaret ediyor.

Demografik karamsar tablo öyle şu veya bu ülkeyle sınırlı da değil. İki dünya savaşı öncesi durum bu karamsar tablonun daha ne kadar kararabileceğini anlamamız için önemli. O karanlık dönemi hatırlayanların sayısı hızla azalırken, yeni karanlıkların nitelik ve nicelik olarak farklı olacağını tahmin etmek zor değil.

Dünya genelinde popülizmin hızla güç kazanması bence bu karamsarlığın derinleşerek devam edeceğini de gösteriyor.

Eminim daha naif olanlarımız Trump gitsin, Putin gitsin, Sultan gitsin, Kral gitsin ve benzeri umutlar besliyordur. Yanlış anlaşılmasın bunların hepsi olsa itirazım da olmaz ve hatta illa ki olsun. Ortalık bir temizlensin ferahlasın.

Trump’ın Amerikasında işler yolunda gitmiyor. Mecliste Demokratlara karşı sayısal çoğunluğu kaybeden Trump böylelikle başarısızlığına sorunsuz bir kılıf buldu: Yapacaktım, yaptırmadılar! Ama Trump savaşı bırakmıyor. En son girişimi Hıristiyanlık sömürüsü üzerinden oldu. Artık insanlar mutlu tatiller değil yeniden ‘multu noeller’ demeye başladı diyerek kendisini Hıristiyanların temsilcisi ilan eden Trump’ın bu manevraları tesadüfi değil. Benzer manevraları Türkiye dahil pek çok ülkede bulabilirsiniz.

Bu bir siyasi zihniyetin, kodlar bütününün içinde var. Trump bu kodlarla hareket eden liderlerden sadece bir tanesi. Kendi doğal çerçevesi içinde tutarlı bir sağ popülizm siyaseti izlemekte. Macron veya Merkel gibi liderler ise bir geçiş, hatta çöküş döneminin yolcuları. Güçlenen sağ popülizm onları da şu veya bu şekilde yerinden edecek.

İngiltere’de Corbyn gibi liderlerin biraz popülerlik kazanmış olması yüreklere su serpse de özellikle çalışan ve yardıma muhtaç olan kesimler açısından derinleşen bir ekonomik krizin varlığını düşünürsek orada da işlerin toz pembe gitmediğini söyleyebiliriz.

Brexit meselesi uzadıkça geniş kesimler günden güne yoksullaşmakta. Özellikle gıda sektörünün ithalata bağımlı hali ortalama bir Britanyalı ailenin mutfak masraflarını artırmış durumda. Sterlin’in Avro ve diğer para birimleri karşısındaki değer kaybı devam ediyor. Toplam gıda harcamaları son iki yılda yaklaşık yüzde 10 artmış durumda. Trump gelmiş, Putin gitmiş çok önemli değil. Bunların geleceğine ilişkin fal tutmanın çok anlamlı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak geçenlerde yazdığım gibi bu yoksullaşma eğilimlerinde bir yön değişikliği beklemiyorum.

Brexit tartışmalarında Solcuların yoksullaşma ve işsizlik artışı vurguları karşısında liberallerin ve muhafazakarların işverenler ve şirketlere vurgu yapmaları ideolojik tarafları göstermesi açısından önemli. Ancak şirketler açısından o kadar da büyük bir mesele olmadığı ortada. Halihazırda ücretleri düşürmek açısından Brexit girişimi muazzam bir araç sunmuş durumda. Sonuçta varlıklarınız, nakitleriniz İrlanda ya da Lüksemburg bankalarındaysa ya da başka vergi cennetlerindeyse, onlarla aynı cehennemi yaşamıyoruz demektir.

İyi haftalar ve bol şanslar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.