İNGİLTERE… Bir Pazar yaşanmışlığı

70’li yılların başları. Henüz ilkokula yeni başlamışım. Annemin gizlice döktüğü gözyaşlarına anlam veremiyoruz. Kaç gündür babam eve gelmiyor. İlçemizde köylere Jeep ile toplu taşıma yapan çok az sayıda Jeep’ciden birisi babam. Biliyoruz bazen gider köylerde kalır ama bu sefer biraz uzadı. Babam Kayseri’nin Sarız ilçesine göçmüş ben daha 3 yasındayken. İlçe bizim avşar dediğimiz Türkmen boyları ağırlıklı. Civarda birkaç kürt ve alevi köyü var. Çoğu sürgün gelmiş oralara ve hep dağ köylerine yerleşmişler. Sırtını dağlara dayamışlar cahillikten….korkudan…çaresizlikten. Sarız’da da aynı mahalleye sığınmışız. Akşamları elektrik Jeneretorüyle aydınlatılan ilçede kapının önünde gözyaşları ile babamızdan bir haber bekliyoruz. Gecenin sessizliğini jeneratörün umutsuz sesi teslim almış. Annem besiimizi evde bırakıp bir haber için yollara düşmüş. En büyüğümüz 12 yasında. Komşular göz kulak oluyor bize.

Mehmet Ali abim okulu bırakıp eve döndü Ankara’dan. Bize sahip çıkmak için. Daha 18’sinde. Bir daha da gitmedi okula. Ankara’da iyi eğitim almak için halamın yanına gitmişti. Bütün umutlarını orada birakti geldi çaresizlikten. Bizim oralarda çocuklar erken büyür. Cocuk olamak istemdiklerinden değil; yaşam onlara başka şans vermediğinden büyürler. Abim babamın işine devir aldı. Daha saysan ilçede beş araba yok, biz kapımızda Jeep olan bir eviz. Babanım jeep’iyle köylere yolcu taşıyor ki evin geçimini sağlasın. Bende gittim bir gün beraber. Daha çocuğum. Abimi özlemişim. Daha çok onunla büyüme isteği. Elim kolum durmuyor. Araba hareket halindeyken kapım açıldı kapatamıyorum. Abim eğildi kapatmak için. Kaybetti kontrolünü arabanın ve araba tel örgülere vurdu. Abimin ve benim çığlıklarım arasında araba bir tarlanın içine daldı. İki taker üstünde giden arabada elim yere değiyor. O çocuk yüreğimle güneşi gördüm. Durduk. Abime suçlu bir bakış attım. Rengi beyaza kesmişti. Boynuma sarıldı. Yeniden doğuşu kutladık koklaşarak. Annem üzülmesin diye söylememe kararı aldık.

Günlerdir her yerde babamı arıyoruz. Almıştı jandarmalar onu ama izini sürmek nafile. Devlet kapısında annemin yalvaran gözyaşları. Ses yok. Halamın çocukları izini günler sonra buldular. Ankara’da işkencedeydi. THKO’ya operasyonda almışlar.Suçu Deniz’leri ve arkadaşlarını taşımakmış. Oysa adını sorsalar bilmez babam THKO’yu. Bölge köylerde THKO üyesi öğretmenler gel bize lazımsın demişler o da gitmiş. Besime öğretmen yakalanınca işkencede babanın adını vermiş.

Yerini öğrendik ya biraz duruldu annem. İşin boyutunu da anlamış değil ama bırakırlar diyor. Ne suç işlemiş olabilir ki? Umutla bekledik dönüşünü. Bir ay sonra bıraktılar. Ankara’da eve gelişi sanki yüz yıl sürdü. O bekleme süresi Marquez’in romanlarına konu olur. Arabadan inip eve girmesi Yaşar Kemalı’ın bir karıncanın harekini tarif ettiği sayfalar dolusu romanlarina konu olur. Bir çocuğun düşlerinin kahramanın omuzlarına girmişler, basamıyor yerlere. Bıraksan sürünecek. Usturasını çekip Sarız’ın avşarlarını önüne katan adamın çaresizliği dayanılır gibi değil. Falaka da şişmiş ayakları ile tuz üzerinde yürütmüşler. Patlamış bütün ayak tabanları. Elektrik vermişler günlerce. Anlatmadı uzun süre. Öyle sustu; ayakları iyileşene kadar. Gerisini babamın ağlayarak söylediği kürtçe ağıtlarda öğrendik. Bugün o ağıtları kayda almadığımıza ne çok hayıflanırım. Acılarını anlatırken hep kürtçe konuşurdu. Hem dilinin arkasına gizlenme isteği hem de duygularını kendi dilinde yaşama isteğiydi bu. O gün insanın acılarını ana dilinde yaşadığını öğrendim ve çocuk aklımla devlete kustum ve bir daha da barışamadım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.