İNGİLTERE… Britanya, nasıl yeniden büyük olacak?

Dünyanın dört bir köşesinde yükselişte olan sağcı popülizm, en eski parlamenter demokrasilerden birinde daha siyasi tabloyu değiştirmeye başlıyor.

Yeni başbakan Boris Johnson, Büyük Britanya’nın “altın çağına”  girdiğini ve 2050’ye gelindiğinde Avrupa’nın en müreffeh ülkesi olacağını söylüyor.

Britanya’yı yeniden ‘büyük’ yapmanın formülünü ise kısaltarak, Amerikan İngilizcesinde  ahbaplara seslenirken kullanılan amiyane  kelime ‘dude’ ile açıklıyor. D- Deliver Brexit, yani Avrupa Birliği’nden çıkışı gerçekleştir. U-Unite the country, ülkede birlik sağla. D-Defeat Corbyn, ana muhalefet lideri Corbyn’i seçimde yenilgiye uğrat ve E-Energise Britain, Britanya’yı canlandır.

Bütün bunları yapabilmek için de ülkede aydınlık gelecekten şüphe duyanlara, karamsarlara ve felaket tellallarına meydan okumak gerektiğini savunuyor.

Kendisinden önceki başbakan Theresa May’e sadık gördüklerini ve liderlik yarışında rakibi dışişleri eski bakanı Jeremy Hunt’ı destekleyen bakanları gözünü kırpmadan görevden alarak ve yerlerine Avrupa Birliği’nden çıkışı yani Brexit’i sorgusuz sualsiz destekleyenleri koyarak ekibini tamamlayan Johnson’dan, Amerika Birleşik Devletleri başkanı, ‘İngiltere’nin Trump’ı diye sözetmekte haksız mı?

Aralarında benzerlikle ve paralellikler olsa da, Johnson’ı, aslında Trump’tan çok daha değişik ve çetin bir görev bekliyor. Çünkü, Trump’tan farklı olarak, bir azınlık hükümetine başbakanlık ediyor. Partisi, gelecek hafta Galler’de yapılacak ara seçimi kaybederse, Avam Kamarasındaki çoğunluğu tek bir milletvekiline düşecek.

Brexit’in Muhafazakar Parti içinde yol açtığı bölünmeler de, toplumdaki kutuplaşmalardan daha az derin degil.

Brexit referandumundan beri, İngiltere ekonomisi gözle görülür biçimde yavaşlama eğiliminde. Gelecek yıl krize girmesi olasılığı yüksek görünüyor.

Boris Johnson’ın Avrupa karşıtı sağcılardan oluşturduğu kabinenin yanısıra, kendisine Brexit kampanyasının stratejisini çizen Dominic Cummings’i baş danışman ataması, en geç sonbaharda erken seçime gidileceği tahminlerini güçlendiriyor.

İngiltere siyaseti, şu sıralar tanık olduğumuz aşırı sıcaklar kadar bunaltıcı bir hal aldı. Ama bu hararetin kilometrelerce uzakta Türkiye’de hissedilmesi beklenebilir mi?

Işin garibi, Brexit referandum kampanyasında ‘Türkler geliyor’ diye halkı yanıltıcı sloganlarla ortaya çıkan Boris Johnson’ın başbakanlığı Türkiye’yi sevince boğdu.

Batı karşıtlığı ve komplo teorilerinin son derece yaygın olduğu Türkiye’de İngiltere konusunda olumlu bir tepkiye rastlamak doğrusu hiç fena değil ama ‘Osmanlı torunundan’ medet umanlar, sanırım biraz aceleci davranıyorlar.

‘Sarıoğlangiller’den , kuzen Boris’e hiç güven olmayacağı gibi, dışişleri bakanlığına atadığı Dominic Raab’ın, Brexit kampanyası sırasında Türkiye hakkında söyledikleri de daha fazla güven verici degil.

Gerçi, hakkını da yemeyelim. Tanınmış bir hukukçu olan Raab, savaş suçları ve bireysel özgürlükler konusunda uzman. Magnitsky Yasa’sının İngiltere’de kabul edilmesinde de kilit rol oynayanların başında geliyor ve bu yüzden de en azından insan hakları savunucuları arasında diğer yeni bakanlar kadar tepki görmüyor.

Şimdi merak edilen, Raab’ın Brexit’den fırsat bulup diğer konulara da el atıp atmayacağı ve kendisinden önceki bakan Jeremy Hunt’ın öncülük ettiği Medya Özgürlükleri Kampanyasını sürdürüp sürdürmeyeceği.

İngiltere’de yaşayan Türkiye vatandaşları açısından İçişleri Bakanlığına Priti Patel’in getirilmesi ayrı bir endişe konusu. Patel, göçmenlik ve iltica konularında sert tutumuyla tanınıyor.

Yeni hükümeti oluşturan bakanların sicili ve kişiliklerinin ötesinde, İngitere’nin Avrupa Birliği’nden anlaşmasız çıkışı, Türkiye’ye de zarar verecektir.  Çünkü, İngiltere, Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı ikinci büyük pazar.

Türkiye’nin Gümrük Birliği üyeliği sürdüğü sürece, Avrupa Birliği’nden anlaşmasız ayrılan İngiltere ile ikili bir ticaret anlaşmasına varması şimdilik mümkün görünmüyor.

Anlaşmasız Brexit, zaten ekonomileri çıkmaza girmekte olan diğer Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomilerine de zarar verecek ki, çoğu Türkiye’nin önde gelen ihracat pazarlarını  ve ülkeye gelen sıcak paranın kaynağını oluşturuyor.

Uzun sözün kısası, İngiltere’de olup bitenden endişelenen sadece Birleşik Krallığın karamsarları degil. Moda deyişle, ‘anlamıyor musun, mesele (artık küreselleşmiş) ekonomi be ahbap!

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN:
https://www.firdevstalkturkey.com/tr/

Önceki haberSpiritüel Uyanış
Sonraki haber“Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun”
Firdevs Robinson
30 yıldır gazetecilik yapan Firdevs Robinson, meslek hayatının ilk 25 yılında BBC Dünya Servisinde yapımcı, muhabir ve editör olarak çalıştı. Türkiye, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar ve Avrupa konulu haber ve programlar hazırladı, sundu. BBC’den ayrıldıktan sonra , CNBC-e televizyon kanalının Londra muhabiri olarak İngiltere ekonomisini Türkiye’li izleyiciye aktardı. Open Democracy ve The Foreign Policy sitelerinde yazdı. Halıhazırda bir yandan seyahat eder, bağımsız gazeteci olarak çalışmayı sürdürürken, bu blog yoluyla da en temel ilgi alanı olan Türkiye konusundaki tartışmaya farklı bir yöntemle katılıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.