İNGİLTERE… Brüksel’de NATO ve AB temasları Türkiye’ye nefes aldırdı

PAYLAŞ
deyimiyle ‘Brüksel’deki NATO doruğuna paralel olarak gerçekleşen Avrupa Birliği liderleri görüşmelerinde tüm gözlerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üzerinde olması bekleniyordu’.

Tahmin edildiği gibi önemli bir buluşma oldu ama ilişkilerde yeni bir başlangıcı simgelediğini söyleyeyemeyiz. Türk yetkilileri memnun etmesi muhtemel özelliği, dikkatlerin Türkiye üzerinde yoğunlaşmaması,tamamen başka yöne çevrilmesiydi.

Nedeni, Amerika Birleşik Devletleri başkanının NATO liderleriyle ilk defa bir doruk toplantısında biraraya gelmesi ve birkaç gün önce İngiltere’nin Manchester kentinde meydana gelen intihar saldırısı yüzünden toplantının odağına iki temel konunun yerleşmesiydi: terörle mücadelede NATO’nun aktif rol üstlenmesi ve NATO üyelerinin savunma harcamalarına daha adil katılımı.

Aslında bu iki konu, Türkiye’nin de uzun zamandır savunduğu noktalarla örtüşüyor.
Manchester’daki saldırı, terörizmle mücadelede işbirliği ve eşgüdüm gereksinimini öne çıkardı. Gerçi İngiliz Financial Times  gazetesi aynı gün, Manchester’daki katliamı gerçekleştiren kişinin, dört gün önce Türkiye üzerinden İngiltere’ye döndüğünü yazdı ve Türkiye’nin Avrupa’daki militanlar için bir geçiş noktası olduğunu bir kez daha hatırlattı ama Türk yetkililer, istihbarat paylaşımını yeterince hızlı ve etkili bir şekilde yapmadıkları için İngiliz makamlarını eleştirerek karşılık verdiler.

Nitekim, istihbaratın ne kadar hızlı paylaşıldığı kadar, ne derece sorumlu kullanıldığı da önem kazandı. İngiliz yetkililerin Amerika Birleşik Devletleri ile paylaştığı istihbaratın Amerikan medyasına sızdırılması yüzünden yaşanan kriz, İngiltere başbakanı Theresa May ile Donald Trump arasında ciddi gerginliğe yol açtı. Trump, hemen ertesi gün, dışişleri bakanını özür dilemek üzere Londra’ya gönderdi.

Başkan Trump’ın NATO ortak savunmasının temel ilkelerinden biri olan 5. Maddeyi kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kabule yanaşmaması, NATO’nun yeni karargahının avlusunda yapılan anma törenindeki tartışmalı sözleri ve diğer liderleri itip kakan davranışları yüzünden, dorukta diğer önemli konuları konuşan da zaten pek olmadı.

Sonuçta, Türkiye’nin NATO üyesi olmayan Avusturya ile ittifakın işbirliğine engel olması, Almanya’yla İncirlik konusunda yaşanan anlaşmazlık gibi çetrefilli konular fazla dikkat çekmedi.

Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları ihlalleri yüzünden NATO’nun tavır alması için yapılan çağrılara  da fazla kulak asan olmadı.

Buna rağmen, NATO ve Türkiye arasındaki görüş ayrılıkları ve karşılıklı güvensizlik, gözardı edilemeyecek boyutlara ulaşmış durumda. Ne demek istediğimi anlamak için doruk ardından Türkye’deki hükümet yanlısı gazetelerin yorumlarına  bakmanız yeterli.

Geçen Temmuz ayındaki darbe girişiminden bu yana, çeşitli NATO ülkelerinde görevli, aralarında generallerin de bulunduğu 200 kadar Türk asker, bulundukları ülkelere sığınma başvurusu yaptı. Almanya ve Norveç başta olmak üzere bazı ülkeler sözkonusu subaylara mülteci statüsü tanıdılar. Almanya, Hollanda ve Belçika ile son zamanlarda ilişkilerin kötüleşmesinin temel nedenlerinden biri de bu. Ayrıca, Türkiye’de iktidar yanlısı kesimler arasında paranoyanın artmasında da önemli rol oynuyor.

Beklendiği gibi Brüksel’deki Erdoğan-Merkel görüşmesinde, Alman parlamento heyetine İncirlik’teki askerlerini ziyaret etme izni verilmemesi, gündemin ana konusuydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birliğin iki en üst düzey yetkilisi, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’la yaptığı görüşmeler, ilişkilerin normalleşmesi doğrultusunda yapıcı adımlar olarak nitelendi.

Donald Tusk, Avrupa Birliğinin insan hakları konusunu tartışmaların odağında tuttuğunu söyledi ama belli ki, asıl gündem, ilişkilerin onarılması üzerine odaklıydı.

Kullanılan dil zaman zaman ne kadar hırçınlaşırsa hırçınlaşsın, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri, her iki taraf için de hala, bir kenara itilemeyecek kadar önemli.

Londra’daki bir kaynağımın deyişiyle, Avrupa Birliği, Türkiye açısından, değişim ve reforma önayak olma anlamında hala kayda değer önemde bir kaldıraç işlevine sahip. Türkiye ekonomisi açısından da Avrupa Birliği kritik önem taşımaya devam ediyor.

Değişim yaşayan, çalkalanan sadece Türkiye de değil. Avrupa Birliği de kendi içinde değişiyor, evriliyor.

Her iki taraf da en azından şimdilik, ilişkilerini düşe kalka da olsa canlı tutmaktan yana. En azından Türkiye, yönünü belirleyecek duruma gelinceye, Avrupa Birliği de İngiltere’nin ayrılması süreci tamamlandıktan sonra yeni yol haritasını çizinceye kadar.

____________

Firdevs Robinson
Freelance journalist, commentator
http://www.firdevstalkturkey.com/
Firdevs.robinson@btinternet.com

 

CEVAP VER