İNGİLTERE… Çamur at izi kalsın

Toplum olarak her zaman başvurduğumuz, en yıkıcı karakteristik özelliklerimizdendir bu haftaki yazımın başlığı.

Öne sürülen iddianın doğruluğu değil önemli olan. Bu iddiaya kaç kişinin inandırılabileceğidir.

Sadece siyasi yaşamda değil, yaşamın her alanında bu çirkin, onursuz yönteme başvurulur.

Asılsız iddiaları ortaya atıp gündemi bulandırmaya çalışanlar için hareketlerinin suçladıkları kişiyi ne denli etkileyeceğinin hiç mi hiç önemi yoktur.

Ortaya çıkan durumdan ne kadar nemalanacaklarıdır tek düşündükleri bu tür insanların.

Bu kişilerin attıkları çamurların izi yüzünden çok insanın yaşamı olumsuz yönde etkilenir. İftira yüzünden işini, ailesini kaybeden, şerefi haksız yere kirletilen, yaşamı çok olumsuz etkilenen, sefilliğe sürüklenen, hatta intihar eden suçsuz insanlar varmış, ne umurlarında. 

Yakın tarihimizde, bedbaht adamız Kıbrıs’ta TMTnin ve EOKAnın kol gezdiği, komutanların astığı astık, kestiği kestik dönemde bu yöntemle yaşamından edilen çok kişiler oldu.

“Casus”, “vatan haini” suçlaması ile toplumuna hizmet etmiş nice insanın onuru birilerine ters düştükleri için ayaklar altına alındı. Yaşamlarını kaybedenler oldu. Cesur yazarlar sayesinde tarihimizin siyah lekeleri olan bu olayları öğrenmiş olduk.  

Bir de kimbilir, belki kişisel çıkarları için başkalarının avukatlığını yapmaya kalkan kişiler de var. Bunlar da savundukları kişileri sözde korumak için çamur atan tipler. Onursuzluğun dik alası.

Bu tiplerdir ki toplumun geri kalmışlığını, ilkelliğini körükleyenler. Eleştiriyi saldırı olarak görüp, savundukları kişilere eleştiri yapanları öcü ilan edenler, ve toplumun eleştiri yeteneğinin gelişmesine izin vermeyenler.

Eleştiri edilenler kendilerini akılcı yöntemlerle savunacaklarına kendilerini eleştirenlere saldırgan tavırlar sergilemeleri onların sadece yetersizliklerini gösterir.

Eleştiriye hedef olanlar, veya onları savunan “avukatları” bazan saldırı yaparken “çamur at izi kalsın” yöntemini kullanırlar ki bu çok daha vahim, çirkin bir şeydir.

Bu tavırları aslında kendilerini eleştirenlerin haklılığını kanıtlar.

Geçtiğimiz hafta ben de nasibimi bu çamur atma taktiğinden aldım.

Bir kişinin beni hedef alan açıklamasına cevap verdiğim için sosyal medyada “misogenist” (kadın düşmanı) sıfatına laik görüldüm. Sırf beni hedef alan basın açıklamasını imzalayan kişinin kadın olması nedeniyle. 

Bu asılsız, saçma suçlamaya karşı kendimi savunmaya çalışmayacağım. Bunu yaptığım takdirde o suçlamayı yapan kişinin seviyesine inerim.

Seksizmden etkilenmeyen, zaman zaman seksist eğilimler sergilemeyen hiçbir erkek yoktur. Kimse bana aksini iddia etmeye kalkmasın. Özellikle erkek egemen bir toplum olan toplumumuzda.

Ama “kadın düşmanı?”. Lütfen. İnsaf edin. 

Bir köşe yazarı, eğitimci, toplum aktivisti olarak eleştirinin medeni toplumların olursa olmazı olduğuna inanırım. 

Yaptığım eleştirileri yaparken onların yapıcı olmalarına, öneriler sunarak özen gösteririm. Zaman zaman bana çok yakın olanları da eleştirdiğim olur. Onları özellikle daha ağır eleştiririm. Bu yüzden bana kızan, gücenenler olur.

Bu yüzdendir ki özellikle medyaya soyunan kişilerin her görüşe yer vereceklerine beğenmedikleri görüşlere çıkardıkları magazin, gazete veya dergide, televizyon programlarında yer vermemeleri bana çok ters gelir.

Hele hele meslektaşlarını kendi düşüncelerine ters geldiği için “sen gazetende bu tür yazılara neden yer verirsin?” diye sorgulamalarına ne demeli?

Veya sosyal medyada kendi düşüncelerine ters yorum yaptıkları için kişilere: “olumlu bir şey söylemeyeceksen hiçbir şey söyleme” diyenlere?

Ben bir şey demeyim. Bunun da yorumunu size bırakayım değerli okurlarım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.