İNGİLTERE… CHP ve solun ikilemi ve bugüne sahip çıkmak

24 Haziran Seçimleri sonrası, CHP içinde merkezin temsil ettiği sağla, sol söylemi tercih eden kesimler arasında uzun süredir var olan çatışma daha da derinleşti.  Yönetimde güçlü bir temsili olmayan, ancak, sıradan üye ve oy tabanının tercihi olarak sol, bugün artık, örgütsel manevralarla sesi kısılamayacak kadar CHP’nin dokusuna girmiş görünüyor. Bu eğilim, 24 Haziran seçimleri sonrası Muharrem İnce isminde cismini bulsa da gerçekte, isimlerin ötesinde siyasi bir istem olarak varlığını sürdürüyordu.

Bu bağlamda, ‘Yeni Türkiye’de en geniş anlamıyla sol muhalefetin örgütlenmesi sorununda, CHP’de yakın gelecekte ortaya çıkacak gelişmeler hayati önem taşıyor. CHP, ya en azından sosyal demokrat bir çizgiye doğru ilerleme kaydedecek ve neoliberalizmin kendini yeniden üretebileceği koşulları ortadan kaldıracak ya da içindeki sol, sağ yönetim içinde sönümlenmeyi redderek ayrı bir örgütlenmeye gidecek.

Türkiye’de solun bu ikilemine daha geniş bir açıdan baktığımızda, dünyada yükselen popülist sağa karşı solun yeni arayışlarıyla parallelikler ve benzerlikler taşıdığını görebiliyoruz.

Küreselleşme kavramının karşıladığı anlamlardan biri de, Sosyalist Sistem’in yıkılmasıyla birlikte iki kutuplu dünyanın sona ermesiydi. Kapitalizmin bir türlü içinden çıkamadığı ekonomik kriz, siyasal (temsili demokrasinin) krizi de peşinden getirmiş ve dünyada genellikle ‘popülist sağ’ denen, faşizan hükümetlerin yükselişi başlamıştı. Siyasal İslamın artan tehditleri, terörizm, göçler, vb. sorunlardan da beslenen sağ, giderek ulusal sınırlar içine hapsetmeye çalıştığı, milliyetçi söylemler üzerinden çözüm üretme eğilimlerini yaygınlaştırdı. Solun siyasi arenadan neredeyse silinmiş olması da bu eğilimi besleyen bir faktör olmuş, kitlelerin giderek alternatifsizlik girdabında sağa, onların kurduğu, “gerçek-sonrası” dünyanın peşine takılmalarına neden olmuştu. Ortaya çıkan tabloda, solun, artık eski söylem ve programlarıyla çözüm üretmesinin sonuna gelindiği, yeni kaynaklar bulması gerektiği açıklık kazandı. İngiltere’de, Corbyn’in İşçi Partisi’nin başına gelmesiyle solda değişen politik spektrum, yeterli olmasa da buna iyi bir örnektir.

Diğer yandan, Türkiye’de CHP yönetiminin benzer bir değişime karşı inatla direndiğini görüyoruz. AKP hükümetleri döneminde kaybettiği tüm seçimlere rağmen CHP’nin sağ yönetimi, aynı politik çizgisini ısrarla 24 Haziran sonrasına da taşıdı. “Artık karşı mahallenin dilinden konuşacağız.” söylemi, her şeyden önce, “aynı mahalleden değiliz” önermesini içeren, dahası, siyasi içeriği boşaltılmış, kültürel özellikler temelinde farkların altı çizilen yaklaşım, AKP’nin son yıllarda kamplaşma, kutuplaşma üzerinden yeniden ürettiği kimlik siyasetini kabul etmekti. Oysa, bugün solun en acil görevi, yükselen faşizan sağı durdurmaktır.

Bu yönde atılabilecek ilk adım, demokrasiyi, emekçi kimlikleri, refah ve özgürlük taleplerini öne çıkaran, gerçekte aynı mahallenin, emek mahallesinin insanları olduğumuzu hatırlatan bir söylem olacaktır. Bu minvalde kurulmuş yeni sol, bugünü yakalayabilir. Popülist sağın politik karakterini iyi anlayan, toplumun çıkarlarıyla büyük oranda ters düşmelerine rağmen neden ve nasıl destek bulabildiklerini analiz eden ve bu zeminde öne çıkan görevi açık ve kesin bir şekilde görebilen sol hareketler bugünün sorunlarına yanıt bulabilir ve kitlelerin güvenini kazabilir.

Ayrıca bu, sosyalizm hedefinden vazgeçmek değil, tersine, onun önünü açmaktır. Önümüzde, en basit özgürlüklere bile tahammül edemeyen bir iktidar ve onun arkasında yığınsal bir destek olduğu gerçeğini görebiliyorsak, halkın önüne sosyalizm hedefiyle çıkmanın ussal ve mantıksal bir gerekçesi olamayacağını da kabul etmek gerekir. Barbarlık ve insanca yaşam arasında bir seçime zorlandığımız günlerde, sol partilerin programsal temelde bu görüşlere karşı çıkmalarının artık hiçbir bahane ve gerekçesi yoktur. Kaldı ki, programlar, gelecekle ilgili nasıl bir toplum tahayyül ediyoruz sorusuna yanıtlar veren kutsal metinler değil, öngörülen topluma varılacak yolda çıkacak engelleri ortadan kaldırabilecek pratik çözümleri de içerir, ki bu, programların, koşullara göre değişebilen, değişmesi gereken strateji ve taktikleri içeren metinler olduğuna işaret eder. Sol, yakın (demokrasi) ve uzak hedefleri (sosyalizm) içeren iki bölümlü programlarla bu sorunu kolayca aşabilir.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − fourteen =