İNGİLTERE… ÇİN’İN UYGUR POLİTİKASINA CILIZ TEPKİ VE MÜSLÜMAN DÜNYANIN UTANÇ VERİCİ SESSİZLİĞİ

Hong Kong’a askeri bir müdahale olasılığı her geçen gün artar ve dünyanın gözleri, Çin Halk Cumhuriyetinin baskıcı rejimine odaklanırken, Şincan bölgesinde Uygurlara yönelik olarak sürdürülen insanlık dışı uygulamaların da daha fazla mercek altına alınması gerekiyor.

Ülkenin kuzey batısında, yaklaşık bir milyon Uygur, son iki yıldır toplama kamplarını andıran tesislerde tutuluyor. Ağır baskı ve insan hakları ihlalleriyle dini ve kültürel inançlarından vazgeçmeye zorlanıyor.

Uydu görüntüleri ve gazetecilerin araştırmaları, Şincan’da yapılanın sistemli bir devlet zulmü olduğunu doğruluyor. Çin yetkilileri ise, Uygurların mesleki öğretim verilen kamplarda aşırı İslamcı eğilimlere karşı yeniden ‘eğitildiklerini’ ileri sürüyorlar.

Bölgeden ulaşan son haberlerde, Uygur nüfusa karşı sürdürülen kampanyanın giderek daha kapsamlı ve yıkıcı bir hal aldığı görülüyor.

Müslüman ailelerin çocuklarının anne babalarından uzaklaştırıldığı, kamplarda tutulan kadınların ise kimyasal yöntemlerle kısırlaştırıldığı iddiaları dile getiriliyor.

Şu ana kadar sadece, aralarında İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu 18 Avrupa ülkesi ve Yeni Zelanda, Japonya, Kanada ve Avusturalya, Şincan’da yaşanan baskı ve hak ihlallerini açıkça kınadı.

Temmuz ayında bu 22 ülke, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserine hitaben ortak bir mektup yayınlayarak yaygın insan hakları ihlallerine son verilmesi ve Çin’in uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısı yaptılar.

Türkiye, bu mektubu imzalamadı.

Geçen yıl Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinden çekilen Amerika Birleşik Devletleri de imzalamayı reddetti.

22 ülkenin mektubundan hemen sonra, bu defa da 37 imzalı bir başka mektup çıktı ortaya. ‘Çin’in insan hakları alanında inanılmaz başarılarını’ öven, özellikle de ‘kalkınma yoluyla insan haklarının korunup kollanmasına katkıda bulunmasını’ takdir eden ülkeler, hangileriydi dersiniz?

Eminim, şaşırmayacaksınız.

Mektubu imzalayanların yaklaşık yarısı, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi, diğerleri de Rusya, Kuzey Kore, Küba ve Venezuela gibi insan hakları karnesi en kırık olan ülkelerdi.

Türkiye, her iki mektubu da imzalamayarak çekimser kalmış görünse de, kaöınılmaz olarak Uygurlar konusunda bugüne dek izlediği politikalardan vazgeçtiği yorumlarına hedef oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Temmuz ayında Çin Halk Cumhuriyetine yaptığı ziyaret ardından, Çin resmi haber ajansı, “Türkiye’nin Tek Çin siyasetini kuvvetle desteklediğini, Şincan’da yaşayan bütün etnik grupların Çin’in kalkınma ve refahından yararlanarak mutluluk içinde yaşadığına inandığını” duyurdu.

İngiliz The Times gazetesi, haberinde, “eğer teyit edilirse, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri, Türkiye hükümeti açısından keskin bir politika dönüşüne işaret ediyor. Çünkü geçmişte, Şincan’da yaşayan Müslümanlara yönelik uygulamaları ‘insanlık açısından yüzkızartıcı’ diye tanımlıyorlardı” yorumunu yaptı.

Bloomberg ise, Çin Merkez Bankasının Haziran ayında Türkiye’ye transfer ettiği 1 milyar dolar tutarında fonun, kritik bir yerel seçim döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen en büyük destek paketi olduğunu bildirdi.

Normalde milliyetçi ve ümmetçi siyasetçiler, Uygur meselesini görmezden gelmeyi tercih ettiler. Çin’i kınayan mektuba imza atılmamasını ve siyasi duruş sergilenmemesini şaşkınlık ve üzüntüyle karşılayan Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, iktidarın Uygurlara bakışını ‘istikrarsız, ilkesiz ve iç politakaya endeksli’ diyerek eleştirdi.

Uygurların Türkiye ile kültürel, tarihi ve dini bağları her zaman güçlü olmuştur. Yıllar içinde pek çok Uygur, Türkiye’de yüksek öğrenim gördü, iş buldu, yerleşti.

Son yıllarda El Kaide ve IŞİD’e katılan ve Suriye’de savaşmaya giden yabancılar arasında kayda değer sayıda Uygur da var. Bunların çoğu Türkiye üzerinden, Suriye’ye geçip sınıra yakın İdlib’de faaliyet gösterdiler.

Daha önceki yıllarda da Afghanistan ve Pakistan’ın Afgan sınırındaki bölgelerinde Uygur asıllı Çin vatandaşlarının cihatçı gruplara katıldığı biliniyordu.

Suriye’de savaşan Uygurların sayısı konusunda kesin bilgi yok. Kimi tahminlere göre, yüzlerle ifade edilebilir, kimileri de binleri bulduğu yolunda.

Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan gibi Orta Asya vatandaşı cihatçılarla birlikte, Uygurların yarattığı güvenlik tehdidi, aslında Çin’den çok Türkiye’yi kaygılandırmalı.

Her halukarda Şincan’daki sivil halka yönelik zulmün, terörle mücadele de dahil hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Zaten, Şincan’da olup bitene sessiz kalınması da küresel güvenlik endişelerinden dolayı degil.

Türkiye örneğinde olduğu gibi, Çin’in ciddi bir tepkiyle karşılaşmadan istediği gibi at oynatması, giderek artan ekonomik ve siyasi gücü sayesinde.

__________________

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
https://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.