İNGİLTERE… Cumhuriyet ve demokrasi

İNGİLTERE… Cumhuriyet ve demokrasi

0
PAYLAŞ
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, ulusal günlerde görkemli kutlamalardan hoşlanmıyor. Ulusal bayramların yerine, Osmanlı tarihinden önemli günleri ya da dini bayramları öne çıkarmayı yeğliyor.

Buna karşılık, laik yaşam tarzının her geçen gün biraz daha ellerinden kayıp gittiğini düşünen kesim, cumhuriyet geleneklerine, ulusal sembollere daha büyük bir şevkle sarılıyor.

Muhalefet cephesinde hemen herkes, yakın tarihin İslamcı siyasetin oyuncağı olmasına itiraz etse de, cumhuriyetin hangi kazanımlarına öncelikle sahip çıkmak gerektiği konusunda aralarında tam bir fikir birliği sağlayabilmiş değil.

Her yıl bugünlerde yeniden alevlenen tartışmalara bakıldığında, en büyük belirsizliğin cumhuriyet ve demokrasi kavramları üzerinde olduğunu görüyoruz.

Bazıları, demokrasi ve cumhuriyeti birbiriyle değiştirilebilir kavramlar olarak algılıyor. Demokrasinin yalnızca cumhuriyetle yönetilen ülkelerde mümkün olabileceğine inanıyor. Siyasi hak ve özgürlüklerin çiğnenmesini, cumhuriyete yönelik saldırı olarak görüyor.

Diğerleri, cumhuriyetin korunup kollanmasını ilk ve tek öncelikleri olarak ilan ediyor. Türkiye Cumhuriyetini, içten ve dıştan saldırıların hedefi olarak görüyor. Devlete ve egemenliğe tehdit hissettiklerinde de, demokrasi lüzumsuz bir ayak bağı oluyor.

İleriyi gören, istisnai reformcu lider Mustafa Kemal Atatürk’ün  1923 yılında kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, bugün anladığımız anlamda demokratik bir rejim değildi.

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP ise, demokrasiyi, tercih edilen faydalı bir araç olarak görüyor.  Hükümetlerin hala seçimle işbaşına geldiği Türkiye, bugün, otoriter demokrasi ile yönetiliyor.

Sıradan vatandaş açısından cumhuriyet bu kadar karmaşıkken, demokrasi daha da çetrefilli bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu, şu sıralar AKP hükümetini demokrasiyi araç olarak kullanmakla suçluyor ve erken seçim çağrısı yapıyor.

Ne var ki, Kılıçdaroğlu’nun işi zor. Seçmenine  hitap etmeden önce, kendi partisini demokrasinin temel ilkeleri konusunda ikna etmesi gerekiyor.

Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimle işbaşına gelmiş belediye başkanlarını emirle istifa ettirmesini eleştirdi.

“Bu sadece AK Partili belediye başkanları için değil bütün belediye başkanları için geçerli bir kural. Varsa bir yolsuzluğu, usulsüzlüğü, bir yasa dışı işi varsa İçişleri Bakanlığı gereğini yapıyor. Onun dışında insanları zorla istifaya zorlamayı doğru bulmuyorum, demokratik de bulmuyorum, ahlaki de bulmuyorum” dedi.

Bu ilkeli çıkışa en yüksek sesle itiraz edenler, bizzat CHP yandaşları oldu.

İçişleri eski bakanı, sağ politikacı Meral Akşener ise, geçen hafta kurulan İyi Parti’nin umut yaratan lideri. Partisi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü koruma vaadinde bulunuyor.

Gelgelelim, Akşener’in parti tabanı, ‘herkes için eşit haklar’a gelince, CHP’den çok daha problemli. Yeni partinin programında Kürt sorunundan söz dahi etmemesi, HDP’yi yok sayması zaten yeterince ipucu veriyor.

Türkiye, cumhuriyet olmasına cumhuriyet ama vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin iktidar partisi tarafından yok sayıldığı türden bir cumhuriyet.

Daha da önemlisi, hükümeti de muhalefeti de, demokrasinin temel ilkeleri sözkonusu olduğunda fazlasıyla benzeşen bir siyaset kültürüne sahip.

BİR CEVAP BIRAK