İNGİLTERE… D DAY’de bize söylenmeyenler

İngiltere ulusal medyasında, 6 Haziran 1944’te başlatılan Normandiya Çıkarması’nın anıldığı “D-Day” üzerine pek çok yorum yapıldı. Kimileri “D” harfinin “deliverance”(kurtuluş) anlamına geldiğini, kimileri de General Charles de Gaulle’ün “this” kelimesini “this day” yerine “d-day” diye teleffuz etmesinden kaynaklandığını iddia etti. Google’a göre; D-Day askeri bir terim. “M”, “minute” (dakika); “D”, “day” (gün) anlamında… Bu terminolojiye göre, “6 Haziran 1944-D1”, müttefik kuvvetlerinin Avrupa’ya hücum ettikleri ilk günü simgeliyor.

Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Birleşik Krallık, Fransa ve ABD, “Faşist Hitler’e darbenin günü, Avrupa’nın özgürlüge adımını” kutluyor. Kutlama kapsamındaki açıklama ve yayınlanan belgeselleri hatta Hollowod yapımı filmleri dikkatlice izleyin lütfen. D DAY’de bize söylenmeyen ya da bilinçli unuttukları çok şey var…

Mesela Avrupa’daki onbinlerce direnişçi “resistance” ve “partizan”ın faşizme karşı savaştıklarını söylemeyi unuttular… Direnişçiler de Hitler’in toplama kamplarında
Yahudi ve çingenelerle birlikte canlı canlı fırınlara atıldılar. Alman komünistler; ezilen, işgal edilen toprakların halklarıyla birlikte kendi ülkelerinin faşist diktatörüne karşı savaştılar. Onlar faşizmin insan özüne yönelik vahşetinin bilincindeydiler ve onların savaşımında gerçek özgürlük öyküleri vardı. Bunları hatırlayamadılar…

Aslında Hitler Faşizmi’ne karşı değil de egemenlik alanlarını korumak ve dünyanın yeniden bölüşümü için savaştıklarını söylemeyi unuttular. Savaş sonrasında, mazlum ülkelerde Hitler Faşizmi’ni aratmayacak diktatörlükler yarattıklarını söylemediler. Vahşi faşist Pinochet’in Şili’sine, daha düne kadar siyah ve beyazların ayrı merdivenlerden indiği ırkçı beyaz azınlığın Güney Afrika’sına destek olduklarını unutuverdiler…

Savaş sonrasında Nazi çizgisini sürdüren, Birleşik Krallık’taki BNP, Fransa’daki faşist Le Pen’in partisi National Front, Almanya’daki dazlaklar, İtalya’daki faşist MSİ’yi de diğer (!) demokratik partiler gibi destekleyip kitle tabanı edinmesine izin verdiklerini söylemeyi unuttular. Savaş sonrasında da Hitler Almanyası’nda olduğu gibi ırkçı, cinsel ayrımcı ve sendika karşıtı yasalarla halkın özgürlüğünü kısıtladıklarını anımsayamadılar…

20’nci yüzyılın ikinci yarısında Faşist Hitlervari yöntemle ülkeleri işgal etmek yerine IMF, Dünya Bankası ve “ticaret hadleri” aracılığıyla mazlum ülkeleri sömürdüler. Afrika’nın harita üzerinde kopya kalemle çizdikleri sınırları içinde bitip, tükenmeyen kabile savaşları yarattılar. Yüzbinlerce Afrikalının birbirini katletmesine neden oldular. Dillerini, dinlerini, kültürlerini unutturdukları sömürge halklarını, diğer sömürgelerin özgürlük savaşlarına karşı güç olarak kullandılar. Avrupa’ya “özgürlük” adımını anımsarken bütün bunlardan da söz edeceklerdi belki ama sırası gelmedi her nedense.

Savaşın galibi gelişmiş kapitalist ülkeler, Hitler gibi çocukları öldürmediler, anne ve babalarını canlı canlı gaz fırınlarına göndermediler belki ama iliklerine kadar sömürdüler. WHO’nun raporundaki yoksulluğun nedeni oldular. Bu rakamları eklemeyi unuttular.

II. Dünya Savaşı boyunca bütün askerlere moral veren “Lily Marleen”i, Nazilerin kurşuna dizdiği, Bulgaristan partizanlarından şair Anton Vaptsarov, gazeteci Anton Popov’u, Türkiye’ye doğru ilerleyen faşistlere Yunanistan’ı mezar eden Kapetanios’ların önderi Aris Volouchiotis, Demokratik Ordu Komutanı Markos Vafiadis, ELAS’ın siyasi lideri yiğit Andreas Tzimas’ı unuttular. Sırp, Hırvat ve Boşnak partizanlarını bir dünya için birleştiren Tito’yu hatırlamadılar.

Alman işgalindeki Paris’te her hafta yüzbin gazete basarak halkı direnişe çağıran ve 1941’de Nazilerce giyotinle idam edilen Fransız direnişçi Jean Cateles’i, 1942’de Georges Politzer ve Jacques Decour’la birlikte kurşuna dizilmeden bir saat öncesine kadar hücresinde yoldaşlarına “atom”u anlatan profesör Salomon’u unuttular.

Onlar Nazizm’e karşı paylaşım savaşında değillerdi. Faşizm bir insanlık suçu olduğu için, herkesin gereksinimine göre tüketeceği bir gün için canları pahasına savaştılar. Toprağa düşen yüz binlerce sosyalisti nedense hatırlayamadılar. Onlar unutsalar da tarih bu sessiz kahramanları unutmayacak. Ben de unutmadım. Hatırlatayım dedim dostlar…

Önceki haberDAY MER Londra Meydan Sahnesi 30’uncu yılını kutladı
Sonraki haberDışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan ABD’ye S-400, Fransa’ya YPG sitemi
Faruk Eskioğlu
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.