İNGİLTERE.. Despotizme nasıl karşı konulur? Snyder ve tarihten alınan 20 ders

İNGİLTERE.. Despotizme nasıl karşı konulur? Snyder ve tarihten alınan 20 ders

0
PAYLAŞ
Son kitabı ‘On Tyranny- Twenty Lessons from the Twentieth Century’ (Despotizm Üzerine- 20.Yüzyıldan 20 Tarih Dersi) bu yıl başlarında yayınlanıp, büyük yankı uyandırdığında, dikkat çektiği ülkeler arasında, sınırlı da olsa Türkiye’nin de olduğunu gördüğümde sevinmiştim.

Hatta, kitap haline gelmeden önce, geçen yıl Kasım’da, Medyascope, Profesör Snyder’in aynı konulu makalesini çevirip, Türk okuyucusuna duyurmuştu.

Dolayısıyla, şimdi yazacaklarım ‘son dakika’ bilgisi değil.

Aylar önceden kitabı okumayı, Snyder’ın Avrupa tarihi ile Trump Amerika’sı arasında nasıl bir paralellik kurduğunu görmeyi planlamıştım.

Ama bu hafta Snyerd’ın,  Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House ‘da verdiği ‘Modern Otoriterlik’ konulu konferansını dinleyinceye kadar, kitabında Amerika Birleşik Devletleri’ne dair dile getirdiği gözlemlerle Türkiye arasında bir bağlantı kurmamıştım.

Profesör Snyder’ın 126 sayfalık mini kitabı, “tarih tekerrürden ibaret değildir ama geleceğe ışık tutar, yol gösterir” diyerek başlıyor. Benzer konuları işleyen kitaplardan farklı olarak, otoriter rejimlerin nasıl ve neden yükseldiğini açıklamakla kalmıyor; onlarla nasıl mücadele edilebileceğini de anlatıyor.

Tarihten herkesin alabileceği bir ders olduğunu vurgulamakla birlikte, Profesör Snyder’ın günümüz Amerika’sı  için vardığı sonuçları, diğer ülkelere de uygulamaktan kaçındığını görüyoruz. Chatham House’da dinleyiciler arasında bir bireyin, Türkiye ile bir kıyaslama yapması önerisine, ihtiyatlı ve ölçülü bir yanıt verdiğini de belirtmem gerek.

Buna rağmen, söyledikleri ve yazdıkları, bana, 1930’ların Avrupa’sının Trump Amerika’sı için geçerli olan tarih derslerine ek olarak, despotizme dönüşümünü tamamlama yolunda hızlı adımlar atan Türkiye için de kayda değer gözlemler içerdiğini düşündürüyor.

Snyder’ın ilk ders başlığı “Hemen, gönüllü olarak baskıya boyun eğmeyin”.

Çünkü, “Otoriter liderlere güç, çoğu zaman, adeta tepsi üzerinde hazır sunuluyor”.

‘Sorgulamadan boyun eğme’, yeni koşullara içgüdüsel olarak, hemen uyum sağlamaya yatkın kitlelerin ortak özelliği.

Bir diğer tarih dersi, ‘Kurumların korunması gerektiği”.

“Kurumların, doğrudan saldırılar karşısında bile ayakta kalmayı başarabileceklerini varsayıyoruz. Aynı yanlışa, Hitler ve Nazi yönetimi iktidara geldiğinde Almanya’daki Yahudiler de düşmüşlerdi” diyor yazarımız.

Hukukun üstünlüğü ilkesi, ilk çiğnenen oluyor. Oysa hukuk devletini kurmak zor, yıkmak ise çok kolay. Baştan itibaren koruma altına alınmadıkları takdirde, kurumlar birbiri ardına domino taşları gibi düşebiliyorlar.

Tek parti rejimi tehlikesini gözardı etmeyin,” diye uyarıyor Snyder. ‘Çok partili çoğulcu sistemi ve demokratik, serbest seçim sistemininin kurallarını çiğnetmeyin”.

Dünyamızın görünür yüzünün nasıl olduğu önemli. Bu konuda sorumluluk üstlenin” derken kastettiği, bugünün sembollerinin yarının gerçeği haline geleceği.

“Gamalı haçlara, nefret söylemine dikkat edin. Duymazdan görmezden gelmeyin. Alışmayın”.

Mesleki etik kuralların çiğnenmesini önemseyin” “Siyasi liderler kötü örnek olduklarında, profesyonel standartlar, etik kurallar, adaletin tesisi için her zamankinden daha da önemli olur.” “Hele, durumun olağanüstü olduğu tekrar tekrar hatırlatıldığında, ilkesel davranış bizim tek yol göstericimizdir”.

“Geçmişte sisteme muhalif olmakla övünenler üniforma giyip silah kuşanmaya başlarsa, bu felaketin habercisidir. Hele bir de liderlerinin fotoğraflarını ellerine alıp,  meşalelerle sokaklara dökülürlerse. Milislere çok dikkat edin”.

Profesör Snyder’dan meşru silahlı güçlere de bir uyarı var.

“Kamu hizmeti çerçevesinde silah taşıyorsanız, Tanrı sizi her türlü tehlikeden  korusun. Ama unutmayın ki, geçmişte askere de polise de ‘düzenli olmayan’ eylemlere girişmeleri emri verildiğine tanık olundu. Gerektiğinde emri sorgulamayı ve hayır demeyi bilin”.

Snyder, güvenlik ile özgürlükler arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığımızı söylüyor. ‘Terörizm’, ‘aşırılık’ gibi terimleri gelişigüzel kullanmamak gerektiğini vurguluyor. Otoriter liderlerin, gerçek ya da yapay krizler çıkarmayı çok iyi başardıklarını, bundan yarar sağladıklarını hatırlatıyor.

Herkesin diline doladığı sözleri, deyimleri kullanmayın, ‘gerçeğe inanın’ diyor.

Profesör Snyder’a göre, günümüzün otoriter liderleri, kasıtlı olarak belirsizlik ve kafa karışıklığı yaratmayı seviyor. Hatta daha da sert bir ifadeyle, ‘gerçek-ötesi denilen, aslında faşizmin öncüsüdür’ diyor.

Bizi “her şeyi sorgulamaya”, olayları ince eleyip sık dokumaya ve araştırmacı, gazetecileri desteklemeye teşvik ediyor. Unutmayalım ki, her otoriter rejim, ilk olarak gazetecilerinin başını ezmeye çalışıyor.

Dostluklarımıza sahip çıkmamızı, insanlarla göz göze gelmekten kaçınmamamızı ve yeni arkadaşlar edinmemizi tavsiye ediyor. “1920’li, 30’lu, 40’lı yılların Almanya’sında, Stalin’in Sovyetler Birliği’nde, baskı altında yaşayan insanlar, komşularının kendilerine nasıl davrandığını hiç unutmadılar. Arkadaşlar, meslektaşlar, tanıdıklar, birbirlerini  tanımazdan geldiğinde, sokakta görünce yol değiştirdiğinde, korku daha da derinleşti” diyerek anımsatıyor o dönemi.

Özel hayatın mahremiyetini korumak önemli. ‘Sosyal medyada özel bilgilerinizi paylaşmaktan kaçının. İnternet üzerinden gelebilecek virus ve kötü niyetli saldırılara karşı önlem alın’ uyarısı yapıyor.

Bir diğer tarih dersi, ‘”Siyasi olsun ya da olmasın, kendi hayat felsefenizi yansıtan sivil toplum kuruluşlarına katılın. Faal ve yardımsever olun’ şeklinde.

Snyder, Amerika Birleşik Devletleri’nde halihazırda yaşanan güçlükleri, dünya çapında yaygın bir eğilimin yansıması olarak görüyor. Bir ülkenin bu sorunlarla tek başına başedemeyeceğine inanıyor. “Diğer ülkelerde yaşayanların deneyimlerinden yararlanın, onlarla bağınızı koparmayın. Dostluk ve iletişim kanallarını açık tutun” tavsiyesinde bulunuyor.

“On Tyranny” kısa ve öz bir kitap ama despotizmle boğuşan her ülke için geçerli, anlamlı, sağduyulu görüşler içeriyor.

Geçmişin deneyimlerinden ders çıkarmak, geleceğin teminatı için ne kadar gerekliyse, diğer ülkelerde yaşananları örnek alıp, kendi ülkemizde aynı yanlışlara düşmemeye çalışmak da bir o kadar önemli.

BİR CEVAP BIRAK