İNGİLTERE… Direnç çiçeğim

Hazırlamakta olduğumuz konserlerin çalışmalarına destek olmak için Viyana’da bulunuyordum. Oradaki arkadaşlar, sınırlı sayıda insanla hemen hemen hazırlıkları tamamlamışlardı. Ben de onlara destek olmak, hem de çalışmalara göz atmak için bir kaç günlüğüne Viyana’ya gitmiştim. Eşim ilk çocuğumuza hamile. O sıralar cep telefonu hak getire. Akşamüstü Londra’dan hastaneden aradılar; ‘çabuk gelebilir misiniz’ bebeği erken almamız gerekiyor’ dediler. Oysa eşim henüz yedi aylık hamile, daha 2 ayı var, niye bu acele anlamadım. Çaresi yok hemen dönmek lazım.

Sabah ilk uçakla Londra’ya döndüm, meraktayım. Mart 1998. Telaşla doğrudan hastaneye gittim. Zaten fazla bekletmediler. Yapılan incelemelerde çocuğun kalp atış ritminde dengesizlikler olduğu bu nedenle de erken almaları gerektiğini söylediler. Klasik hastahane işleri. Riskleri ve süreci anlatıyorlar. Eşimle birbirimizin gözüne bakıyoruz. Tıp bilimi karşısında boynumuz kıldan ince. Daha önce hiçbir belirti almamıştık. Hatta eşim Londra konser hazırlıkları için son ana kadar var gücüyle çalışıyordu. Bize tam bir sürpriz olmuştu.

Daha ilk bebeğimiz aslında, ikimiz de hiç hazır değiliz. Ne biz kendimizi hazırlayabildik, ne de dünyayı… Beklenmedik bir anda çıkageldi hayatımıza hiç hesapsız.

27 Mart’ta doğdu kızımız. Doğduğunda 1 kg 600 gramdı… Küçücük… doktorlar hemen küveze almamız gerekiyor dediler. Umutla başında bekliyoruz. Kaygılıyız… dostlarımız moral veriyor toparlar diye…

Adını Açelya koyduk. Açelya Hiroşima’ya atom bombası atıldıktan sonra o bitki örtüsünde yeşeren ilk çiçektir. Bu nedenle dirençli bir çiçektir. Kızımız hayatında hep dirençli olsun diye bu adı koyduk.

‘Ciğerlere kan pompalayan damar tıkalı olduğu için acil ameliyat yapmamız gerekiyor’ dedi doktorlar. Daha küçücük, ne diyeceğimizi bilemedik. Bunun için de apar topar uzman hastaneye transfer ettiler, iyi ki de ettiler. Tam 22 senedir aynı hastane bünyesinde kalbini dinlemekteyiz yavrucuğumuzun.

Tam 3 ay kaldı hastahanede, biz de yanı başında. Annesi yeni bitirmiş üniversiteyi. 5 yıl bir gün bile başından ayrılmadı. 6 yaşında büyük bir kalp ameliyatı oldu. Tam 22 gün yoğun bakımda kaldı. Hiç sızlanmadı. Doğum gününde yoğun bakımdan yeni çıkmıştı. Hemşireler odasını süsleyip pasta getirdiler. Yavrumun üfleyecek hali yok. Yüreğimizin sızısıyla kutladık onun dirençli doğum gününü.

Belirsizlikler denizinde yüzerken kafamızda hep acabalar; uyanacak mı? Sağlıklı olacak mı soruları…günlerce dikmişiz gözlerimizi bir küçük hareketini yorumlamaya çalışıyoruz. Engels insanın evriminde baş parmağın kavrama yeteneği kazanmasının çok önemli bir rolü olduğunu söyler. İnsanın başparmağının kavrama yeteneği kazanmasının ardından daha çok şey tuttuğunu, alet yapma yeteneği kazandığını, bu yolla beyninin geliştiğini söyler. Bir gün kızımın elini tutuyorum ve eliyle başparmağımı hafif kavramaya çalıştığını fark ettim. Böyle bir sevinç yok. O gün kızımın iyileşeceğine daha çok inandım.

Adının hakkını veren Açelya’m sonrasında bir bel ameliyatını da başarıyla atlattı.

Bunca yaşamsal zorluklara rağmen yüzündeki gülücükler bir gün eksik olmadı. Hayata gülümsemekte hep onun öğrencisi olduk.

Sağlık ihtiyaçları nedeniyle okula dahi doğru dürüst gidemediği halde bugün üniversitede drama ve “acting” üzerine “foundation” kursu yapıyor.

Mart’ta 22 yaşında oluyor yüreğimin ince sızısı. Yaşamın ve direncin karşısında saygı ile eğiliyorum…

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.