İNGİLTERE… DÜNYA GAZETECİLERİ, BİRLEŞİN!

Dünyanın dört bir köşesinde ifade özgürlüğü ihlallerinin giderek daha vahim bir hal aldığı şu günlerde, gazeteci olmak her zamankinden daha zor.

Hemen her yerde medya çalışanları ve gazeteciler tehdit altında.

Bazı ülkelerde gazetecileri ağır bir sansür, adaletsizlik, keyfi tutuklamalar hatta cinayetler bekliyor.

Aralarında yerleşmiş demokrasilerin de olduğu diğer bazı ülkelerde ise, medyaya karşı kısıtlayıcı, küçük düşürücü ve düşmanca tavırlar giderek yaygınlaşıyor.

İngiltere de bu ülkelerden biri. Gazetecilerin itibarını zedelemek, faaliyet alanlarını kısıtlamaya çalışmak, siyaset yelpazesinin her bölümünde adeta alışkanlık edinildi.

İngiltere’de medya ortamının giderek kötüleştiği ortada. Boris Johnson’ın başbakanı olduğu Muhafazakar Parti hükümeti, daha ilk günden kısıtlayıcı ve partizan bir medya siyaseti benimsedi. İktidara geldikten bir kaç ay sonra da ülkenin en saygın kamusal kurumlarından birini hedefine koydu.

BBC’yi özelleştirip, abonelik sistemiyle çalışan daralmış bir medya kuruluşuna çevirme çabaları,  kamu hizmeti yayıncılığına son vermeye yönelik hükümet politikalarının ilk adımı.

Yalan ve yanıltıcı haberlerin kol gezdiği bir ortamda, siyasi ve ticari baskılara karşı koyabilmek ve hakkaniyetli, bağımsız yayın ilkeleri temelinde yürütülen kurumsal mirası ayakta tutabilmek kolay degil.

Ama her şeye rağmen İngiltere’de gazeteciler arasındaki dayanışma zannedildiğinden güçlü.

Bu ay başlarında, başbakanlık yetkililerinin bazı basın kuruluşlarının temsilcilerini Birleşik Krallık-Avrupa Birliği ticaret görüşmeleriyle ilgili bilgilendirme toplantısına sokmama girişimi, orada bulunan bütün muhabirlerin toplantıyı boykot etmesiyle sonuçlandı.

İngiltere’de faaliyet gösteren gazeteciler, gazeteci dernekleri ve medya özgürlüğünü savunan kuruluşların etkisi ve gücü, hukukçular ve insan hakları savunucularıyla gerçekleştirdikleri işbirliği ve ortaklıkla daha da pekişiyor.

Bunun en çarpıcı örneğini, geçtiğimiz günlerde medya özgürlükleri konusunda görevli üst düzey hukukçulardan oluşan bir panelin yayınladığı raporda gördük.

Tanınmış uluslararası insan hakları avukatı Amal Clooney tarafından kaleme alınan rapor, son on yılda, hem çoğulcu, açık toplumlarda hem de otoriter rejimlerde medya özgürlüklerinin çiğnendiği sonucuna vardı.

Sadece son iki yıl içinde 130’dan fazla gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü. Gazeteciler, sahte delillerle suçlanarak, adaletsiz yargı süreçleri sonunda  uzun yıllar özgürlüklerinden mahrum edilerek susturuldu.

Amal Clooney, “Eğer dünya liderleri basını susturmak için elbirliğiyle her geçen gün daha yaratıcı yöntemlere başvuruyorsa, medya özgürlüğünü savunan bizler de aynı yaratıcılığı göstermek zorundayız” demekte.

Üst düzey bağımsız hukukçulardan oluşan heyetin raporunda, hükümetler, ‘hedefe yönelik yaptırımları’ insan hakları ihlallerine karşı uluslararası bir araç olarak kullanmaya çağırılıyor ve bu ihlallerden sorumlu bireylerin mal ve para varlıklarının dondurulmasını, bazı ülkelere girişlerinin yasaklanmasını öneriyor.

Burada öngörülen, devletleri ya da ülkeleri hedef almak yerine, bireylere ya da kurumlara odaklanmak. Hedefe yönelik yaptırım, tek tek bakanlardan emniyet mensuplarına, üst düzey bürokratlardan  alt düzey memurlara ya da işbirlikçilere, savcılardan hakimlere, iş adamlarından çok uluslu şirket yöneticilerine kadar geniş bir yelpazede yeralan ve insan hakları ihlallerinde sorumluluk taşıdığı düşünülen bireyleri kapsıyor.

Bir şeyleri yeniden keşfetmek de gerekmiyor.  ‘Magnitsky yasası  diye bilinen kuralların, gazetecilere yönelik insan hakları ihlallerine karşı caydırıcı bir araç olacağına inanılıyor.

Magnitsky Yasaları, şu ana kadar sadece Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada tarafından kullanıldı. İngiltere’de de yasa kabul edildi ancak yürürlüğe konması için ülkenin Avrupa Birliği’nden çıkışı ardından geçiş sürecini tamamlaması bekleniyor. Bazı Avrupa Birliği ülkelerinde de Magnitsky yasasının insan hakları ihallerine karşı hedefe yönelik yaptırımlar için kullanılmaya başlanması için çalışmalar yapılıyor.

Uzun sözün kısası, ülkede tanık olunan olumsuz gidişata rağmen İngiltere’de, kayda değer sayıda gazeteci, hem kendilerinin hem de diğer ülkelerde yaşayan meslektaşlarının ifade özgürlüğü ve temel haklarını savunmaya ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla hazır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
https://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.