İNGİLTERE… Ekim Devrimi: Darbe mi, halk ayaklanması mı?

İNGİLTERE… Ekim Devrimi: Darbe mi, halk ayaklanması mı?

0
PAYLAŞ

300 yıllık Romanov hanedanlığı Şubat devrimiyle yıkılıp gitmişti. Rejimin yarattığı yıkım o kadar büyüktü ki normale dönebilmek için on yıllar gerekiyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın bilançosu inanılmaz boyutlardaydı; bir milyondan fazla asker ölmüştü; 4 milyon yaralı, 2,5 milyon esir. Çürümüş çarlığa karşı devrimci savaş 1890’da başlar ve 1924’te Lenin’in ölümüne kadar devam eder. Çeyrek asır süren mücadelenin en belirgin olanı 1905 ve 1917’de gerçekleşen kendiliğinden ayaklanmalardı. Şubat 1917’deki isyandan sonra Çarlık çareyi kaçmakta buldu. Yıkılan rejimin yerine ne konacağı sorunu etrafında güçlü politik saflaşmalar belirmişti. Dünyanın temellerini sarsan devrimci süreç, Ekim 1917’ye kadar sürdü.

Temmuz’dan itibaren “Tüm İktidar Sovyetlere!” sloganı partiler tarafından benimsenmişti. Uzlaşma üzerine geçici bir hükümet kurma noktasında anlaşma sağlanmıştı. Fakat kısa zamanda seçilmemiş hükümet, Sovyetlere karşı alternatif iktidar hazırlığına girişti. İktidarın önkoşulsuz Sovyetlere devretmesi engellendi.
Nedeni iktidarı belirleyecek iki modelin karşı karşıya getirilmiş olmasıydı. Sovyet demokrasisi ile parlamenter demokrasi ülkeyi sosyal ve politik olarak iki ayrı kampa ayırmıştı.

Topraksız köylülerle toprak sahipleri arasındaki çelişkinin çözümünü SR’lar (sosyalist devrimciler) üstlenmişti. Burjuvaziyle uzlaşarak demokratik devrimi toprak reformu ve politik özgürlüklerle sınırlandırmıştı. Parti adayları yukardan belirleniyor, halkın gerçek temsilcileri azınlıkta tutuluyordu. Halkın aşağıdan yukarıya örgütlenmesine karşıydı. Tepeden örgütlenen demokrasi, yani meclis demokrasisi, onlar için yeterliydi. Önceleri Sovyetleri destekleyen SR, kısa bir zamanda içinde bu konumunu terk etti. “Tüm iktidar kurucu meclisin” diyerek halkın en bilinçli kesimlerini içinde barındıran Sovyetleri zamanla etkisizleştirip kapattırmayı planlıyordu.

Şubat’tan Ekim’e kadar süren 245 günde güçlenerek gelişen Bolşevikler, halkın yaratıcılığıyla kurulan Sovyetleri koruyarak ülkenin geleceğini bu örgütün belirlemesi hedefini seçmişti.
Ülkenin sanayileşmiş batısı Sovyetler tarafından yönetiliyordu.
İşçi, köylü ve askerlerden oluşan sosyal taban Bolşevikleri “Sovyet demokrasisine” zorluyordu.

Halk kendi gerçek demokrasisini iş, ekmek ve özgürlüğü kazanmanın en güvenilir yolu olarak belirlemişti. İşyerlerinde, mahallerde, il ve bölgelerde temsilciler direk seçiliyordu. Sosyal tabanı olan güçlü bir iktidar hedefine kavuşmuştu.

Rusya Kışlık Sarayın Bolşevikler tarafından işgali sırasında ve KM (Kurucu Meclis) seçimleri arifesinde iki farklı demokratik rejim birbirinden iyice ayrılmıştı. Ülkedeki politik atmosfer; ya parlamenter cumhuriyet ile reformları tehlikeye sokacak meclis demokrasisine yönelmek ya da Sovyet demokrasisiyle reformları arttırarak derinleştirme aşamasına varmıştı. Bolşeviklerle öteki partiler bu noktada uzlaşamıyordu. Çünkü söz konusu olan ülkenin ulusal egemenliğine kimin sahip olacağıydı.
Egemenlik hakkını elde edenler ülkeyi yönetilemez duruma getiren ikili iktidar sorununu çözmek zorundaydı. Ulusal egemenlik hakkının bir tarafa geçmesi yakıcılığını koruyordu. Eğer parlamenter demokrasiyle parlamenter cumhuriyet kurulacaksa egemenlik egemen elitin eline geçecekti. SR, Katedler ve Menşevikler ülkeyi yöneterek yasama ve yürütmeyi ellerine geçireceklerdi. Ülke belirsiz bir geleceğe sürüklenecekti. Liberal parlamenter demokrasinin birikmiş ülke sorunlarını egemenler yararına çözecekti. Lenin ve Bolşevikler liberal demokrasinin halkı umutsuzluğa sürükleyeceğini ve reformların tıkanacağını görüyorlardı.

Özgürlük ve eşitlik uğruna mücadele eden halk Sovyetlerde örgütlüydü.

Çarlığı yıkan Sovyetler ülkenin barış toprak ve iş sorunlarını çözümleyecek örgütlülüğe sahipti.

Sovyetlerde devrimci demokrasi halkla beraber halk için uygulanıyordu.

Ülkede tek egemenlik hakkına sahip örgüttü.

Sovyet Cumhuriyeti ile Sovyet demokrasisi ülkede yasama ve yürütmeyi kontrol ederek ulusal egemenliği belirlemesi, onun doğal hakkıydı.

7 Kasım günü Bolşevikler kışlık saraydaki hükümetin görevine son vererek ülke yönetimini Sovyetlere devretmeyi kararlaştırmıştı. Sarayın ele geçirilmesi bir gün sürdü. Sabahın erken saatlerinde başladı gece yarısından sonra saat 02.15’te bitti. 30 bin kişilik askeri güç Bolşeviklerin kontrolündeydi; bunların 15 bini gönüllü işçilerdi. Sarayı ele geçirenlerin başındakiler Sovyetlerde seçilmiş delegelerdi.

Aurora’nın top atışıyla başlayan operasyon, kışlık Sarayı savunmakla görevli 8 bin denizcinin sarayı terk etmesiyle kısa zamanda amacına varmıştı. SR ve Menşeviklerin yaslandığı Çarlığın son kalıntısı yenilgiye uğratılmıştı. Seçilmemiş ve savunmasız kalan hükümetin faaliyetleri son bulmuştu.
Ancak devrimin barışçı gidişini durduran bu gelişme iki taraf için de iyi olmadı. Şubat’tan sonra savaştan kaçan askerlerin Bolşevik saflarda yoğunlaşmasının ardından SR’da çarlık ordusuna yanaşması istenmeyen askeri eylemi gündeme getirdi. Bu durum devrimin barışçı gidişinin önünü kesti. Bolşevikler barışçı yolu zorlayabilirlerdi ancak çok riskliydi, her şeyi kaybedebilirlerdi. Tüm iktidarın Sovyetlere devredilmesi ne yazık ki askeri bir operasyonla noktalandı. İktidar Sovyetlerin hakkıydı ama inadına verilmiyordu.

Sarayın ele geçirilmesi operasyonu bilinen darbelerden çok farklıydı, yarı askeri, yığınsal bir eylemdi. “Devrimci diktatörlük” olmadığı gibi “proletarya diktatörlüğü” ile hiç ilgisi yoktu. Devrimci sürecin belirli bir aşamasında demokrasinin güvenliği sağlandı. Devrim ve “darbe” nerdeyse iç içe girmişti. Bolşevikler devrimin önünde duran Çar askerlerine dayanan seçilmemiş bir eliti kenara çekti, Sovyetlere, dolayısıyla emekçi halka iktidar yolunu açtı.
Gericilerin tüm şartlı ideolojik analizlerine rağmen askeri operasyon bilinen darbe özelliklerini taşımıyordu.

20. yüzyılda tanığı olduğumuz darbeler gizli örgütlenir, demokratik koşullarda seçilmiş hükümet üyeleri tutuklanır, iktidar organlarına silahlı grup el koyar. Sosyal tabanı olmayan halktan destek görmeyen azınlıktaki silahlı güç muhalefeti terörle susturur.

Ekimde bunların sadece biri oldu; hükümet üyeleri tutuklandı. Anti-demokratik ortamlarda demokrasiye adanmış bir politik gücün varlığı çoğu zaman zorunlu oluyor. Bolşeviklerin kararlı gücü Sovyet demokrasisinin egemenlik hakkını elde etmesine yaradı. Demokrasideki güç öncelikle halkın örgütlü gücüdür. Bu iradeye kayıtsız şartsız bağımlı fiziksel güç örgütlenmelidir.
7 Kasım’da olanlar:

-Ulusal egemenlik Sovyetlerin eline geçti. Geçici hükümetin kurmaya çalıştığı parlamenter demokrasi başarısızlığa uğratıldı.
-Seçilmemiş hükümetin ülkenin kaderini belirleyen konularda karar alması önlendi.

-Bolşeviklerin silahlı operasyonu, Sovyet demokrasisinin barışçı gidişine engel olan eski rejim sembolü kışlık saray etkisiz hale getirildi.

-Askeri operasyon Sovyet demokrasinin ilerlemesi için bir güvenlik operasyonuydu, gerekliydi. Proletarya diktatörlüğü ile herhangi bir ilgisi yoktu.

BİR CEVAP BIRAK